7 Mart 2012 Çarşamba

Telif hakları tartışmasında kim haklı?


Bir yazarın ölümüyle eserlerinin, ailenin diğer fertlerine miras kalması hep tartışma konusu olmuştur. Kimi zaman aile içinde bir kavga başlar, kimi zaman yayıncılar gürültüyü koparır. Aynı zeminde buluşmak neredeyse imkânsızlaşır. İrlandalı usta yazar James Joyce, 14 Ocak 1941’de hayata veda ettiğinde, ardında onlarca kitap bırakmıştı. Ulysses, Dublinliler, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, Sürgünler…

Joyce’un geride bıraktığı bu büyük mirasın tek bir cümlesine dahi, ne yazık ki, torun Stephen Joyce’un izni olmadan erişmek mümkün değildi. Biraz huysuzluğuyla dünyada nam salan torun Joyce’dan, usta yazarın adına düzenlenecek, sinemaya, tiyatroya uyarlanacak eserler için izin almak deveye hendek atlatmak kadar zor bir işti. İzinsiz tek satırlık alıntıların bile peşinde, adeta tetikte bekleyip dava açan 80 yaşındaki torun, bu tutumundan dolayı dünyadaki Joyce uzmanlarının çoğu tarafından da pek sevilmiyordu. Öyle ki, dava süreçlerinden muzdarip birçok insan var.

Joyce’un huysuz torununa elveda

Tabii bu huysuzluk ilelebet sürecek değildi, devir döndü, vakit geldi ve kanunların belirlediği, yazarın ölümünden sonra eserlerini 70 yıl süreyle koruma altına alan telif yasası James Joyce için sona erdi. Joyce’un eserleri artık kamuya mal edildi (public domain), usta yazarın eserleri bir bakıma özgürlüğe kavuştu. Araştırmacıları, yayıncıları, yapımcıları ve daha pek çok kimseyi zora sokan sancılı süreç son buldu. Ocak 2012’yi iple çeken dünyanın dört bir yanından yayıncılar, yapımcılar artık huysuz torunun iznine gerek duymayacak.

Joyce’un eserlerine özgürlük getiren telif yasasının tartışmaları geçtiğimiz haftalarda da sürdü. Usta yazarın 1936’da Kopenhag ziyareti sırasında, torun Stephen Joyce için yazdığı “The Cats of Copenhagen” (Kopenhag’ın Kedileri) adlı hikâyenin 200 adet basıldığı, tıpkıbasım olan 176 adedinin tekinin uçuk bir rakama (1200 Euro’ya), geri kalanların ise (300 Euro’ya) satışa sunulduğu haberleri yayıldı. Zürih James Joyce Vakfı bu basımın yanlış olduğunu dile getirerek yayınevini uyardı. Dublin’de yayıncılık dünyasına yeni giren Ithys Yayınevi ise James Joyce Vakfı’na hemen karşılık vererek Joyce’un yayımlanmamış eserlerinin 1 Ocak 2012 itibarıyla kamu malı olduğunu hatırlattı ve vakfın kendisine ‘bağışlanan’ bir metin üzerinde hak iddia etmesinin anlamsız, hatta saçma olduğunu söyledi.

Woolf’un eserleri de özgür

Joyce vakasıyla ateşlenen bu 70 yıllık telif yasası tartışmasında kimi yazarlar ve eleştirmenler torun Joyce’dan taraf tutarken, ortaya çıkacak kötü uyarlamaların, çevirilerin kaygısını taşıyor biraz da. Eleştirmenleri ve okurları kaygılandıran, yazarın ölümünden sonra varisleri, yayınevi tarafından eserleri üzerindeki değişiklikler, tahrifler konunun farklı bir boyutu. Aslında bu konu, Kitap Zamanı’nın 56. sayısında “Bütün Eserleri Aslında Kimin Eseri?” başlıklı dosyada yazarlar, eleştirmenler ve yayıncılar tarafından uzunca ele alınmıştı. Hemen ekleyelim, öyle çok huysuzluk kokan izin mevzularını duymuş olmasak da bu yıl telifi dolan bir başka yazar ise Virginia Woolf. Bu yakada henüz bir tartışma yaşanmış değil ama Woolf’un kitaplarının da kamu malı sayılmasının ardından nasıl eserlerin ortaya çıkacağını zaman gösterecek.

