30 Kasım 2013 Cumartesi

‘Süreli yayınlar kütüphanesi kurulsun’


Türkiye'nin en uzun soluklu dergisinin kurucusu Yaşar Nabi, "Dergicilik zor iş.” demişti bir yazısında ve eklemişti: “Bir derginin edebiyata yeni isimler kazandırıp kazandırmadığı çok önemlidir." Süleyman Şah Üniversitesi'nde önceki gün düzenlenen “Günümüzün Fikir ve Sanat Vadileri: Edebiyat Dergileri” başlıklı panel de günümüzün dergi yöneticilerini buluştururken dergiciliğin hâlâ zor bir zanaat olduğunu gözler önüne serdi. Beşir Ayvazoğlu (Türk Edebiyatı), Enver Ercan (Varlık), Hüseyin Su (Hece), Ali Haydar Haksal (Yedi İklim), Hasan Ahmet Gökçe (Yağmur) ve Naime Erkovan’ın (Karabatak) katıldığı söyleşiyi, Süleyman Şah Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Fatih İyiyol yönetti.

Edebiyat ile bağı olan herkesin dergicilikle bir ilişki kurduğunu söyleyen Beşir Ayvazoğlu, “Gözünü edebiyat dergilerinde açan bir yazarım. Sekiz yıldır dergiyi tek başıma yönetiyorum. Edebiyat dergileri yazar, şair ve eleştirmen yetiştiren mekânlardır. Sabırlı bir şekilde çalışırsanız ve kendinizi geliştirirseniz zamanı geldiğinde o derginin sayfalarından taşarsınız.” dedi. Dergilerin bir tarafta şairler ve yazarlar mezarlığı olduğunu, öte tarafta ise bu koleksiyonların bir hazine şeklinde meraklısını beklediğini belirten Ayvazoğlu, “Dergilerde dönemin ruhunu, edebiyat tartışmalarını görmek mümkün. Türk yayıncılık tarihinde uzun soluklu dergilerden tutun da, batan çıkan ve tek sayılık yayımlanan Küllük gibi dergiler de var.” dedi. Yeni fikirlerin dergilerden çıktığını dile getiren Ayvazoğlu, “Bir edebiyat dergisinin başarısı geleceğe kalacak isimler yetiştirmesidir.” dedi. Basılı derginin en az 40-50 sene daha varlığını koruyacağını düşünen Ayvazoğlu, ülkemizde bir “Süreli Yayınlar Kütüphanesi” kurulması için de çağrıda bulundu.

Ayvazoğlu'nun bu fikrinin temelinde, sahipsiz ve bakımsız kaldığı için mahkeme kararıyla 2003'te Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne devredilen Hakkı Tarık Us Kütüphanesi yatıyor. Bir şahıs kütüphanesi olmasına rağmen Hakkı Tarık Us, dergi ve gazete arşivi bakımından Türkiye'nin en önemli arşivlerinden biriydi. Bu iki kütüphane birleştiği halde hâlâ pek çok dergi ve sayının eksik olduğunu söyleyen Ayvazoğlu, “Kültür ve edebiyat tarihimize dair önemli bilgilerin yer aldığı süreli yayınların tam koleksiyonunu bulmak zor. Değişik kütüphanelerde değişik dergilerin sayıları, koleksiyonları var. Bu koleksiyonlar birleştirilip dijital ortama aktarılmalı. Bu sayede araştırmacılar her sayının peşinde kütüphane kütüphane dolaşmak zorunda kalmayacak.” dedi. Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ni “Süreli Yayınlar Kütüphanesi”ne dönüştürme fikrini dile getirdiklerini fakat bunun için herhangi bir adımın atılmadığını belirten Ayvazoğlu, süreli yayınların yakın tarih araştırmaları açısından çok önemli birer kaynak olduğunu ifade etti.

