8 Eylül 2013 Pazar

Sesli kitaplar sessizce yükseliyor!


Teknoloji, bilgiyi alma şeklimizi değiştirdi. Artık ceplerinde dijital kütüphane taşıyan bir nesille karşı karşıyayız. E-kitaptan sonra sesli kitapların satışının son yıllarda neredeyse ikiye katlanması kitaplarla kurulan yeni ilişkinin habercisi. Teknolojinin ucuzlaması sesli kitapların üretim maliyetini 3-5 kat düşürürken, bu gelişmeye dinleyicilerin de ilgisi eklenince Batı’da ciddi bir pazar oluştu. Pek çok irili ufaklı yayıncı basılı kitap, e-kitap derken sesli kitabı da bünyesine ekledi, gazeteler sesli kitap önerileri yayımlamaya başladı ve seslendirme sanatçıları da bir anda aranılan isimler haline geldi.

Sesli kitabın başını, online kitap satış devi Amazon çekiyor. Audible (www.audible.com) adıyla 1995’te üretime başlayan ve şimdiye kadar yaklaşık 26 bin kitaba sesli olarak erişimi sağlayan şirket, her ay yaklaşık bin eser seslendirerek 100 bin sesli kitaba ulaşmayı hedefliyor. CD veya DVD halindeki sesli kitapların bir adım ötesinde ise aylık belli bir ücret ödeyerek dilediğiniz kitabı (iPhone, iPad gibi cihazlardan) istediğiniz kadar dinleme imkânı veren siteler var. Bardowl (www.bardowl.com), on binlerce kitabıyla bu sitelerden biri. Site, hoşunuza giden bir cümle kulağınıza geldiğinde onu Facebook veya Twitter gibi sosyal medya araçlarından anında paylaşma imkânı bile sunuyor.

BASILI KİTAPTAN VAZGEÇEN YAZARLAR

Sesli kitapların satış rakamları on binleri bulabiliyor. Mesela, Max Brooks’un romanından uyarlanan ve Brad Pitt’in başrolünde olduğu zombi macerası Dünya Savaşı Z, dünya gişelerinde en çok izlenen film olmasının ardından sesli kitabı da yaklaşık 60 bin satarak en çok satılan sesli kitap oldu. Yaklaşık kırk kişinin seslendirdiği kitapta Martin Scorsese, Alan Alda ve John Turturro gibi isimler yer alıyor. Kimi sesli kitap üreticileri, bu işi biraz daha geliştirerek ses efektleri, müzikler eşliğinde daha renkli hale getiriyor. Sesli kitaplara olan ilgi, bazı yazarları basılı kitaptan vazgeçirebiliyor. İngiliz polisiye-gerilim yazarı David Hewson mesela. Türkçede de kitapları olan Hewson, basılı kitap ile sesli kitap arasında yazma eylemi açısından farklılıklar olduğunu söylüyor ve karşısında bir dinleyici olduğunu düşünerek yazdığını belirtiyor. Kısa cümlelerle asıl hikâyeyi anlatmanın önemli olduğunu düşünen Hewson, uzun cümlelerin dinleyicinin kafasını karıştırdığını, sesli kitabı sıkıcı bir hale dönüştürdüğünü belirtiyor.

Sesli kitaplar genelde usta seslendirme sanatçıları tarafından okunuyor. Bu yüzden özellikle Amerika’da seslendirme sanatçılarının işleri iyi gidiyor. Sesli kitaplardaki bu “patlama” onları aranan isimler haline getirmiş durumda. Bir kitaptan yaklaşık 1-3 bin dolar arasında para kazanan sanatçılar ayda iki-üç kitap seslendiriyor. Bu kârlı işten memnun olan bazı Amerikalı sanatçılar evlerini seslendirme atölyesine bile dönüştürdü. Kitap seslendirme işi ünlü oyuncuların da ilgi alanında girdi, hatta geçtiğimiz günlerde Virginia Woolf’un “Deniz Feneri” adlı eserini seslendiren Nicole Kidman’ın 100 bin dolardan fazla para aldığı söyleniyor. Sesli kitabın yükselişini fark eden Juilliard ve Yale gibi kurumlar da boş durmuyor ve meraklısı için seslendirme kursları açarak artan talebi karşılıyor.