Hemingway’in vârisleri

Dünya edebiyatında, arkadaşının vasiyetini yerine getirmeyenler (Kafka’nın dostu Max Brod) olduğu kadar, babasının vasiyetini hiçe sayanlar (Vladimir Nabokov’un geçtiğimiz günlerde hayata veda eden oğlu Dimitri Nabokov, babasının yarım kalan ve basılmamasını vasiyet ettiği The Original of Laura’yı yayımlamıştı ve bu vasiyete karşı gelmişti), ölümünün ardından metinleri tahrif ederek birbirine girenler (Hemingway’in vârisleri misali) yok değil. Bir süre daha, Joyce’un eserlerinin kamu malı sayılması tartışmalarının süreceği kesin. Peki, yazarların vârisleri ile yayıncıları arasında, Türk edebiyatında hangi vakalar yaşanmıştı, devam eden hangi tartışmalar var? 

Türkiye’de halen yürürlükte olan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 5 Aralık 1951’de kabul edildi. Yasa çeşitli dönemlerde yeniden düzenlendi. Telif konusunda uluslararası bir antlaşma olan Bern Konvansiyonu’nu, 7 Haziran 1995’te kabul eden Türkiye’de daha önce 50 yıl olarak belirlenen koruma süresi, yapılan değişiklikle 70 yıla çıkarıldı. Sonuç olarak şu an yürürlükte olan yasaya göre, bir yazarın eseri, yazarın ölümünden sonraki 70 yıl boyunca telif hakları kapsamında tutuluyor.

27 yayınevi tarafından basılan Ömer Seyfettin

Yayın dünyamızda, 70 yıl dolmadan varisler ve yayıncılar arasında yaşanan, edebiyat camiasını da meşgul eden pek çok vaka var. Mehmet Âkif ile başlayalım… Âkif’in ölümünün 50. yılı olan 1986’da, şairin eserleri artık kamunun sayılır. Âkif’in elden ele dolaşan binlerce eseri Safahat, İnkılâp ve Aka Kitabevi gibi yayınevlerince basılır. Yeni telif yasası ile korunma süresi uzatıldıktan sonra İnkılâp ve Aka Kitabevi, Âkif’in Safahat’ının tüm baskılarının hakkını varisleriyle yaptığı yeni bir sözleşmeyle satın alır. Haliyle, varisler bir müddet daha teliften pay alır. 2006’da ise yeni düzenlemeyle uzatılan 70 yıl dolar. Artık dileyen herkes Mehmet Âkif’in eserlerini basabilmekte. 

İbretlik bir olay da Ömer Seyfettin hakkındadır. Yazarın 2007’de vefat eden kızı Hatice Fahire Günel Elgen, zamanında babasının eserlerinin o dönemde 27 yayınevi tarafından basılmış olmasına rağmen yıllarca hiç telif almaz, hatta bunun peşine bile düşmez. Onun tek derdi, babasının eserleri üzerinde yapılan tahriflerdir. Mücadelesi öyle çok ses getirmez, zira 70 yıllık süreç çoktan geçmiştir. Ne yazık ki, piyasada şimdi onlarca birbirinden farklı Ömer Seyfettin kitabı var.

Paylaşılamayan Tanpınar

Telif konusunda en çok gündem olan vaka, 2000’de Tanpınar’ın yayımcısı Dergâh Yayınları ile Yapı Kredi Yayınları (YKY) arasında yaşanan davalık süreçtir. İşin ardında YKY’nin Tanpınar’ın eserlerini basmak istemesi yatar. YKY’nin Tanpınar’ın yayıncısı Dergâh’la yaptığı görüşmeler olumsuz sonuçlanınca, Tanpınar’a yakınlığını mahkeme kararıyla tescil ettiren Meliha Büyükçelebi varis olarak ortaya çıkar ve işin rengi değişir. Dergâh, Tanpınar’ın kardeşi ve varisi Kenan Tanpınar’la yaptığı sözleşmeye ve müktesep haklara dayanarak kitapları basma ve yayımlama haklarının kendisinde olduğu gerekçesiyle dava açar. Dava 4 yıla yakın sürer. Dergâh, YKY’nin usta yazarın eserlerini basmasını engellese de, yayınevi bu zaman zarfında binlerce Tanpınar eseri satar. 2004’te Yargıtay’ın Tanpınar’ın yayın haklarını Dergâh’a vermesi ve YKY’yi tazminata mahkum etmesiyle süreç sona erer. Davanın, varislik iddiasında bulunan Büyükçelebi tarafından 2005’te AİHM’ye taşındığı söylentileri de medyada yayılmıştı. Geçen süre zarfında bir sonuç alınamadı anlaşılan.

