12 Haziran 2012 Salı

Miró: Durmuş oturmuş bir ressam, genç bir heykeltıraş

FOTOĞRAF: Musa İğrek
Sürrealist Katalan ressam Joan Miró'yu (1893-1983) İngiliz sanatseverlerin çok sevdiğini hemen söyleyelim. Zira, geçtiğimiz yıl Tate Modern'de 50 yıldan bu yana Londra'da düzenlenen en büyük retrospektif Miró sergisinden sonra, şimdi de sanatçının heykelleri "Miró: Heykeltıraş" adlı bir sergiyle sanatseverlere sunuluyor.

İngiltere'nin en büyük açıkhava heykel sanatı müzesi Yorkshire Heykel Park'ın ev sahipliği yaptığı sergide, Miró'nun çeşitli müzelerden, özel koleksiyonlardan derlenen ve sanatçının tüm dönemlerini yansıtan yaklaşık doksan bronz heykeli yer alıyor. İngiltere ilk kez bu hacimde bir Miró heykel sergisi ağırlıyor.

Sergi, "Heykel açık havada, doğanın tam ortasında durmalı." diyen Miró'nun bu sözünü haklı çıkaran güzellikte. Beş galerinin yanı sıra, yeşil tepelere, yüzyıllık ağaçların gölgesine kurulan heykeller, Miró'nun senelerce bu büyülü mekânda olduğu hissini veriyor. Kronolojik bir hat izleyen sergi, Miró'nun en az resim kadar heykelle olan 'sıkı' ilişkisini işaret ediyor. Hemen belirtelim, Miró sanat hayatı boyunca dört yüze yakın heykel üretmiş, bunların çoğu son dönemlerde meydana gelmiş eserler. İlk bronz heykelini 53 yaşında yapan Miró (öncesinde ise 1936'da 'Şiirsel Nesne' adını verdiği, şapkanın üzerine papağan kondurup karışık malzemeyle oluşturduğu meşhur heykeli var), 1960'lı yıllardan ölene kadar heykelle daha çok meşgul olur. Resimlerinde görmeye alışık olduğumuz renkler ve mizah heykellerinde de karşımıza çıkıyor.

"Kelimelerin şiirleri, notaların müziği şekillendirmesi gibi ben de renklerle resmi şekillendiriyorum." diyen Miró, bu kez bronz heykelleri renklendiriyor. Sandalyeler, tabureler, ağaç gövdeleri, vitrin mankenleri, kâseler, musluklar, çakıl taşları, sepetler... Gündelik hayatın bu nesneleri Miró'nun ellerinde başka bir hale dönüşerek derinlik kazanıyor. Torunlar Emilio ve Joan'a göre sakin bir yapıya sahip olan Miró'nun bu suskunluğu kendini üretmeye adamış bir sanatçının sessizliği, titizliği ve inceliği aslında.

"Hepimizin içinde en sürrealist olan o."  

Fransız şair, yazar ve sürrealist kuramcı André Breton, Miró için "Hepimizin içinde en sürrealist olan o." demişti. Sergideki Miró'nun heykelleri bu sözü doğrular nitelikte, çünkü önünde uzunca bir vakit geçirdiğiniz her bir eser katman katman pek çok anlama sahip. Eserlerin adları ise birer hikâyeyi andırıyor: "Kör Adam ve Kuşlar", "Mezarlıktaki Kadın", "Rüzgar Saati", "Anne ve Çocuk", "Uzun Boylu Genç Kız"... Öyle pek ortalıkta görülmeyecek bu eserleri görünce, yakın arkadaşı, Amerikalı ressam, heykeltıraş Alexander Colder'e "Durmuş oturmuş bir ressam, genç bir heykeltıraşım." diyen Miró'nun, bu sözünün sırrı da açığa çıkıyor.

Özellikle galerinin dördüncü mekânında heykellere, taş baskılar ve resimler eşlik ediyor. Miró, bir eser üretirken nasıl bir ruh haline büründüğünü şöyle anlatıyor: "Herhangi bir kasıt olmadan, manyetik bir güç tarafından bir nesneye ilgi duyuyorum, sonra o ilk nesneye şiirsel bir etkiyle bağlanan başka bir nesne tarafından yakalanıyorum; bu plastik ve fiziksel cazibeye dönüşüyor." Picasso gibi İspanya İç Savaşı'nın etkilerine maruz kalan Miró'nun resimlerinde olduğu gibi, heykellerinde de bu talihsiz sürecin yansımaları var. Müzenin pek çok mekânında yer alan irili ufaklı türlü hallere bürünmüş kuş heykeller bunun en büyük göstergesi.

