16 Aralık 2014 Salı

Edebiyat dünyasında 40 yaş sendromu

16:19 Posted by Musa İğrek , , No comments

Edebi üretimin bir kitaba ne zaman dönüşeceğini kestirmek zordur. Bu süreç her yazarın eseri gibi kendi içinde bir hikayeyi ve zorlukları barındırır. Bu yüzden edebi üretimin niteliği yaştan öte kalıcılıkla ilgili bir mevzu. Seneler sonra kimlerin okunacağını kestirmenin zorluğunu bile bile listeler hazırlamak, yayın dünyasının sevdiği eğlenceli uğraşlarından. Bir örnek verirsek, İngiltere’nin muteber gazetelerinden The Guardian gazetesi 1929’da okurlarına 2029’da hangi yazarların okunacağını sorar. Listedeki ilk beş yazar şöyledir: John Galsworthy (1.180 oy alır), H. G. Wells (933 oy), Arnold Bennett (654 oy), Rudyard Kipling (455 oy), J. M. Barrie (286 oy). Daha 2029’a ulaşmadan listedeki birçok yazarın ismi edebiyat dünyasından neredeyse silindi. Şimdilerde İngiliz edebiyatının klasikleri olarak nitelenen James Joyce, Virginia Woolf, D. H. Lawrence, E. M. Forster ise listede pek rağbet görmediğini ve Joyce’un sadece 10 oy aldığını hatırlatalım.

Son dönemde pek çok mecrada bu türden listelerle karşılaşmak mümkün: ‘Kırk yaşın altındaki yazarlar’, ‘kırkından sonra keşfedilenler’, ‘gelecek vaat eden genç yazarlar’… İngiliz yazar Joanna Walsh, geçtiğimiz haftalarda The Guardian gazetesinde bu listelerden yola çıkarak şöyle kışkırtıcı bir soru sordu: ‘İyi yeni yazar listeleri neden hep 40 yaşın altında? Bu listelerin sadece 40 yaşın altına odaklanmasını eleştiren Walsh, edebiyatın bir spor müsabakası, bir güzellik yarışması gibi çeşitli yaş gruplarına göre sınıflandırılamayacağını dile getiriyor. Bu yaklaşımın edebi üretimin yaş ile ilgili olduğu önyargısından kaynaklandığını belirten yazar, yaş odaklı listelerin “saçmalık” olduğunu söylüyor. Yazarın bu eleştirisi edebiyat dünyasının bir nevi 40 yaş sendromuna dikkat çekiyor. ‘Edebi kariyer’in bir kuralının olmadığını belirten yazar, New Yorker ve Granta gibi edebiyat dergilerinin 40 yaşın altındaki yazarlar listesini de topa tutuyor. Charles Bukowski’nin 49, Henry Miller’in 40; Raymond Chandler’in 51 ve George Eliot’ın 50 yaşında ilk kitaplarını yayımladıklarını hatırlatırsak edebiyat serüveninde yaşın çok da önem arz etmediğini belirtebiliriz.

Kırkından sonra yazar olanlara destek

Bir yandan 40 yaşın altındaki yazar listeleri çokluk kazanırken öte taraftan bu yaşın üstündekilere de dikkat çeken oluşumlar var. 2011’de Amerika merkezli Bloom adlı edebi hareket, kırkından sonra ilk kitabını yayımlayan yazarlara destek olmak için bir çalışma başlatmıştı. Bu yazarlara dikkat çekmek ve onların edebi üretimini desteklemek için kurulan sitede (yazarlarla söyleşiler, başarı hikâyeleri ve bu olgunluk dönemindeki üretimin ne kadar değerli olduğuna dair çeşitli yazılar yer alıyor. Dünyanın dört bir yanından 40 yaşından sonra ilk kitabını yayımlayan yazarları destekleyen oluşum ‘Geç’ kime göre?’ sloganıyla edebiyatçıları destekliyor.

Edebiyat dünyasının bu 40 yaş sendromu çok da kolay geçeceğe benzemiyor, fakat kalıcı olmak her yazarın içinde tükenmeyen bir arzu iken bunun kuralı olduğunu söylemek zor. William Faulkner’ın tespitiyle, “İnsan fani olduğuna göre, onun için tek mümkün olan ölümsüzlük, geride her zaman canlı kalacak ölümsüz bir şey bırakmaktır. İşte bu, sanatçının geçmek zorunda olduğu nihai ve geri dönülmez unutulma yolunda, duvara ‘Kilroy buradaydı’ yazma şeklidir.”

Dergilerde, genç yazarlar dosyası

Notos ve Mesele dergileri aralık sayılarında genç yazarları kapaklarına taşıyor. Edebiyat ve gençler arasındaki ilişkiyi tartışan Mesele, yeni bir yazar iklimi ve yeni eserler ortaya çıkmasından yola çıkarak sözü genç yazarlara veriyor. Notos ise “en yeni ve en genç yazarlar” kapağıyla çıkmış. Semih Gümüş dergideki değerlendirme yazısında “En Yeni, En Genç Yazarlar dosyası, son dönemin yazarları arasından öne çıkanları değerlendirmeyi amaçlıyor. Nasıl bir seçim yapmamız gerektiğini düşünürken, önce en çok iki kitabı yayımlanmış olanları ayırmaya karar verdik. Sonra da yalnızca kendi yargılarımıza bakarak değil, son yıllarda seçtiğimiz yazarlar üstüne yazılmış yazılar, yapılmış değerlendirmeleri göz önünde tuttuk. Her zaman olduğu gibi, eksik yanları vardır bu dosyanın. Biz bir bölük yazarı okurların gözü önüne bir de topluca getirmeyi amaçladık... Önemli olan, bu yazarları yakından izlemek, yazdıklarını okumak.” diyor.
Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
16 Aralık 2014

0 yorum:

Yorum Gönder