Peyami Safa’nın mirası

Benzer bir olay, Ötüken ve Alkım Yayınları arasında Peyami Safa davası ile yaşanır. Safa’nın ardından mirasçılarından olan eşi Nebahat Safa, yazarın eserlerinin telif hakkını 1971’de Ötüken Neşriyat’a satar. Nebahat Safa 2001’de vefat eder. Alkım Yayınevi, telif haklarının peşine düşer ve 2004’te, yazarın yurtdışındaki yeğeni Behçet Safa ile irtibata geçer. Behçet Safa, zamanında pek sevmediği ve mirasını reddettiği amcasının telif haklarını yüklü bir miktarla Alkım Yayınevi’ne satar. Derken iki yayınevi arasında ihtarnameler, dava süreçleri başlar. Anlaşılan o ki, dava süreci Ötüken’in lehine sonuçlanmış. Talih bu ya, zamanında para kazanmak için farklı müstearlarla yazı kaleme alan, sıkıntılar çeken yazarın ölümünden sonra yüklü telifler varislerine kalır.

Abdülhak Şinasi Hisar da ölümünden sonra paylaşılamayan yazarlardan. 2005’te Hisar’ın kitaplarını yayımlamaya başlayan Selis Yayınları yazarın uzaktan bir akrabası ile yüz yüze gelir, pek çok yayınevi Hisar’ın kitaplarını basmak ister ama varis, YKY ile anlaşır. Reşad Ekrem Koçu’nun da Doğan Kitap tarafından yoğun çabalar sonucu bulunan vârisi sayesinde birçok kitabı okurla buluşur. Nâzım Hikmet’in kitaplarının, Mehmet Fuat tarafından Adam Yayınları’ndan alınıp YKY’ye verilmesi de edebiyat dünyasında epey tartışılmıştı.

Attilâ İlhan’ın cazibesi

Yayın dünyasında paylaşılamayan yazarlardan biri de Attilâ İlhan. Şairin yaklaşık 40 yıllık yayıncısı Bilgi Yayınevi, 2006’da Attila İlhan’ın kitaplarını korsan bastığı iddiasıyla İş Bankası Kültür Yayınları’nın açtığı dava üzerine, polis tarafından basılır. Baskında depolarda binlerce Attilâ İlhan kitabı bulunur. Bilgi Yayınevi, kitapların eski baskı olduğunu söylese de, İş Kültür, kitapların korsan olduğu iddiasını güder ve yeni bir dava süreci başlar. 2010’da yine bir Attilâ İlhan vakası yaşanır. Yazarın, 2005’te ölümünün ardından bütün eserlerini basan İş Bankası Kültür Yayınları senaryo halinde kaleme alınan ve Selim İleri’nin yayına hazırladığı Sarışın Kurt’u da yayın programına alır. Daha sonra kitap yayımlanır. Yapımcı Arif Keskiner, Attilâ İlhan’ın varislerine ve yayıncısına kitabın kendi projesi olduğunu, telifinin de doğal olarak ona ait olduğunu söylese de anlaşma sağlanamaz ve dava açılır. Davanın sonucu ise basına yansımadı. 

Sait Faik, İş Kültür’e mi geçiyor?

Yakın zamanda yaşanan bir başka vaka ise Sait Faik ile ilgili. Yazarın bütün eserlerinin, YKY’den İş Bankası Kültür Yayınları’na geçmesi bekleniyor ama henüz resmî bir duyuru olmadı. Bu haber gerçek ise İş Kültür, bu paha biçilmez yazardan hepi topu 13 yıl daha istifade edebilecek. Malum, Sait Faik’in ölümünün üzerinden 57 yıl geçti.

Yazarın ölümünden sonra eserlerini basmak öyle kolay olmuyor. Huysuzluklar, kimin varis olduğunu bulmak için yapılan araştırmalar, birden ortaya çıkan sürpriz akrabalar, bir başka yayınevinin daha fazla telif vermesi… Özellikle antolojiye niyetlenmişseniz kapı kapı dolaşmanız gerekebiliyor bazen. Bakın Selim İleri bir yazısında bu konu hakkında ne demişti: “Antoloji hazırlamak ülkemizde gitgide imkânsızlaşıyor. Seçiciler, binbir çabayla metinleri seçmekle kalmıyorlar; hem seçiciler, hem yayınevi bir de ‘izin’ peşinde koşuyor. Yaşayan şairler, yazarlar için bu koşuşturma bir kerte kolay. Ama ölmüş edebiyat adamlarının varislerine ulaşmak, korkunç bir çaba.”