DİNLEYİCİ SESLİ KİTABIN DENETİMİNDE

Sesli kitaplara özellikle akademik dünyadan eleştiriler var. Bu kitapların dinleyiciyi pasif bir konuma soktuğunu belirten Marco Frini, “Dinleyicinin tek yapabildiği durdurmak, geri almak ve ileri sarmak.” diyor. Edebiyat ve ses konusunda çalışan Matthew Rubery de dinleyicinin sesli kitabın denetiminde olduğunu ve bu süreçte dinleyicinin gergin bir bekleyişe (özellikle polisiye, gerilim romanlarında) itildiğini belirtiyor.

Sesli kitapların Türkiye’deki ayağına baktığımızda bu kitapların görme engelliler için üretildiği anlayışı hakim ve Türk Telekom’un telefon kütüphanesi projesi de bu amaçla faaliyette. Orhan Pamuk ve Elif Şafak gibi yazarların Batılı yayıncılar tarafından üretilen sesli kitapları, yurtdışında büyük ilgi görmesi bir yana Türk yayıncılar sesli kitaba mesafeli duruyor, fakat girişimler ve öneriler de yok değil. Mesela, Okan Bayülgen, başlattığı Kafka ve Zweig seslendirmelerini yayımlamak için Can Yayınları ile anlaştığını duyurdu. Doğan Hızlan ise geçtiğimiz salı günü Türkiye’deki yolcu uçaklarında sesli kitap dinlenebilmesi çağrısında bulundu.

A. Turan Alkan’ın deyişiyle ‘matbaanın icadı kadar çığır açıcı bir güzellik ve yenilik’ olan sesli kitaplara dünyada artan bu ilgi, usta öykücü Nursel Duruel’in “Ses Maketi” öyküsündeki ‘ses’ hastalarının çoğalacağının açık delili gibi gözüküyor.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
8//9/2013

http://www.zaman.com.tr/kultur_sesli-kitaplar-sessizce-yukseliyor_2131697.html

3 Eylül 2013 Salı

Manzum romana dönüş



İngiltere’nin saygın edebiyat ödüllerinden Desmond Elliot İlk Roman Ödülü’ne geçtiğimiz ay Ros Barber layık görüldü. Genç romancının kitabının en önemli özelliği kafiyesiz şiir şeklinde yazmış olmasıydı. Seçici kurul, Barber’ın eserini teknik ve kapsam açısından, roman türüne meraklılar için ufuk açıcı ve etkileyici bir biçim olduğunu gerekçe gösterdi. Bu eserlere Batı’da “verse novel”, bizde ise “manzum roman” başka bir deyişle ‘şiir biçiminde roman’ denilebilir. Son dönemlerde bu türde eserler üreten Ellen Hopkins, Toby Barlow ve Sonya Sones gibi Batılı yazarların sayısı artacak gibi görünüyor. Hatta Amerikalı Barnes and Norbel gibi bazı yayıncılar, ‘manzum roman’ başlığı altında dizi başlatarak bu tür eserleri ayrı bir tür olarak değerlendiriyor. Geleneksel tarzda yazılmış romanları okumaya meraklı okurların bu yeni türe alışması zor olsa da Amerika, İngiltere ve Avustralya’da manzum romanlar “yükselen” yayın türleri arasında.