Müzenin son mekânında ise Miró'nun ailesinin özel koleksiyonundan derlenen eserler, çizimler, maketler, aletler ve fotoğraflar var. Benzersiz ve büyüleyici bir atmosfer sunan bu mekân sanatçının bir nevi terekesi, sandık odası. Miró'nun dünyasını kusursuz bir halde gözler önüne seren "Miró: Heykeltıraş", Yorkshire Heykel Parkı'nda 6 Ocak 2013'e kadar açık kalacak.

Musa İğrek, Wakefield
Zaman Gazetesi
12/06/2012

11 Haziran 2012 Pazartesi

Bireysel yayıncılık pazarı kızışıyor

Yayıncılık dünyasının teknolojiyle imtihanı gittikçe zorlaşıyor. Dünyanın büyük kitap satış sitesi Amazon'dan sonra, elektronik kitap satıcısı Kobo da bireysel yayıncılığa (self-publishing) başladı. "Kobo Writing Life" adlı uygulamayla Kobo, 1600 başvurudan şimdilik elli yazara e-kitaplarını yayımlama imkânı verdi.

"Anlatacak bir hikâyeniz mi var, yoksa keşfedilmeyi bekleyen, çoksatanlar listesine girecek bir kitaba mı sahipsiniz? 170 ülkede milyonlarca okura ulaşmak ister misiniz?" cümleleriyle yeni yazar keşfine çıkan Kobo'nun Amazon'dan farkı e-kitabınızı hazır hale getirdikten sonra istediğiniz yerde satma imkânını vermesi. Yazarlar aynı zamanda e-kitaplarının satış rakamlarını online olarak takip edebilecek. Şimdilik sadece İngilizce olarak hizmet veren Kobo, önümüzdeki yıllarda farklı dillerde de bireysel yayıncılığı geliştirmeyi düşünüyor.

Dünyada gittikçe yaygınlaşan bireysel yayıncılık ile artık bir yazar yayınevine gerek duymaksızın kitabını yayımlayabiliyor. Bu sayede kitabının dizgisinden kapağına, redaksiyonundan dağıtımına hatta pazarlamasına kadar her alanda söz sahibi olan bir yazar profili çıkmaya başladı. Keşfedilmeyi bekleyen binlerce yazar, bu sayede kendilerine bir mecra bulmuş oldu.

Kobo'nun "Kobo Writing Life" adlı yeni uygulamasıyla bireysel yayıncılık piyasası anlaşılan zorlu bir rekabete giriyor. Daha da önemlisi tüm bu gelişmeler, geleneksel yayıncılığın nasıl bir süreci başlatacağı konusunda pek çok soruyu beraberinde getiriyor, hatta bu teknolojik uygulamalar kimi yayıncıları tedirgin ediyor. Türkiye'deki kitap satış siteleri de bu gelişmelere uzak değil. Henüz somut bir adım olmasa da geçtiğimiz yıl İdefix de bu yıl içinde bireysel yayıncılığa imkân verecek "Açık Kitap" projesini faaliyete geçireceğini duyurmuştu.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi

10 Haziran 2012 Pazar

Yazarından imzalı kitaplar raflarda


Münzevi yazar J. D. Salinger'a "Neden kitaplarınızı imzalamaktan nefret ediyorsunuz?" diye sorulur. Salinger şöyle cevap verir: "İmza vermeye inanmıyorum. Anlamsız bir hareket. Kimse için adını yazarak imza atma. Aktör ve artistlerin imza vermeleri kabul edilebilir, çünkü onların verebileceği tek şey yüzleri ve isimleri. Fakat yazarlarda durum farklı. Onların verdikleri şey eserleri. Dolayısıyla imza vermek bunun yanında çok ucuz kalıyor. Sakın bunu yapma! Kendine saygısı olan hiçbir yazar, bunu asla yapmamalı."

Salinger'ın bu 'ibretlik' cevabı bir yana, okur için imzalı bir kitabı edinmek artık pek kolay. Londra'nın göbeğinde, en köklü kitabevlerinden olan Hatchards'ın raflarında yazarından imzalı 'hazır'da bekleyen kitaplar bulmak mümkün. Piccadilly Meydanı'ndaki Hatchards özellikle, ilk baskı ve yazarından imzalı kitaplar satmasıyla epey meşhur. Hilary Mantel, Peter Carey gibi Man Booker Ödülü sahibi yazarların yanı sıra Mark Haddon, Dona Leon gibi ünlü yazarın imzalı kitabını hemencecik satın almak mümkün.