Yaşar Nabi'nin inadı

Enver Ercan ise konuşmasında, Yaşar Nabi'nin kurucusu olduğu ve genç yaşta yayın yönetmenliğini üstlendiği Varlık dergisini anlattı. Ercan, derginin 80 yıllık uzun ömrünü Yaşar Nabi'nin inatçı kişiliğine bağladı, zira Yaşar Nabi, II. Dünya Savaşı'nda yedek subay olarak askere alındığında bile askeri çadırda dergiyi hazırlar ve kesintiye uğratmaz. 1981'de Yaşar Nabi'nin ölümünden sonra kızının aynı inatla yayıncılığa devam ettiğini söyleyen ve Varlık dergisinin Türk edebiyatına pek çok yeni isim kazandırdığını belirten Ercan, Yaşar Nabi geleneğini sürdürdüklerini ve ideolojik etmenlerden öte dergide yer verdikleri yazarların Türkçeye hizmet etmiş olmasını önemsediklerini dile getirdi.

Ali Haydar Haksal ise kendi dergi serüveninden söz ederek Nuri Pakdil ve Cahit Zarifoğlu ile yollarının nasıl kesiştiğini ve Yedi İklim'in kuruluş hikâyesini anlattı. 164 yıllık bir dergicilik tarihimizin olduğunu dile getiren Hece dergisi yayın yönetmeni Hüseyin Su, “Edebiyat dergiciliği Abdülhamid devrinde altın çağını yaşamıştır. Dergilerimizin en büyük yükü ise Batılılaşmadır.” dedi. Su, 1997 Ocak ayında kurulan Hece dergisinin üç dergi şeklinde (edebiyat, öykü ve düşünce) planlandığını fakat düşünce dergisini hâlâ hayata geçiremediklerini söyledi.

Hasan Ahmet Gökçe, Yağmur dergisinin 30 kişilik bir yayın kuruluna sahip olduğunu ve bir camianın edebiyat, kültür ve sanat anlayışını ortaya koymak için yola çıktığını ifade etti. Gökçe, 1998'den beri yayın yapan derginin, her yıl hikâye yarışması ve sempozyumlar düzenlediğini söyledi. Naime Erkovan ise Karabatak dergisinin yazarlık atölyelerinden yetişen öğrenciler için bir okul vazifesi gördüğünü ve bu atölyelere katılanlar için yazarlığın bir hayal olmadığını dile getirdi.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
30/11/2013

11 Kasım 2013 Pazartesi

Kültür kurumları AB hibelerinden habersiz!

Hale Ural, Tuba Köksal ve Hakan Tanrıöver

Avrupa Birliği'nin (AB) oluşturduğu ve 2007-2013 yıllarını kapsayan ‘Avrupa Kültür Programı' tamamlanmak üzere. Programın Türkiye'deki ayağından sorumlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Kültürel İrtibat Noktası'ndan Hale Ural, Tuba Köksal ve Hakan Tanrıöver ile programın değerlendirmesini, yeni hibe programını ve Türkiye'deki kültür kurumlarına önerileri konuştuk.

Kültürel İrtibat Noktası olarak, Avrupa Kültür Programı süresince nasıl bir sorumluluğunuz oldu?

Kültürel İrtibat Noktası olarak programın Türkiye'deki tanıtımından, yaygınlaştırılmasından ve takibinden sorumluyuz. Ankara ve İstanbul olmak üzere iki ofisimiz bulunuyor. Bu görevi yerine getirmek için iki ana noktaya odaklanmak gerekiyor. İlk olarak çok daha operasyonel işlerden bahsedilebilir. Yani tanıtım çalışmaları yapmak, proje hazırlık süreçlerinde yardımcı olacak başvuru materyallerini Türkçe olarak hazırlamak, proje hazırlama eğitimleri vermek, aktörlere bu süreçte danışmanlık vermek gibi daha çok programın işleyişine ilişkin faaliyetler. İkinci ve en önemlisi ise ülkedeki kültür ortamını, kültür altyapısını ve kültür sektörünü (alt sektörler de dahil olmak üzere) tanımaya, anlamaya yönelik çalışmalar. Biz bu konuda Türkiye olarak birçok ülkedeki kültürel irtibat noktalarından daha ileride olduğumuzu düşünüyoruz.

Avrupa Kültür Programı'na Türkiye'den daha çok hangi alandan başvuru geldi?

Kültür Programı'nda destek alan projeler çoğunlukla disiplinler arası projeler oluyorlar. Ancak ağırlıklı olarak görsel sanatlar ve performans sanatları ve edebi çeviriler alanlarında proje desteği alındığını söyleyebiliriz. Türkçe de programın çeviri desteği alabildiği resmi diller arasında.

