30 Temmuz 2015 Perşembe

İyimser kız Emma 200 yaşında!

22:25 Posted by Musa İğrek , No comments

İngiliz edebiyatının ilk büyük kadın romancısı Jane Austen (1775-1817), kırk iki yaşında öldüğünde geriye altı roman bıraktı. Fakat Woolf'un deyişiyle Jane'in romanlarını yazacak, değil bir odası, sessiz bir köşesi bile yoktu. Kimi eleştirmenlerce yerden yere vurulan, kimilerince büyük bir yazar olmadığı savunulan Austen'ın, 40 yaşındayken tamamladığı ve ‘en sevdiğim romanım' dediği “Emma” 200 yaşında. Yıl boyunca romanı merkeze alan söyleşiler ve çeşitli konuşmalar gerçekleştirilirken, dünyanın önemli yayıncılarından Penguin, kitabın yayımlanmasının 200. yılı anısına, eylül ayında açıklamalı ve şık tasarımlı yeni bir Emma baskısı çıkarıyor. İngiltere'nin en çok okunan yazarlarından Alexander McCall Smith ise geçtiğimiz yıl Emma'yı yeniden kaleme almıştı.

“Emma Woodhouse, güzel, zeki, varlıklı bir kızdı. Rahat bir evi, iyimser bir yaradılışı vardı. Böylece, dünyanın en büyük nimetlerine sahip sayılırdı; ömrünün şu ilk yirmi yılında pek az sıkıntı, üzüntü çekmişti.” diye başlayan roman, bir taşra kasabasında yaşayan genç kızın gerçek aşkı bulmak hayalini ve bir yandan da insanoğlunun zayıf yönlerini işler. Roman, 19. yüzyıl İngiliz toplumunu da inceden inceye alaya alır. Selim İleri kitap hakkında kaleme aldığı bir yazısında şöyle bir değinmede bulunur: “Bana öyle geliyor ki, bütün ‘iyi' yazarlar gibi, Jane Austen da ‘iki benliği'yle çatışıp duruyordu. Şurda ironi, şurda keder... Bana sorarsanız ironisinde bile kederliydi. Emma'nın bir cümlesi hem incitir, hem gülümsetir: ‘Çok dar gelirli bekâr bir kadın, gülünç ve sevimsiz bir kızkurusu olur... ama servet sahibi bekâr bir kadın, her zaman saygıdeğerdir.'”

Austen'ın, roman yazdığı anlaşılmasın diye kâğıtlarını alelacele toplamak ve bunları saklamak zorunda kalan bir hayatı vardı. Hiç evlenmeyen yazar, kendi çocuklarım dediği romanları sayesinde mutlu bir hayat sürdü. E.M. Forster'in, yazar olarak ona hayranlık duymasına karşın, Austen'ın insan olarak çok sevimsiz ve çok bayağı yanları olduğunu dile getirdiğini hatırlatalım. Bunun yanı sıra, kendine en yakın hissettiği ablası Cassandra'nın, ünlü yazarın mektuplarının birçoğunu hiç tereddüt etmeden ateşe attığı söylenir. Cassandra'nın öldükten sonra ünlü olan kardeşini korumak için bunu yaptığı dile getirilir. Fakat, bu tavır pek çok Austen okurunu kızdıran vakalardandır. Cassandra'nın bir mektubunda anlattığına göre, ölümünden birkaç gün önce kardeşine, bir şey isteyip istemediğini sorduğunda “ölümden başka bir şey istemiyorum” demiştir. Mina Urgan'a göre bu “Jane Austen'ın söylediği tek dramatik sözdür”.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
30 Temmuz 2015


