5 Kasım 2014 Çarşamba

Sevmediğiniz kitabı bitirmeyin!


Herkesin, okuduğu kitapla kaynaşamadığı zamanlar olmuştur. Okur ne kadar çabalasa da kitap bir türlü akmaz. Onu bitirip bitirmeme kararsızlığı okuyanı kuşatır ve kitabı yarıda bıraktığında yerini suçluluk duygusuna terk eder. Okurun tıkandığı, bıkkınlık hissettiği anlarda kitabı yarıda bırakma hakkı var mıdır? Bu soru bir tartışmayı da beraberinde getirir. Söz konusu, herkesin dilinden düşmeyen klasikler ise kitabı yarıda bıraktığımızı itiraf etmek hayli güçleşir. Zira Italo Calvino’nun o meşhur deyişiyle, klasikler “okuyorum” değil, “yeniden okuyorum” dediğimiz eserlerdir.

Türkiye’de de okurların yakından tanıdığı İngiliz yazar Nick Hornby, geçen ay Cheltenham Edebiyat Festivali’nde okurun kitabı yarıda bırakma özgürlüğünden bahsetti. Özellikle okuma zorunluluğu hissederek başladığımız kitapların bize haz vermeyeceğine değinen yazar, “sevdiğiniz kitapları okuyun” çağrısında bulunarak okumanın tıpkı film ya da televizyon izlemek gibi zevk aldığınız sürece yapılması gereken bir eylem olduğunu söyledi. Okurun sevmediği bir kitabı bitirmek için kendini zorlamasının anlamsızlığına yapılan bu vurgunun ardından birçok kişi yarıda bıraktığı kitapların listesini paylaşırken, bu özgürlüğün bir anlamda tadını çıkardı.
Bir kitabı bitirmeme hakkı

Okuma eylemini tarif etmek güçtür. Enis Batur’un Kitap Evi adlı romanında kahraman şöyle der: “Okumanın ayrılmak, içeriye çekilmek olduğunu söylememiş miydim, eminim en az bir kez söylemişimdir. Bütün evren kenarda durur, okurken. Bir kitabın sayfaları arasına daldığınızda, ötekiler, sesleri ve sözleriyle kaybolurlar. Aydınlık, ılıman, korunaklı bir diyardasınızdır; karanlık, sert, ürkütücü bir yazının harfleri gözünüzün önünden akıyor olsa bile. Ondandır, ışığınızı söndürüp başınızı yastığa koyduğunuzda, sizi kuşatan gerçek dünyanın yerini daha gerçek bir dünyanın alacağını bilirsiniz. Böyle okumamışsanız hiç, siz henüz yaşamamışsınız demektir.” Büyük bir arzuyla başladığımız kitap bizi Batur’un kahramanını sözünü ettiği o başka diyara götüremiyorsa okuma hazzı eksik demektir. Okurun bir kitabı yarıda bırakma hakkı elbette vardır. Fakat bunu dile getirmek zordur; okuma hazzının bir kere keyfine varan okur, bu eylemi her seferinde yeniden yaşamak ister.

Fransız yazar Daniel Pennac da Roman Gibi adlı kitabında “Okurun Hakları” başlıklı bir bildirge ile şu maddeleri sıralar: “1. Okumama hakkı; 2. Sayfa atlama hakkı; 3. Bir kitabı bitirmeme hakkı; 4. Tekrar okuma hakkı; 5. Canının istediğini okuma hakkı; 6. “Bovarizm” hakkı; 7. Canının istediği yerde okuma hakkı; 8. Çöplenme hakkı; 9. Yüksek sesle okuma hakkı; 10. Susma hakkı”. Pennac bir kitabı bitirmeme hakkını şöyle açıklıyor: “Bir romanı sonu gelmeden bırakmak için sayısız neden vardır: Önceden okumuşluk hissi, bizi sürüklemeyen bir öykü, yazarın tezlerine bütünüyle muhalif olmamız, tüylerimizi diken diken eden bir üslup veya tersine, daha ileri gitmek için hiçbir neden bırakmayan bir üslup boşluğu... Diş çürüklerini, kısım şefimizin zulmünü veya kafamızı felç eden bir kalp çarpıntısını da dâhil edebileceğimiz diğer nedenleri sayıp dökmemiz gereksizdir. Kitap elimizden mi düşüyor? Düşsün!”

Roland Barthes için ise okuma eylemi şifre çözmektir: “Harflerin, sözcüklerin, anlamların, yapıların kodları çözülür, okumanın bu tanımına karşı çıkılamaz; ancak okuma doğası gereği sonsuz olduğundan kod çözmeler biriktirildiğinde, anlamın durma cesareti elinden alındığında, okuma pedal çevirmeden aşağı sürüklenerek yaşanan bir eyleme (yapısal eğilimi de bu yöndedir) dönüştürüldüğünde okur diyalektik bir altüst olma yaşar: Sonunda kodları çözmez, yeni kodlar belirler; şifreleri çözmez, üretim sürecini yaşar, dilleri üst üste yığar, hiç usanmadan sonsuza dek diller tarafından aşılmaya bırakır kendini: İşte okur, o aşılan kişidir.” Başka deyişle, bir kitabın bitirilmeye lâyık olmadığının farkına varmak uzun bir okurluk süreci gerektirir.

Pennac bir kitabı okumayı bırakmamızı şu sebebe dayandırıyordu: “Anlaşılmaz bir yenilgi duygusu.” Bu yenilgiyi şöyle açıklıyor yazar: “Açtım, okudum ve benden daha güçlü olduğunu sezdiğim bir şey tarafından bastırıldığımı hissettim. Sinirlerimi topladım, metinle kavga ettim ama nafile, burada yazılı olanın okunmaya değer olduğunu düşünmem boşuna, hiçbir şey anlamıyorum -veya hiç denecek kadar az şey anlıyorum-, bana bir tutamak sunmayan bir ‘gariplik’ hissediyorum.”