Programa en fazla hangi kurum başvuruda bulundu ve programdan Türkiye ne kadar hibe aldı?

Merkezi İstanbul'da bulunan Amber Platform ya da diğer adıyla Beden İşlemsel Sanatlar Derneği, geçtiğimiz programda en fazla sayıda projede yer alan oluşum. Koordinatör olarak destek aldıkları projeler dışında çok sayıda projede de Türkiye'den ortak olarak rol aldılar. Anadolu Kültür, Apartman Projesi, BİMERAS Kültür Vakfı da geçtiğimiz dönemdeki en aktif kurumlar arasında sayılabilir. Avrupa Kültür Programı 2007-2013 döneminde Türkiye'den kurumlar toplamda 67 projeye dahil olmuştur. Projelerin toplam mali büyüklüğü 60.417.461,58 Euro'dur. Söz konusu projelere sağlanan AB hibesi ise 30.184.263,90 Euro olmuştur. Ancak bu istatistikler program süresince Avrupa Komisyonu tarafından yıllık bazda ilan edilen sonuçların bir derlemesi olarak oluşturulmuştur. Programdan Türkiye'deki kurumların ne kadar hibe aldığı, projelerin çok ortaklı olması sebebiyle henüz Komisyon tarafından resmi olarak açıklanmamıştır.

Diğer ülkelerle kıyaslandığında Türkiye'deki tablo nasıl gözüküyor?

Son yıllarda katılım ve destek oranların-da artış olduğu söylenebilir ancak Türkiye'deki kültür aktörlerinin Avrupa Kültür Programı'na katılımı diğer ülkelere kıyasla sınırlı bir düzeyde kalmıştır.

Türkiye'deki kültür kurumlarının bu hibe programını iyi değerlendirebildiği söylenebilir mi?

Türkiye'den proje koordinatörü olarak destek alan sınırlı sayıda kurum vardır. Türkiye'deki kültür aktörleri daha çok proje ortağı olarak sürece dahil olmuşlardır. Son yıllarda katılım ve destek oranlarında artış olduğu söylenebilir. Bu durumun kökeninde ülkemizdeki kültür ortamına ilişkin yapısal ve sistemsel özellikler kadar Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olmamasından kaynaklanan ilişkisel zorluklar (vize süreçleri, sanatçı hareketliliği, coğrafi mesafenin fazlalığı vb.) da etkili görünmektedir.

2007-2013 programından Kültürel İrtibat Noktası olarak neler öğrendiniz?

Kültürel İrtibat Noktası'nın çalışmaları kendi kültür politikalarımızı geliştirmek, dünyaya açmak ve diğer ülkelerle kültürel etkileşimde bulunarak daha geniş bir coğrafyadaki kültür politikaları ile ilişkilendirmek açısından önem taşıyor. Biz bu süreçte hem bu ilişkiler ağının nasıl işlediğini ve kendi ülkemize ne gibi kazanımlar getirdiğini görmüş ve tartışmış olduk hem de diğer ülkelerdeki ve kendi ülkemizdeki kültür aktörleriyle, kültür politikası alanında çalışan akademik ortam ve sivil toplum ile ortak bir dil oluşturmaya, temas etmeye çalıştık. Özellikle ülkemizdeki yaratıcı sektörü anlamaya yönelik temaslarımızla ve koordine ettiğimiz projelerle kamu, özel sektör ve sivil toplum arasında daha güçlü bir kültürel diyalog ortamı oluşturma yolunda önemli bir yol kat ettiğimizi düşünüyoruz.

Yeni hibe programı 2014-2020 Yaratıcı Avrupa'dan (Creative Europe) bahseder misiniz ve programa başvuracak kurumlara neler önerirsiniz?