25 Temmuz 2015 Cumartesi

Moby Dick, baştan sona sesli okunacak


Londra'da Thames Nehri'nin kıyısında dünyaca ünlü tiyatro, sergi ve konserlere ev sahipliği yapan Southbank Centre, 28 Eylül-12 Ekim 2015 tarihleri arasında düzenlenecek 9. Londra Edebiyat Festivali'nin programını açıkladı. Okumalar, sergiler, konserler ve film gösterilerinin olacağı festival kapsamında, Amerikan edebiyatının usta ismi Herman Melville'in (1819-1891) Moby Dick adlı romanı yazarlar, oyuncular ve müzisyenler tarafından seslendirilecek. Dört gün boyunca 10'ar dakikalık süreyle 160 bölümde sesli okunacak Moby Dick, ilk kez baştan sona seslendirilmiş olacak. Okumayı gerçekleştirecek isimler arasında Melville'in torunlarından romancı Liza Klaussmann da yer alırken, etkinlik süresince Moby Dick temalı konserler ve çeşitli etkinlikler de düzenlenecek.

Edebiyat tarihinin en büyük romanlarından biri olan Moby Dick'in “Bana İsmail deyin” diye başlayan giriş cümlesi, edebiyat tarihinin en güzel roman başlangıçlarından biridir. Bir Amerikan edebiyatı klasiği ve denizlerde geçen bir serüven romanı olan kitabın Londra ile büyük bir bağı var. Kitap, 1851 Ekim'inde Londra'da The Whale (Balina) adıyla ilk kez yayımlanır ve daha sonra Amerika'da Moby Dick olarak basılır. Bu benzersiz romanı edebiyat dünyasına armağan eden Melville, yaşamının son kırk yılında herhangi bir eser vermedi ve susmayı tercih etti. O dönemde pek ünlü olmadığı için kimseler onun yazmayı bıraktığını, bir nevi, bu resmi olmayan emekliliğini fark etmemişti. Moby Dick ya da ilk yayımlandığı ismiyle Beyaz Balina, yazarın ölümünden otuz sene sonra bir başyapıt olarak ayrı bir yerde tutuldu ve birçok dile çevrildi. Mina Urgan'ın deyişiyle Moby Dick gerçekçi bir roman olduğu kadar, hem yapısı hem de özü açısından bir tragedyadır aynı zamanda.

Melville'in Türkiye'deki okurları için küçük bir hatırlatma yapalım. Yazarın, sanayileşmekte olan bir toplumun değişen maddi ve manevi değerlerine kafa yorarak, bir adamın portresi üzerinden, Amerika'nın bir portresini çizdiği Sağlam Adam-Bir Maskeli Geçit (İletişim Yayınları, Çev: Ayşe Deniz Temiz) adlı romanı Türkçede geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Roman, H. Bruce Franklin'in deyişiyle “Melville'in kusursuza en çok yaklaşan eseri.”

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
25 Temmuz 2015

23 Temmuz 2015 Perşembe

Klasikleri yeniden yazma modası

20:46 Posted by Musa İğrek No comments

İngilizler taklidin en iyi övgü biçimi olduğunu söyler. Bunu sanatın her dalına yaymak mümkün, fakat edebiyat söz konusu olduğunda ortaya çıkan ‘yeni' eserin sebep olduğu sonuçlarla yüzleşmek sıkıntılı olabiliyor. Son dönemde sayısı iyice artan ‘klasikleri yeniden yazma' vakasına bir yenisi daha eklendi: Jorge Luis Borges'in meşhur eseri Elif'ten (Alef) yola çıkarak yazılan El Aleph Engordado (Şişmanlatılmış Elif). Kitabın yazarı Arjantinli romancı, şair ve öğretim üyesi Pablo Katchadjian'ın başı şu sıralar dertte. Katchadjian, 2008'de yazdığı ve sadece 200 adet basılan kitaptan dolayı eser hırsızlığı ile suçlandı. Genç yazarın ifadesiyle “eşe dosta dağıtmak için” yazılan bu eser onu hapse gönderebilir.