“Yasa 95 yıla çıkarılsın”

Türkiye’de henüz Joyce vakasına benzer bir ‘huysuzluk’ yaşanmış değil ama bilinen o ki, pek çok yayınevi artık klasikleşen, hatta yayıncısının lokomotif kitabı olarak adlandırabileceğimiz kitapların peşinde. Zira bu eserlerden, çarkını döndüren birçok büyük yayınevi var. Edebiyat dünyasındaki fısıltılardan, ölen yazarın telif hakkının dolması için tetikte bekleyenlerin varlığından söz ediliyor, zira kasasından telif parası çıkmadan kitap yayımlamak kimilerinin büyük hayali olabiliyor. Selim İleri’nin “korkunç çaba” olarak değerlendirdiği varislere ulaşma konusunda kafa yoranlar, 70 yıllık süreci eleştirenler yok değil. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın telif yasasını yeniden düzenleyeceğiz söylentilerinin yanı sıra, yakın zamanda bu sürenin 95 yıla çıkarılması planlanıyordu. Yandaki listeye baktığımızda vakit öyle çabucak geçmeye niyetli değil, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 2014’te, Halit Ziya Uşaklıgil’in 2015’te ve Sabahattin Ali’nin ise 2018’de eserleri kamu malı sayılacak. 70 yıl konusunda muhtelif görüşlerin, tartışmaların varlığı bir yana, pek çok kimsenin hemfikir olduğu asıl korku ise bu serbestliğin ardından yayımlanacak eserlerin niteliği.

Orhan Pamuk, Joyce’un eserleri için “Zola’nın metni bir babanın elimizden tutarak bize ‘Bak şu binaya ve düşün,’ demesine benzer. O binanın anlamını belki apaçık söylemez, ama sezdirir. Joyce’un metni ise bizi, o binanın duvarına çarptırır. Metin uzaktan gülümseyerek bakar ve karşısında yapayalnız kalırız.” der. Okuru bekleyen bu yeni basımlar karşısında, gözler huysuz torun Joyce gibi vârisleri arayabilir ya da Pamuk’un deyişiyle o “uzaktan gülümseme” eksik kalabilir.


Musa İğrek
Kitap Zamanı
Sayı: 74

6 Mart 2012 Salı

'Türk edebiyatı çok çeşitli ve güçlü'

Alistar Burtenshaw
Türkiye önümüzdeki yıl Londra Kitap Fuarı'nın 'odak ülke'si olacak. Fuarın İstanbul ayağındaki ilk etkinliği olan 'Yazarlar Turu' dün başladı. Etkinlik kapsamında İngiliz ve Türk yazarların katılımıyla okumalar, paneller düzenlenecek. Türkiye'nin yayıncılık sahnesinde öneminin arttığı söyleyen Londra Kitap Fuarı Direktörü Alistair Burtenshaw ile Türk yayıncılık sektörünü, fuarın neler getireceğini konuştuk.

Türkiye'yi odak ülke seçme fikri nasıl doğdu? Sanırım Nermin Mollaoğlu'nun bu konuda ciddi bir çabası oldu...

Küresel kitap endüstrisinin kalbi sayılan Londra Kitap Fuarı olarak birçok yayıncıyla iş yapmak istiyoruz. Odak ülkeleri seçerken üç temel faktörü dikkate alıyoruz; sosyo-ekonomik, kültürel ve yayıncılık sektörü. Britanya'daki yayıncılık sektöründeki mevcut bağlantılar da önemli. Yurtiçi ve yurtdışındaki danışmanlarımızla görüşüyoruz. Örneğin danışma kurulumuzda Birleşik Krallık Yayıncılar Birliği ve British Council yer alıyor. Bu karar sürecinin bir parçası olarak fuarın ziyaretçileri ve katılımcılardan gelen geribildirimler önemli. Nermin Mollaoğlu, fuarın önemli bir dostu ve Türkiye'nin odak ülke olmasını yıllardır büyük bir istekle dile getiriyordu.

Geçtiğimiz yıl Rusya, bu yıl Çin... Türkiye'nin odak ülke olarak seçilmesi geç kalınmış bir karar değil mi?

Kesinlikle değil. Türkiye'nin 'odak üke' olacağını duyurmadan önce Türkiye'den Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Uluslararası Fuarlar Komitesi ile yoğun bir çalışma içindeydik. Planlamalarımız şu an önemli bir aşamada ve gelecek yıl çok başarılı bir program sunmak için sabırsızlanıyoruz.