Program, Avrupa Komisyonu'nun Kültür, Medya ve Media Mundus programlarını tek bir çatı altında topluyor. Yeni programın bütçesi yüzde 9’luk bir artışla 1,462 milyar Euro olarak belirlendi. Kültür sektörü ve yaratıcı endüstrilerde faaliyet gösteren kültür aktörlerinin desteklenmesi yoluyla Avrupa genelinde yaratıcılığın geliştirilmesini amaçlayan program çeşitli finansal destek mekanizmalarını birlikte kullanıyor olacak. Önümüzdeki günlerde programa ilişkin detaylar Komisyon tarafından açıklanacak. Dolayısıyla Kültürel İrtibat Noktası duyurularını ve faaliyetlerini takip etmelerini öneririz. Ayrıca web sayfamızın (www.ccp.gov.tr) yayınlar bölümünden geçtiğimiz dönemde ülkemizden hangi kurumların, hangi projelerle programdan destek aldıklarını görebilirler.

Başvurunuz reddedilirse yeniden deneyin, vazgeçmeyin! 

"Başvuruların kabul edilememesi çok sayıda sebepten kaynaklanabiliyor. Bunların bir kısmı tümüyle prosedürle ilişkili. Bir bölümü ise projelerin niteliğiyle bağlantılı. Komisyon tarafından projelerin programın ana hedefleriyle örtüşecek bir vizyon ve eylem planına sahip olması bekleniyor. Ancak bunu sağlamak her zaman çok kolay olmayabiliyor. Bazı durumlarda kurumlar Avrupa genelinde sanatın ve sanatçının hareketliliğini destekleyecek, Avrupa içinde kültürel etkileşimi tetikleyecek, daha bütünsel vizyona sahip projeler hazırlamak yerine çok daha tekil ve dar kapsamlı önerilerle yola çıkıp destek talebinde bulunabiliyorlar. Burada asıl önemli olan, ülkemizden yapılan toplam başvuru sayısının yeterince yüksek olmaması. Ne kadar çok başvuru yaparsanız, içlerinden destek alma şansını yakalayacak projelerin çıkma şansı da o kadar yüksek olabiliyor. Ayrıca projelerin reddedilme gerekçeleri, program kriterleriyle ilişkilendirilerek kurumlarla paylaşılıyor. Kurumlar bu şekilde bir sonraki çağrıda projelerini iyileştirerek tekrar başvuru yapabiliyorlar."

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
11/11/2013



4 Kasım 2013 Pazartesi

Şehirler ki korku verir

Fotoğraf: Kürşat Bayhan
Eduardo Cadava, Türkçede Işık Sözcükleri adıyla yayımlanan kitabında, fotoğrafın bir yitirmişlik biçimi olduğundan söz eder. Walter Benjamin’den alıntılayarak şöyle der: “Fotografi, tarihte ilk kez, bir insana ait kalıcı ve şaşmaz izleri muhafaza etmeyi olanaklı kıldı.” Fotoğrafın insana ait izleri önümüze sunmaktaki bu ürkütücü gücü, görüntülerin zenginliği ve sarsıcı derinliği ile daha da anlam kazanır. Zaman foto muhabiri Kürşat Bayhan’ın Away from Home (Evden Uzakta) adlı fotoğraf kitabı da Benjamin’in sözünü ettiği insana özgü izleri tüm çıplaklığıyla yanı başımıza getirip tuhaf bir boşluğa itiyor bizi.

Konya, Şanlıurfa, Kastamonu, Çanakkale, Şırnak, Aksaray, Diyarbakır, Erzurum ve Türkiye’nin dört bir yanından adı Rıdvan, Musa, Hayati, Hüseyin, Ali, Faruk, Kadir, Yusuf, Ahmet olan ve memleketinden ayrılarak İstanbul’a göç eden hayatların peşine düşen Bayhan’a kulak verelim: “Yaklaşık beş yıl önce başladığım ‘Evden Uzakta’ projesi, İstanbul’da en fazla göç alan bölgelerden biri olan Eminönü Küçükpazar semtinde yaşayan insanları kapsıyor. Umudunun ve hayallerinin arkasından koşan binlerce kişi zor şartlar altında yaşam mücadelesi veriyor buralarda. 1960, 1980 ve 90’lı yıllarda yaşanan göçün ardından dördüncü kuşak diyebileceğimiz bu kitle, eğitimsizlikleri nedeniyle daha çok gündelik işlerde çalışıyor.”