KATCHADJIN HAPSE GİREBİLİR

Borges'in eşi Maria Kodama'nın şikayetiyle başlayan davada, Katchadjian'ın malvarlığı donduruldu. Uluslararası Yazarlar Birliği PEN ile Arjantin PEN şubesi genç yazarın cezasının düşürülmesi için kampanya başlattı. Katchadjian, kitabında eserin “genişletilmiş” bir deneme olduğunu yazsa da Arjantin yasalarına göre, izinsiz kullanılan fikrî mülkiyetin cezalandırılmasının hükmü bir aydan altı yıla kadar hapis.

Italo Calvino o meşhur metni “Klasikleri Niçin Okumalı?”da “Klasikler, genellikle, ‘okuyorum' yerine ‘yeniden okuyorum' ifadesini kullandığımız kitaplardır” der. Calvino'nun bu sözünü şimdilerde sırtını klasiklere dayayarak ‘yeniden yazmak' cümlesine dönüştürebiliriz. Son dönemde klasikleri yeniden kaleme alan yazarların artması ve Katchadjian davası konuyu yeniden gündeme getirdi. Üstelik Katchadjian bu konuda yalnız değil. Patricia Park'ın geçtiğimiz mayıs ayında yayımlanan Re Jane romanı, Charlotte Brontë'ın 1847 tarihli klasik eseri Jane Eyre'nin yeniden yazılmış hali. 2010'da hayatını kaybeden J.D. Salinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabının devamı niteliğindeki 60 Yıl Sonra: Çavdar Tarlasından Çıkış kitabı 2009'da İsveçli yazar J.D. California tarafından yazılmış ve olay Salinger tarafından mahkemeye taşınmıştı.

Edebiyat tarihinde buna benzer birçok örnek var: The Innocents, Francesca Segal (The Age of Innocence); Lavinia, Ursula K. Le Guin (Aeneis); A Monster's Notes, Laurie Sheck (Frankenstein); Bridget Jones's Diary, Helen Fielding (Aşk ve Gurur); His Dark Materials, Philip Pullman (Kayıp Cennet); March, Geraldine Brooks (Küçük Kadınlar); The Penelopiad, Margaret Atwood (Odysseia); Railsea, China Miéville (Moby Dick); The Hours, Michael Cunningham (Mrs. Dalloway); A Thousand Acres, Jane Smiley (Kral Lear).

SAYGI DURUŞU MU, TAKLİT Mİ?

Bazı eleştirmenler klasikleri yeniden yazma fikrine sıcak bakıyor, bu tür üretimlerin edebiyat dünyasını hareketlendirdiğini düşünüyor. Diğer yandan, klasik olmuş bir eserin, seneler sonra bir başka yazar tarafından değiştirilmesi, genişletilmesi veya yeniden yazılmasını kabul edilemez bulanlar da var. Asıl hikâyeyi yeniden yazılan metnin içinde açıkça hissettiren bu eserlerin, metinlerarası ilişki açısından niteliği ve nereye konumlandıracağı sorusunun yanı sıra telif hakları ve yasal düzenlemelerinin nasıl olması gerektiği kafa kurcalıyor.

Bu metinler arasında ünlü yazarların kaleminden çıkan metinler olsa da, romanların nitelik açısından nasıl bir çizgide durduğu da bu konuda kafa yorulacak sorulardan fakat sevdiği bir yazarın eserini seneler sonra bir başka yazarın yeniden yazması pek çok okuru mutlu eden bir gelişme olmasa da popüler olana ilginin önünü kesmek de bir hayli zor.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
23 Temmuz 2015

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Şiiri öyküye dönüştürme akımı