Kitabevinden içeri girdiğinizde sizi ilk karşılayan şey "imzalı kitap" etiketinin üzerine kondurulduğu eserler. Sıra sıra, raflar dolusu okurunu bekleyen imzalı kitaplar "Çok sevgili okuruma", "Sevgilerle", "En iyi dileklerimle" gibi cümlelerle açılıyor. Farklı renkte mürekkeplerle imzalanmış bu kitaplar, kimi zaman alelacele karalanmış hissini uyandırmıyor değil. İmzalı kitap ile imzasız kitap arasında herhangi bir fiyat farkı yok. Uzun

imza kuyruklarını veya fuar günlerini beklemek de kalmadı. İstediğiniz zaman yazarından imzalı kitabı edinmeniz mümkün ama bir fark var, alıp götüreceğiniz kitap size hitaben imzalanmış değil.

"Kitap imzalarken kendimi adeta bir suç işliyor gibi hissediyorum" 

Türkiye'de de internet üzerinden kitap satışı yapan siteler (kitapyurdu, idefixe), geçtiğimiz yıllarda istediğiniz yerden sevdiğiniz yazarın imzalı kitabını kapınıza getirmeye başlamıştı. Adınıza imzalanan kitap satışı uygulaması epey ilgi görmüş olmalı ki zaman zaman kitap siteleri bu uygulamalarını sürdürüyor. Sınırlı sayıda satışa sunulan bu imzalı kitaplar, özellikle sevdiği yazara ulaşamayan Anadolu'daki okurlar tarafından tercih ediliyor.

Selim İleri, bir söyleşisinde okura kitap imzalamak konusunda bakın neler söylüyor: "Kitap imzalamak, imzaladığınız kişiye göre değişiyor. İmzaladığınız kişiyle bir tanışıklığınız, dostluğunuz varsa çok mutluluk verici bir şey oluyor. Diğer yandan tanımadığım bir okura kitap imzalarken kendimi adeta bir suç işliyor gibi hissediyorum. Çünkü onun size gösterdiği ilgiye sadece bir imza atmakla cevap verebiliyorsunuz. Bu bana her zaman bir vicdan azabı gibi gelir."

Yazarı tarafından imzalanan kitaplar okur için her zaman kıymetli ve heyecan verici olmuştur. Lakin artık okurunu göremeyen veya tam tersi yazarını göremeyen okurlar gittikçe artıyor. Okur ve yazar arasında varlık kazanan bu imzalı kitap vakası, kimileri için 'soğuk' bir ilişki olarak tanımlanabilir. Kitabevlerini de bu 'pazarlama' tekniği konusunda hepten yüklenmek biraz haksızlık olur. Özellikle basılı kitabın e-kitap karşısındaki bir nevi savaşı, kitabevlerini haklı olarak farklı satış tekniklerine yöneltiyor. Geleneksel

yayıncılığın gittikçe rafa kalktığı, e-kitapların basılı eserlerle aynı rafta yer almaya başladığı bir önlenemez dönemden geçiyor yayıncılık dünyası.

Yazar ve okur arasındaki 'mahrem' ilişki 

Ali Çolak bir yazısında yazar ile okur arasındaki bu 'mahrem' ilişki üzerine kafa yorarak soruyor: "Kütüphanemdeki 'Katip Bartleby', Hermann Melville'den, 'Malte Laurids Brigge'nin Notları' Rilke'den imzalı olsaydı, onları yeniden yeniden okurken alacağım lezzet ziyadeleşir miydi?" Çolak'ın cevabı ise şöyle: "Asla!.. O zaman, 'aramızdaki şey'in anlamı, bir imzaya ihtiyaç duymuyor. Şu çağın okuru, ister istemez hayatını saran 'pop kültürü'nün tesirinde kalıyor. Yazarları da bir çeşit 'star' gibi görüyor, görmek istiyor. Hoş, 'star'lığa çoktan teşne yazarımız da az değil. Temiz kalpli zavallıcık okur, bu işlerin böyle olduğunu sanıp, bir yazar gördü mü eline kitap tutuşturmaya, o da yoksa bir peçeteyi imzalatmaya kalkıyor. İşte o zaman ortada ne okur kalıyor ne de yazar!"

Selim İleri'nin de Ali Çolak'ın da pek yanaşmadığı bu kitap imzalama konusu artık yüz yüze gelişen bir vaka olmaktan çoktan çıktı. İşin kötüsü yazar ve okur arasında soğuk bir imzanın telafi edemeyeceği uzak mesafeler var. Artık, Oğuz Atay'ın "Sevgili okur nerdesin?" nidasına "Sevgili yazar nerdesin?" diye eklemenin vaktidir galiba.

Musa İğrek
Zaman Gazetesi
10/06/2012


http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1301082&title=yazarindan-imzali-kitaplar-raflarda