Bayhan’ın fotoğrafları bizi göç, kaçış, kopma, bellek, hatıra ve aidiyet gibi bir hayli derin ve karışık kavramlarla yüzleşmeye çağırırken, iç göçle yerinden ayrılmanın sancılı süreci her fotoğrafta kendini belli ediyor. Fotoğrafçının misafiri olduğu hayatların içine dahli, kendisi ile onlar arasındaki sınırları kaldırarak, onu da bir ‘göçer’ haline dönüştürmüşe benziyor. Peşine düştüğü hayatlar Benjamin’in “çok yakında artık önümüzde olmayacağını bildiğimiz şey”lere davet ediyor bizi, zira bu binlerce kişiden geriye kalan sadece onların görüntüleri. Yaşadıkları acılardan ve şimdiki akıbetlerinden habersiz kendi hayatlarımızı sürdürüyoruz.

SENELERİN EMEĞİ

Fotoğraflardaki hayatların aksine, Bayhan’ın kitabı barındırdığı fotoğraflarla talihli bir serüven yaşamış. Senelerin emeği olan kitap, henüz basılmamışken, geçtiğimiz yıl Bursa Fotoğraf Festivali’nde “Maket Kitap Ödülü” kazanır. Yayımlandıktan sonra ise Japonya’da düzenlenen Sagamihara Fotoğraf Ödülleri 2013 “Sagamihara Asya Büyük Ödülü”ne layık görülür. İtalya’da “Yılın Portfolyoları 2013” kitabında da kendine yer bulur.

Kent ve birey arasındaki ilişkiyi, İstanbul’a göç eden ve beraberinde hayallerini taşıyan insan manzaraları üzerinde siyah beyaz karelerle önümüze sunan kitapta yaklaşık yüz fotoğraf yer alıyor. Göçün sonucu ve ruhsal yıkımlarını kitabın daha ilk sayfalarından görmek çok da zor değil. Bayhan’ın fotoğraflarındaki zengin dil ve yakaladığı güçlü kareler telaşlı bir iç göçün merhalelerini bir bir yakalıyor. Can Bahadır Yüce, Uzakta Beyaz adlı kitabındaki “Şehir Korkusu” adlı şiirinde “şehirler ki korku verir/ eski denizlere, şimdi yetim/ en çok ölüme benzer şehir/ ben bunu bildim” diyordu. Yüce’nin şiirindeki o korkuyu fotoğraflardaki yüzlerden okumak mümkün. Kimi zaman kızgın, kimi zaman çaresiz, sizi göz hapsine alarak ele geçiren bakışlar kuytularda kalmış hayatları sarsıcı bir görsel dille aktarıyor.

Amerikalı usta fotoğrafçı Mary Ellen Mark, önsözde Bayhan için şöyle diyor: “Güçlü ve yürek parçalayıcı fotoğrafları beni derinden etkiledi. Bunlar, Anadolu’dan göç ederek İstanbul’a çalışmaya gelen; ailelerinden, topraklarından ve kültürlerinden ayrılan umutsuz insanların öykülerini anlatıyordu. Kürşat’ın kitabı insanlar ve onların hayatta kalma mücadeleleri ile ilgili görsel olarak güçlü, eşsiz ve güzel anlatılan bir öykü. Harika bir gazeteci ve gerçek bir hümanist olmasının yanı sıra Kürşat harika bir şair.”

Öykücü Ayla Kutlu’nun dediği gibi, göç insanı eksiltir. Bayhan incelikli bir duyarlılıkla çektiği fotoğraflarda o sözü edilen eksikliğin tam manasıyla nasıl bir ‘görüntü’ olduğunu tek tek yanı başımıza bırakıyor. Fotoğraflardaki etkileyici suretler ve mekânlar, her birinin üzerine hikâyeler yazılabilecek canlılıkta dururken, kimi fotoğraflardaki titrek görüntüler izleyiciyi bir boşluğa iterek zihninde parçaları tamamlamasını istiyor. Away from Home, özenli ve şık baskısı ile dikkati çekiyor. Özellikle Türkçede fotoğraf kitaplarının eksikliğini hissettiğimiz hatırlanırsa bu güzel eserin yakında Zaman Kitap’tan dilimizde de yayımlanacak olması sevindirici. (www.kursadbayhan.blogspot.com)