‘Okumanın zevkine ulaşmak için okuyun’

Elimize aldığımız kitap merak duygunuzu kamçılamıyorsa sorumluluğu yazara atmaya hakkımız var, zira bu ilişkide tek suçlu okur değildir. Sözü Ernest Hemingway’e verelim: “Benim yazdığım her­hangi bir şeyi sadece okumanın zevkine ulaşmak için okuyun. Bunun dışında ulaştıklarınız okuma eylemine kendi katkınız yönünde olacak.”

Okuduğumuz kitaptan haz alamıyorsak onu bırakmaya gücümüz olmalı, önerisinde bulunan Hornby aslında Alberto Manguel ile aynı cepheden konuşur. Manguel iyi okuru işaret ederek, “Herhangi bir du­ruma öylece herhangi bir kitabın uymayacağını da öğrenmiştir. Kendini yanlış yerde yanlış kitapla bulan ruha acıyın.” der ve ekler: “Kimse, okurların en iyisi bile, bazı kitapların ne­den bazı durumlara uygun olduğunu ve ötekilerin olmadığını açıklayamaz. Kelimelerle ifade edilemez şekilde, insanlar gibi, durumlar ve kitaplar da esrarengiz bir biçimde birbiriyle anlaşır ya da uyuşmaz.”

“Okumak fiilinin emir kipine tahammülü yoktur. Başka fiillerle de paylaşır bu nefretini: ‘Sevmek’ fiili...’ Hayal etmek’ fiili...” diyen Pennac gibi düşünür Manguel de... Ona göre vaktiyle bir kenara bıraktığımız kitap tozlu halde mevsimini bekliyordur. Yine Pennac’ın sözleriyle: “‘Olgunluk’ kavramı garip şeydir okuma alanında. Belli bir yaşa gelene kadar belli okumalar yapacak durumda değilizdir, pekâlâ. Fakat iyi şarapların tersine iyi kitaplar yaşlanmaz. Raflarımızda bizi beklerler ve yaşlanan biz oluruz. Kendimizi onları okuyacak kadar ‘olgun’ sandığımızda bir kere daha varırız üzerlerine. O zaman iki şeyden biri olur: Ya buluşma gerçekleşir ya da yeni bir fiyaskoyla karşılaşırız. Belki bir daha deneriz, belki de asla.”

Kötü kitaplar zihin için zehirdir

Pennac’ın sözünü ettiği olgunluk, yarıda bıraktığımız kitabın kötü olduğu anlamına gelmez. Fakat okuma eylemi elimize aldığımız her kitabı bitirme alışkanlığından öte bir zevke dönüşmediğinde durum değişir. Öte tarafta, kötü kitapla vakit kaybeden okur, haliyle iyi kitaba ayıracak zamanı da öldürmüş olur. Bitirdiğimiz her kitabın iyi olduğu yanılgısı bir başka çıkmaz olarak karşımıza çıksa da, kötü kitabın okurdan götürdüğü çok şey vardır. Ayrıca yarıda bıraktığımız bir kitap hakkında yorum yapma, onu başkalarına önerme hakkımızın olup olmadığı da tartışılabilecek bir konu.

“Kötü kitaplar zihin için zehir mesabesindedir, aklı tahrip eder.” diyen Arthur Schopenhauer, sevmediği bir kitabı bitirip bitirmeme kararsızlığı yaşayan okurun imdadına şu sözleriyle yetişmişti: “[...] okumak söz konusu olduğunda geri durabilmek -nerede duracağını bilmek- çok önemlidir. Geri durulacak yeri kestirmedeki maharetin esası, zaman zaman neredeyse salgın halinde, yaygın olarak okunan herhangi bir kitabı sırf bu yüzden okumaktan ısrarla uzak durmaktır denebilir; sözgelimi sebepsiz gürültü şamata koparan, hatta yayın hayatının ilk ve son gününde birkaç baskıya ulaşabilen, sonra da unutulup giden siyasi veya dinî risaleler, romanlar, şiirler ve benzeri böyledir. Ama şunu hatırdan çıkarmayın, ahmaklar için yazanlar her zaman karşılarında geniş bir dinleyici kitlesi bulurlar; okuma zamanınızı sınırlamaya dikkat edin ve okumak için ayırdığınız zamanı da münhasıran bütün zamanların ve ülkelerin büyük kafalarının eserlerine tahsis edin, onlar insanlığın geri kalanını yukarıdan seyrederler, şöhretleri onları zaten bu hüviyetiyle tanıtır. Okunması halinde sadece bunlar insana gerçekten bir şeyler öğretir ve onu eğitir.”

Bir okur sadece bütün kitap adlarını ve yazarlarını öğrenecek kadar bile ömrünün olmadığını bilir. Yayımlanan kitapların çokluğunu düşününce, Hornby’nin kitabı yarıda bırakma özgürlüğüne vurgusu anlamlı görünüyor. Hem ne demişti Schopenhauer: “İyi olanı okumak için kötü olanı hiçbir zaman okumamayı insan kendisine düstur edinmeli: Çünkü hayat kısa ve hem zaman, hem dinçlik insan için sınırlı.”

Musa İğrek
Kitap Zamanı
3 Kasım 2014



1 yorum:

  1. İlgiyle okuduğum hoş bir yazıydı. Konu hakkında ben de blogumda birkaç kelam ettim. Selamlar.
    http://polatonat.blogspot.com/2014/11/okurun-sevmedigi-kitab-yarda-brakma.html

    YanıtlaSil