Ahmet Hamdi Tanpınar için şiir, ‘söylemekten ziyade bir susma işidir'. Tanpınar ‘sustuğu şeyleri' hikâye ve romanlarında anlattığını söyler ve devam eder: “Onun için mümkün olduğu kadar kapalı âlemler olmasını istediğim şiirlerimin anahtarlarını roman ve hikâyelerim verir.” Edebi türler arasındaki sınırların gittikçe inceldiği hatta kaybolduğu bir çağdayız. Tanpınar'ın dediği gibi bir yazar söylemek istediklerini türlerin içine ustaca yerleştirdiği o kod öğelerle aktarırken, kitabı bitirdikten sonra ona edebiyat tarihinde bir sınıf verecek türün de adını koyar. Türler arası geçiş yazarlar arasında sıkça rastlanan bir durum fakat, bir şiiri, öyküye veya romana dönüştürmek zorlu bir uğraş. Ama yine de bunun örnekleri artıyor. Britanya'da yayın yapan BBC Radyo 4, geçtiğimiz ay, Poem Stories (Şiir Hikâyeleri) adlı bir edebiyat programına başladı. Şairlerin kendi şiirlerini öyküye çevirdiği ve daha sonra hikâyenin seslendirildiği bu program, dinleyicilerden büyük ilgi görüyor.

İngiliz şair ve yazar, Profesör David Harsent programın ilk konuğuydu. Programda, şiiri bir öyküye dönüştürmesi istendiğinde, ortaya nasıl bir şey çıkacağından emin olmadığını dile getiren Harsent, 2014 TS Eliot en iyi şiir antoloji ödülüne layık görülen kitabından ‘A Dream Book' adlı şiirini öyküye dönüştürdü. Bu süreci şairin kendisinden dinleyelim: “Şiir sıkıştırılabilen bir dil, bir enerji, rüzgârdaki dalgalar gibi. Şiirimi düzyazıya çevirmek Çin işi kâğıt çiçekleri suya bırakmak gibiydi. Öykü genişledikçe, söylemek istediğimden daha da uzamaya başladı. Tasarlamadığım bir şey oldu. Sözcük dağarcığımdan bir gedik açıldı ve kelimeler bir anda ellerime düştü.” Programın ikinci konuğu olan şair Jacob Polley ise, ‘The Remedy' şiirini “A Potion” adlı öyküye dönüştürmüş. Bu fikrin bir hayli ilgi çektiğini dile getiren Polley, her iki metnin ayrı birer üretim olarak görülmesi gerektiğini anlatıyor.

Şiir gibi bir öykü

​S​on dönemde bu dönüştürmeye,​ Endonezya'nın önde gelen şairlerinden Sapardi Djoko Damono (1940) da katıldı. Damono, Haziran Yağmuru adlı şiirini altı ayda bir romana dönüştürmüş. Daha önce kimi şiirlerini öykülere çevirdiğini dile getiren şair, ilk kez şiirini romana dönüştürdüğünü belirtiyor. Bu dönüştürmelerde, öyküde ve romanda tıpkı Tanpınar'ın işaret ettiği o sesi yakalamak mümkün. Öte taraftan, Türk ve dünya edebiyatında örnekleri bulunan manzum roman (verse novel) son yıllarda yayın dünyasında yaygın bir tür olarak dikkat çekiyordu. İngiltere'nin saygın edebiyat ödüllerinden Desmond Elliot İlk Roman Ödülü 2013'te böyle bir romana verilmişti. Genç yazarların ve yayınevlerinin manzum romana dönüşünün sebepleri arasında Twitter yazarlığının etkisi gösteriliyordu. Virginia Woolf'un Dalgalar adlı eseri anılması gereken romanlardan. Woolf bu kitapla, başka yazarların göze alamayacağı bir işe girişir ve eseri, Mina Urgan'ın deyişiyle, ‘hem düzyazıyla kaleme alınacak, hem de şiir olacaktı; hem roman olacaktı, hem de tiyatro oyunu...”