Türkiye 2008'de Frankfurt Kitap Fuarı'nın konuk ülkesi oldu. Bu deneyimin Londra Kitap Fuarı'na seçilmesinde bir etkisi oldu mu?

Türkiye'yi yukarıda saydığımız üç temel faktöre dayanarak seçtik. Bunları fuarın ortaklarıyla yürütülen yoğun görüşmeler takip etti. Türkiye, ISBN numaraları ile kayıtlı 6 binden fazla kitabevi ve 6 bin 400'den fazla yayıncıyla birlikte, küresel kitap pazarında giderek daha önemli olmakta. Türkiye Uluslararası Kitap Fuarları Organizasyon Komitesi ile işbirliği yapmaktan mutluyuz. 2013 hem Türk kitap pazarı hem de Türkiye dışındaki yayıncılar için önemli bir vitrin olacak.

İngiltere'den Türk yayıncılık sektörü nasıl gözüküyor?

Türkiye'nin, yayıncılık sektöründeki uluslararası profili son on yılda büyük ölçüde arttı. Bunun nedeni sadece 2008'de Frankfurt Kitap Fuarı'nda onur konuğu olması ve Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü kazanması değil. Türkiye, yayıncılık sektöründe büyük çeşitliliği olan ve Avrupa genelinde bağlantılara sahip bir ülke. Son beş yılda Birleşik Krallık'taki satış rakamları yüzde 31 oranında arttı. İngiliz yazarlar her zamankinden daha fazla Türk edebiyatında gözüküyor. Çağdaş Türk edebiyatı çok çeşitli ve güçlü. Daha pek çok Türk yazarın okunmayı hak ettiğini düşünüyoruz.

Türk edebiyatından İngilizceye çevrilen kitaplara baktığımızda çok fazla bir eser göremiyoruz maalesef, bunu neye bağlıyorsunuz?

Türkiye'de yayıncılık endüstrisinin büyümesine ve çağdaş Türk edebiyatının güçlenip derinleşmesine rağmen, İngilizce konuşulan ülkelerde Türk edebiyatından pek çok iyi yazarın ismi dahi bilinmiyor. Bu yazarların birçoğu çok sayıda Avrupa dilinin yanı sıra Arapça, Japonca, Korece ve Hintçe gibi dillere de tercüme edilmiş; ancak eserlerinin İngilizce çevirileri mevcut değil. Britanya'nın dört bir yanında düzenlenecek 'odak ülke' kapsamındaki etkinliklerle Türk yazarları tanıtmayı amaçlıyoruz. Bu etkinlikler sayesinde Türkiye ile karşılıklı olarak daha güçlü ve derin bir edebiyat oluşturma arzusundayız.

Türk yayıncılar Londra kitap fuarına neden katılmalı, fuar nasıl bir fırsat sunacak?

Küresel yayıncılık pazarında daha önce görülmemiş bir imkân sunacak. Fuarda 110 ülkenin yanı sıra dünyanın en büyük yayıncılık sektörüne sahip olan Birleşik Krallık'tan da yayıncılar yer alacak. Bağlantılar kurulacak, üretici fikirler paylaşılacak. Türkiye'nin gelişen yayıncılığı ve yazarları bu platformu kaçırmak istemeyecektir.

İngiliz yayıncılar Türkiye'nin odak ülke olma konusunda nasıl bir hazırlık içindeler?

Fuarın ortağı olan Britanya Yayıncılar Birliği'nin söylediği gibi: "Pazar odağı İngiliz yayıncılara karşılıklı fayda sağlayan olanakları fark etmeleri, Türkiye'deki kitap ticaretiyle ilişkileri güçlendirmeleri ve özellikle dijital alanda çıkardıkları dersleri ve deneyimleri paylaşmaları için önemli bir imkan sağlayacak." İngiliz yayıncıların, daha önceki odak ülkeler için yaptıkları gibi kalıcı ilişkiler adına bu fırsatı iyi değerlendireceklerini umuyoruz.

Peki, Türkiye için siz ne gibi faaliyetler yapacaksınız, biraz bahseder misiniz?

Etkinlikleri fuara az bir zaman kalana kadar yayımlamayı düşünmüyoruz. Daha önceki yıllarda, yayıncıların uluslararası meslektaşlarıyla fikir alışverişinde bulunmasını ve bağlantılar sağlamasını teşvik eden forumlar düzenledik. Türk yazarların Birleşik Krallık'taki ve uluslararası yayıncılık dünyasındaki profilini yükseltecek kültürel etkinlikler de var.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi
06/03/2012