Musa İğrek
Kitap Zamanı
Sayı: 94
4/11/2013

Kitap fuarının davetiyeleri korsana düştü


32. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, geçtiğimiz cumartesi günü Beylikdüzü’ndeki fuar merkezinde açıldı. TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım AŞ tarafından düzenlenen fuar, öğrenci, öğretmen ve emeklilere ücretsiz iken, fuara giriş bedeli ise 7 TL. Fakat fuara gelmek için metrobüsü tercih eden ziyaretçileri bir sürpriz bekliyor. Köprü üstüne tünemiş korsancılar yayınevlerine dağıtılan ve fuara ücretsiz giriş imkanı sağlayan davetiyeleri 5 TL’ye satıyor. Ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği bu davetiyeler bir bir alıcı bulurken köprüde ve metrobüs çıkışında sayıları onları aşan genç, yaşlı korsancılar da hallerinden epey memnun gözüküyor. Akıllara takılan soru ise korsancıların üzerinde “para ile satılamaz” ibaresi bulunan bu davetiyeleri nasıl elde ettiği.

TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım AŞ, fuarda stant kiralayan her katılımcıya 30-50 arasında davetiye dağıtıyor. Bunu fırsat bilen korsancılar, sabahın erken saatlerinde ve gün içinde stantları gezip kibarca “Fazla davetiyeniz var mı?” diye talepte bulunuyor. Bu nazik daveti geri çeviremeyen kimi stant görevlileri ellerindeki davetiyelerden birkaçını verebiliyor. Stantları gezerek davetiyeleri biriktiren bu içerideki “şahıslar” fuarın hemen çıkışını mekan tutan arkadaşlarına deste deste biriktirdiği davetiyeleri iletiyor. Korsancıların davetiyeleri nasıl elde ettiğine dair bir başka yorum ise bu davetiyelerin korsan baskısının yapılıp fuar çıkışında satılıyor olması.

Fuar alanının çıkışında özellikle metrobüs yolundave köprü üstünde ellerinde onlarca davetiyeyle “5 TL’ye fuar davetiyesi” diye bağıran korsancılarla biraz pazarlık yapınca davetiyeleri 3-4 TL’ye almak mümkün. Önceki yıllarda da zaman zaman boy gösteren korsancılar bu yıl daha da aktif durumda. TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım AŞ, Bursa, İzmir, Adana ve Diyarbakır gibi illerde düzenlediği kitap fuarlarına ücretsiz giriş imkanı sağlarken İstanbul Kitap Fuarı’na uygulanan 7 TL politikası ve katılımcılara dağıtılan davetiyelerin nasıl elden çıkıp 5 TL’ye satıldığı kafaları karıştırıyor. Fuara katılan kimi yayıncılar İstanbul Kitap Fuarı’nın da diğer illerdeki fuarlar gibi girişin ücretsiz olmasından yana.

Fuardaki “şaşırtıcı” manzara bununla sınırlı değil. Yine fuar girişini mekan tutan pilavcılar, ciğerciler, simitçiler ve kuruyemişçiler, kitap fuarına yakışır bir manzara sergilemezken, ziyaretçilerin ilgi gösterdiği bu seyyar satıcılar giriş çıkışlarda yoğun bir kalabalık oluşturuyor. Seyyar satıcılardan alışveriş eden ziyaretçilerin ise haklı bir gerekçesi var, zira fuar alanındaki kafeteryaların fiyatları oldukça yüksek. Fuardaki ‘uçuk’ rakamların farkında olan ziyaretçiler, seyyar satıcılardan yolluklarını alıp fuara giriş yapıyor. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 500 bin kişinin katıldığı fuara bu yıl 700 bin kişinin katılması beklenirken, dünyaya açılmaya çalışan 32. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’ndaki bu türden manzaralar fuara maalesef gölge düşürüyor. 32. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 10 Kasım’a kadar devam edecek.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
4/11/2013

http://www.zaman.com.tr/kultur_kitap-fuarinin-davetiyeleri-korsana-dustu_2161507.html

1 Kasım 2013 Cuma

Tanpınar Festivali’nde edebiyat şöleni


Şehir ve Oyun temasıyla bu yıl 5’incisi düzenlenen İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nin (İTEF) açılışı önceki akşam Avusturya Kültür Ofisi’nin Yeniköy’deki tarihî binasında gerçekleşti. Geceye, edebiyat ve sanat dünyasından pek çok isim katılırken açılış etkinliği, Avusturya Kültür Ofisi’nin Bele Marx ve Gilles Mussard tarafından 6.000 alüminyum elbise askısından oluşan dikkat çekici yerleştirmesi altında konuşmalar ve okumalar ile sürdü. 