Bu gelişmeler, akla eleştirmen René Wellek'in “Zamanımızın hemen hemen bütün yazarları için tür farklılıklarının bir önemi kalmamıştır. Sınırlar sürekli ihlâl edilmekte, türler birleştirilmekte ya da iç içe geçmekte, eski türler atılmakta ya da dönüştürülmekte, yeni türler oluşturulmaktadır.” sözlerini akla getiriyor. Ülkemizde böyle dönüştürme vakalarıyla çok karşılaşmasak da, Behçet Necatigil, radyo oyunlarını şiire daha yakın bulduğu için bu türden üretim yaptığını aktarır. Orhan Kemal'in de romanlarını oyuna dönüştürdüğünü hatırlatalım. Fakat yazarın bir türde yazarken ilerde yazacağı başka bir tür hakkında düşünmemeye gayret etmesi Stephen King'in deyişiyle, “yolda başka kadınlara bakmamaya çalışan evli adamlar” gibi kararlı bir tutumdur. Yazarların bu çabası, Puşkin'in, arkadaşına yazdığı bir mektupta Eugene Onegin adlı eseri için ‘bir roman değil ama şiir gibi bir roman' tanımlamasından hareketle, ortaya şiir gibi bir öykü çıkarıyor.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
15 July 2015

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Para ödülünü yazarla çevirmen paylaşacak

16:42 Posted by Musa İğrek , , No comments
İki yılda bir verilen saygın edebiyat ödülü Uluslararası Man Booker, yeni bir sürece giriyor. Man Booker, salı günü Britanya'da 1990'dan bu yana verilen Independent Yabancı Roman Ödülü ile işbirliğine girdiğini duyurdu. Bu birlikteliğin ardından, 50 bin sterlin olan ödül, yazar ve çevirmeni arasında paylaştırılacak. Daha önce sadece kitabın yazarına giden bu para ödülünden artık çevirmen de pay alacak. 

Çevirmenlerin, saygın edebiyat ödüllerinde onurlandırılması anlamına gelen bu girişim, edebiyat ödüllerinin seçim sürecinde de önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Çeviri edebiyatın daha da önem kazanacağına dikkat çeken bu ödülle birlikte, ülkelerin çeviriye olan yatırımını artırması bekleniyor. Bunun yanı sıra, yazarların ve yayınevlerinin gözünde, usta çevirmenlerin daha da kıymetleneceğini söylemek zor değil.

Uluslararası Man Booker Ödülü, 37.500, Independent Foreign Fiction Prize ise 10 bin sterlin para ödülü içeriyordu. Çeviri edebiyatın önemine dikkat çekmek için birleşen bu iki ödül, özellikle çevirmenler cephesinde büyük bir onur olarak karşılandı. Ödül İngilizce ve Britanya'da yayımlanan çeviri kitapları kapsayacak. Independent Yabancı Roman Ödülü'nü kazananlar arasında Orhan Pamuk, Milan Kundera ve WG Sebald gibi isimler bulunuyor. Macar yazar Laszlo Krasznahorkai, Uluslararası Man Booker Ödülü'nün; Alman yazar Jenny Erpenbeck ise Independent Yabancı Roman Ödülü'nün bu yılki kazananlarıydı. 

Ödül için ilk elemeler Mart 2016'da 12 kitap arasından gerçekleştirilecek. Roman ve öykü kitaplarının değerlendirmeye alınacağı ödülün kısa listesine giren yazar ve çevirmenine biner sterlin para ödülü verilecek. Her yıl, İngilizce yazılan kitaplara verilen Man Booker ödülü ise devam edecek.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
11 July 2015

7 Temmuz 2015 Salı

Romantik, bilimkurgu ve fantastik kitaplarda patlama

18:20 Posted by Musa İğrek , , , No comments

Amerika merkezli Kadaxis adlı şirket senelerdir, kitapların içeriğinden yola çıkarak çeşitli araştırmalar yayımlıyor. Şirketin üç bin kitap üzerinden yaptığı ve geçtiğimiz hafta yayımladığı araştırmasına göre, romantik, bilim-kurgu ve fantastik türünde yazılan eserlerde bir nevi ‘patlama' yaşanıyor. Bunu fark eden pek çok yayıncı ve yazar bu türe yöneliyor. Edebiyatın biraz gerilerde kaldığı bu listeden romantik yüzde 24,4, bilim-kurgu yüzde 18, fantastik yüzde 14 ve edebi yüzde 6 oranında pay alıyor. 