MANZUM ROMAN: ‘PROBLEMLİ BİR TÜR’

Necmiye Alpay bu tür ‘aykırı’ metinleri “türlerarası (melez) yaratılar” olarak adlandırır ve bunların okurda ilk bakışta bir baş dönmesine yol açtığını söyler: “Ne de olsa biz okurlar, şiir, roman, tiyatro oyunu, deneme gibi geniş kalıplardan birine dökülmüş yapıtlara alışkınız. Bunlardan hiçbirine tam olarak denk düşmeyen metinler karşısında hâlâ bocalıyoruz.” Manzum romanın bir tür olarak edebiyat tarihinde tanımlanmış tam bir karşılığı yok. Bu kitapların şiir mi, roman mı olduğu tartışması bir yana manzum romanlar genel olarak problemli bir tür olarak değerlendiriliyor. Kimi eleştirmenler, okurların şiire olan ilgisini artırdığını ve biçim olarak (özellikle kafiyesiz yazılanların) rahat bir yazma eylemi sunduğunu düşünse de roman, şiir türünde yazılmaya başlandığı anda anlatıcının rolü gündeme geliyor. Başlıklar halinde ilerleyen bu tür kitaplarda bölümler genelde bir-iki sayfayı geçmiyor ve çoğu zaman herhangi bir kafiye kaygısı gütmüyor. Kimi eleştirmenler manzum romanın yeniden yükselişini, Twitter öykücülüğünün, şairliğinin gittikçe yaygınlaştığı bir dönemde kısalan cümleler, bir başka deyişle dijitalleşen kelimelerin varlığı/sorununa bağlıyor.

Manzum romanın örnekleri aslında hem Doğu’da hem de Batı’da uzun bir geçmişe dayanıyor. Nihat Sami Banarlı ‘mesnevi’ adının, bir şekil ismi olduğunu, aslında bu eserlerin ‘manzum roman tarzı’ olarak değerlendirilebileceğini söyler ve Hüsrev ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Mantık’ul Tayr, Hüsnü Aşk gibi eserlerin bu türün en güzel örnekleri sayılabileceğini ifade eder. Mehmet Kaplan, Âkif’in Safahat’ını, Mustafa Miyasoğlu ise Asım’ı manzum roman olarak değerlendirir. Âkif’in yanı sıra Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları da özellikle Batı’daki çevirilerinde 17 bin satırlık ‘manzum roman’ olarak sunuluyor. Yine Nâzım Hikmet’in Dağların Havası da manzum roman şeklinde ele alınmakta.

KILIK DEĞİŞTİREN ROMAN

Manzum romanın en önemli örneklerinden biri kuşkusuz Puşkin’in, Eugene Onegin (1831) adlı romanıdır (Nabokov bu eseri İngilizceye aktarırken aynı şekilde şiir şeklinde çevirir). Puşkin, arkadaşına yazdığı bir mektupta bu eseri için bir roman değil ama şiir gibi bir roman tanımlaması yapar. Goethe’nin Hermann ile Dorothea (1797) adlı eserinin yanı sıra manzum roman Victoria döneminde de kimi yazarların sıklıkla başvurduğu bir biçimdi. Mesela Elizabeth Barrett Brownings 11 bin dizeden oluşan Aurora Leigh (1857) adlı bir roman yazar. Virginia Woolf’un Dalgalar adlı eseri de manzum roman kategorisine alınabilir. Mina Urgan, Dalgalar için “Woolf bu kitapla, o güne değin hiçbir başka romancının göze alamayacağı değişik şeyleri yapmak istediğini, bu romanın o güne değin yazılan hiçbir başka romana benzemeyeceğini biliyordu. (...) Çünkü Dalgalar, ‘hem düzyazıyla kaleme alınacak, hem de şiir olacaktı; hem roman olacaktı, hem de tiyatro oyunu.” der.

Genç yazarların bu yeni arayışı şiirin imkânlarının romanda kendine yer bulması adına  sevindirici. Görünen o ki, sınırların kaybolduğu bu çağda okurların romanın yeni kılıklarına hazırlıklı olması gerekiyor.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
3/9/2013