Avusturya Kültür Ofisi Müdürü Konsolos Doris Danler konuşmasında böyle önemli bir festivalin açılışına ev sahipliği yapmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. Kalem Ajans adına konuşan Nermin Mollaoğlu ise “Altı yıl önce, İstanbul’da bir edebiyat festivali gerçekleştirme hayalim vardı. Bunu gerçekleştirmenin sevincini yaşıyorum. Festival beşinci yılında gittikçe daha da büyüyor ve genişliyor.” dedi.

Açılış konuşmalarının ardından Avusturyalı üç yazar Andrea Winkler, Thomas Stangl ve Teresa Präauer’ın yanı sıra Oya Baydar ve Mario Levi kitaplarından bölümler okudu. Yazarların uzun süren okumaları bir yana, Präauer’ın kalabalığa seslenip, kitabından bir bölüm okuyacak son yazarın kendisinin olduğunu hatırlatması, misafirlerin gecedeki okumaya ilgisini toparlamaya yetmedi. 

Manguel’den Cumhurbaşkanlığı’na ziyaret 

3 Kasım’a kadar sürecek festival, 15 ülkeden 45’i aşkın yazarı ağırlayacak. İstanbul’un pek çok kitapçısını, kültür kurumunu mekân tutacak festivalde okumalar, söyleşiler, sektörel buluşmalar, çocuklarla etkinlikler ve Türk edebiyatının uluslararası edebiyat çevrelerine tanıtılmasını amaçlayan programlar yer alıyor. Festivalin en çok konuşulan ve merak edilen bölümü ise “Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir”. 

Arjantinli usta yazar Alberto Manguel, Tanpınar’ın Beş Şehir eserinde yer alan İstanbul, Ankara, Bursa ve Erzurum ve Konya’ya giderek ikişer günlük ziyaretlerde bulunacak ve izlenimlerini bir kitaba dönüştürecek. İTEF’in açılışına da katılan Manguel’in, bu edebiyat turu sonucunda nasıl bir kitap çıkacağı ise gecenin merak konusuydu. Manguel, 6 Kasım’da Ankara’da Cumhurbaşkanlığı’nı da ziyaret edecek.

İTEF kapsamında İstanbul’da, çeşitli yerli ve yabancı kurumların işbirliğinde yazar söyleşileri, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’yle Yazarlar Okullarda programına dahil olan yabancı yazarların okul etkinlikleri, Café Amsterdam programları, edebiyat-performans geceleri, özel bir masa oyunu turnuvası, Fabisad ile birlikte tematik etkinlikler, Profesyonel Buluşmalar, Dergah Yayınları desteğiyle Ahmet Hamdi Tanpınar Müze Kütüphanesi’nde Türk edebiyatı etkinlikler serisi de var. 

İTEF-Profesyonel Buluşmalar programı kapsamında dünyanın dört bir yanından yayıncılar, festival organizatörleri, gazeteciler dâhil olmak üzere çeşitli alanlarda faaliyet gösteren 20 yayıncılık alanında çalışan uzmanlara Türk yayıncılığı tanıtılacak. Etkinlik mekanlarından Kırmızı Kedi Kitabevi, Aziz Kedi Kitabevi, İnsan Kitap, Robinson Crusoe 389 kitabevlerindeki festival yazarlarının kitaplarını indirimle edinmek mümkün.

İstanbul Fransız Kültür Merkezi, Cervantes Enstitüsü, Cezayir Restaurant Konferans Salonu, KargArt okumalar, film gösterimleri ve söyleşiler gerçekleştirilecek. İstanbul’un dört bir yanına yayılacak festivalin 2014 teması ise Şehir ve Yolculuk. Kenti, 32. İstanbul Kitap Fuarı’nın açılmasının arefesiyle birlikte yoğun bir edebiyat gündeminin beklediği kesin. (Festival programı ve detaylı bilgi için www.itef.com.tr).

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
1/11/2013