Ocak 2014 rakamlarına göre romantik kitaplar 1.400 milyon dolar, polisiye 750 milyon dolar, bilim kurgu ve fantastik 580 milyon dolar gelir getirmiş. Bu hayli yüksek rakamlar, yazarın bir eserini yazmadan önce metnin türünü belirlemede kıstas olabiliyor. Araştırma, bu kitapların türün popülerliği veya para kazanmak için yazıldıklarını tespit etmek güç diye not düşse de rakamlar, Amerika'daki, ülkede yayımlanan kitapları türlerine göre sınıflandıran BISAC adlı kuruluşun verileriyle büyük oranda uyuşuyor. Bu rakamlar, çok satan kitapların hangi türde olduğunu açıkça belirtiyor ve sürekli güncelleniyor. Satış rakamları ve araştırmaya konu olan üç bin kitap ele alındığında, yazarın bu türde kendi isteğiyle mi üretim yaptığı sorusu önem kazanıyor.

Popüler olanın cazibesi

Yazarların fantastik ve bilimkurgu türünde daha çok yazmayı sevdiklerini dile getiren araştırmanın sonucu, bu türde yazarların daha çok özgür ve üretkenliklerini kullandıklarını söylüyor. Araştırma, polisiye romanların ise biraz daha kendine özgü kuralları olduğu ve bu türde yazanların bu temelleri göz önünde bulundurarak metinlerini kaleme aldıklarını aktarıyor. Bu kitapları kaleme alan yazarların daha önce benzer romanlar ürettiğini ortaya koyan araştırma, metinlerin yoğun bir araştırma sonucu şekillendiğini belirtiyor.

Fahrenheit 451 adlı benzersiz kitabıyla, Amerikan edebiyatının ustalarından Ray Bradbury'nin dilimize yenilerde kazandırılan Karahindiba Şarabı'nın yanı sıra yayınevlerinin Andy Weir, Aldous Huxley, Connie Willis, Eoin Colfer, Neil Gaiman, Ray Bradbury ve Yevgeniy İvanoviç Zamyatin gibi yazarların aralarında bulunduğu bilimkurgu setlerini okura sunmaları da bu türe ülkemizde olan ilgiyi gösteriyor. 

Kalemi bırakana dek yazma süreci organik alanda ilerlerken, ortaya çıkan metin bir taraftan Tomris Uyar'ın deyişiyle türlerin kesiştiği yer yani “yaşamın kendisi” ortaya çıkarken, yazarın, okurun talebine ne derece uyduğunu veya popüler olan türlere karşı zafiyetini tespit etmek güç bir durum. Fakat ortaya çıkan ürünlerde romantik, bilimkurgu ve fantastik etiketinin ağır basmasının ve bu türlerin maddi getirisinın, pek çok yazarın iştahını kabarttığını söylemek zor olmamalı.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
7 Temmuz 2015

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Dijital yazarın yeni sınavı


Yayıncılık dünyasında yeni teknolojiler, ekonomik nedenlerle yazarlara daha cazip hale geliyor. Okuma eyleminin gittikçe şekil değiştirmesi, yazarlara ödenen telifleri de etkilerken, dijital yayıncılık daha da yükselişe geçiyor. Dünyanın online kitap satış devi Amazon, geçen hafta içinde e-kitap okuma cihazı Kindle üzerinden kitabını yayınlayan bağımsız yazarlara, okunan sayfa başına telif ücreti ödeyeceğini duyurdu. Firmanın geliştirdiği sistemde, bir sayfada belli bir süre kalan kullanıcı o sayfayı okumuş sayılırken, yazar da bu uygulamaya göre telif kazanacak. Yayınevlerinin kendi bastırdığı e-kitaplar için telif ödemesi ise yine kitap başına devam edecek, fakat bu uygulamanın yakın zamanda tüm elektronik kitapları kapsaması bekleniyor.

Uygulama, e-kitabı yayınlanan bağımsız yazarlar için büyük bir gelişme ve kazanç kapısı olarak görülüyor. Yeni uygulamaya şimdilik belli yazarlar dahil edilirken, tüm bağımsız yazarların bu sistemin bir parçası olup olmayacağı ise kesinleşmiş değil. Kitabı satın alan okur, ödemeyi hangi yöntemle yapacağını seçebilecekken, istemeyen yazarlar da bu uygulamadan çıkabilecek. Sistem, Amazon'un geçtiğimiz yıl başlattığı, aylık 9,99 dolara 600 bin e-kitaba sınırsız erişim sağlayan projesinden (Kindle Unlimited) faydalananları ve Kindle cihazı üzerinden kitap okuyanları kapsayacak. Uygulama sayesinde okurlar, aylık ücretini ödediği sürece ‘ödünç' aldığı binlerce kitabı okuma imkânı buluyor. Böyle bir önerinin bağımsız yazarlardan geldiğini aktaran Amazon, yazarların okunma düzeyini bu uygulama ile daha sağlıklı bir şekilde takip etmeyi hedefliyor.

Kitabı yarıda bırakma kararsızlığı


Amazon'un bu uygulaması pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Bu eleştirilerin ilki, kalın kitap kaleme alan yazarın daha fazla telif alacağı. Yakın zamanda dilimize kazandırılan önemli romanlar hacimleriyle dikkati çekerken, Türkiyeli yazarların kalınca kitaplar yazdıklarını söyleyebiliriz. Git gide sayfa sayıları artan romanlar, kimi okurların korkulu rüyası olsa da, raflarda büyük bir yer tutuyor. Sayfa okunma sayısına göre telif ödemeye hazırlanan sistem, bu sayede pek çok bağımsız yazarı daha uzun yazmaya itecek. Yakın dönemde yayıncılık dünyasında yazılan kitapların uzunluğu dikkate alındığında, sınırsız bir alan vaat eden e-kitaplar da bundan nasiplenecek, hatta bu alanda hacimli kitaplar daha da artacak.

Her okur beğenmediği bir kitabı yarıda bırakıp bırakmama konusunda büyük bir kararsızlık yaşar. Amazon'un bu uygulamasıyla birlikte, yazarın para kazanamayacağını bilen okur, eline aldığı kitabını bitirmediği için biraz daha fazla sorumluluk hissedecektir. Uygulama sayesinde 200 sayfalık kitabı yarıda bırakan okur ile, 100 sayfalık bir kitabı bitirmiş bir okur, yazarına aynı miktarda telif kazandıracak. Söz buraya gelmişken, Fransız yazar Daniel Pennac'ın Roman Gibi adlı kitabında yer verdiği “Okurun Hakları” bildirgesindeki maddeleri de hatırlatalım: “1. Okumama hakkı; 2. Sayfa atlama hakkı; 3. Bir kitabı bitirmeme hakkı”...

Amazon'un uygulamasının özellikle para kazanma derdine düşen yazara karşı, okurun elini biraz daha güçlendirdiği açık. Bunun yanı sıra kitabın sonuna kadar okunan yazarlar da görünürlük kazanacak, zira e-kitap cihazlarıyla kitapla olan gizli okunma-okunmama ilişkimiz de takip edilebiliyor. Geçtiğimiz yıl e-kitap okuma cihazı Kobo, hangi kitapların okunmadığını takip edebildiğini duyurmuş ve kendi bünyesinde ‘en çok satılan' ve ‘en çok sonuna kadar okunan' kitap listesini yayımlamıştı.

Yeni sistemin pek çok yenilik ve kazanç getirdiği kesin. Uygulama, yayıncılık sektöründe telifler konusunda yeni gelişmelerin ve yöntemlerin de habercisi.


Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
1 Temmuz 2015