8 Şubat 2012 Çarşamba

Charles Dickens'ın evinde

Fotoğraf - Musa İğrek
Sevdiği bir yazarın yaşadığı mekânı dolaşmak bir okur için, büyülü dünyaya kapı aralamak gibidir. Her birinde bir hatıranın gizlendiği fotoğrafl arı, el yazıları, giysileri, yazı masası, saati sahibini oracıkta bekler durur. Yürüdüğü merdivenden usulca çıkmak, baktığı pencereden aynı gökyüzünü seyretmek, duyduğu seslerden aynı tadı yakalamak… Yazar evin bir köşesinden çıkıp “Ey okur, ben buradayım!” diye seslenecektir sanki. Ya da gizliden gizliye bir yerlerden okurunu gözetlemeyi sürdürecektir. Tanpınar nasıl ki İstanbul’la, Balzac Paris’le, Dostoyevski Petersburg’la yan yana anılıyorsa, 19. yüzyıl İngiliz edebiyatının en önemli yazarlarından Charles Dickens da Londra ile birlikte anılır.

Dickens’ın Londra’da, 48 Doughty Street’teki evine doğru yola koyulmak çocuksu bir heyecanı içinde taşımak, Stefan Zweig’ın deyişiyle “bir ailenin hayatını en iyi anlatan romancı”nın peşine düşmektir biraz da. 7 Şubat’ta dünyanın dört bir yanında, Dickens’ın 200. doğum gününün kutlanacak olmasından dolayı Londra 48 Doughty Street’teki Dickens Müzesi epey kalabalık. Önce 49 numaralı evden biletinizi alıp Dickens’ın yaşadığı 48 numaralı eve giriyorsunuz. Koridor boyunca yazarın mektupları, doğduğu evin pencereleri karşılıyor sizi. Bu evde iki buçuk yıl yaşayan Dickens, Oliver Twist ve Nicholas Nickleby adlı romanlarının yanı sıra Pickwick Paper, Sketches of Young Gentlemen, Memoirs of Joseph Grimaldi, The Lamplighter ve Barnaby Rudge gibi eserlerinin kimi bölümlerini burada yazmış. Müzenin koleksiyonunda 100 binden fazla eser yer alıyor. Robert W. Buss’ın resmettiği meşhur Dickens’ın Rüyası (orijinal adı A Souvenier of Dickens) adlı yarım kalan tablo da koleksiyonda.

DICKENS’IN İZLERİNİ ARAMAK

Dickens, 48 numaralı eve, Mart-Nisan 1837 yılında eşi Catherine ve ilk çocukları Charles Colliford Boz ile taşınır. Bu yeni ev, hali vakti yerinde olan ve daha geniş bir aileye sahip olmak isteyen Dickens için uygun bir mekândır. İki kızı Mary (Mamie) ve Catherine (Katey) bu evde doğar. Aile 1839’da, Marylebone, 1 Devonshire Terrace’a taşınır. 1851’de Bloomsbury, Tavistock Square’e, yani 48 numaralı evin yakınlarına döner. Dickens pek çok ev değiştirir. Şu an ayakta kalan ve müze olarak kullanılan tek yer ise 48 numaralı bu ev.

Fotoğraf - Musa İğrek
19. yüzyıl erken İngiliz mimarisinin tipik bir örneği olan bina, Dickens Fellowship tarafından 1924’te satın alınır ve 1925’te müze olarak faaliyete geçer. Müze, bir zaman sonra, Dickens’ın evinin hemen yanı başını da satın alır. 49 numaralı evin üst katları, şimdilik kapalı olsa da normal zamanlarda, ziyaretçiler için arşiv, kütüphane ve araştırma yeri olarak kullanılıyor. Bu kitabi bilgilerin ardından Dickens’ın izlerini evde aramanın vaktidir…

BÖĞÜRTLEN VE HURMA SEVEN BİR YAZAR

Uzun bir koridordan sonra duvarlarda yazarın fotoğrafl arının asıldığı merdivenleri geçip zemin kata iniliyor. Mutfak, hizmetçilerin yemek ve oturma odası burada. Dickens döneminde hizmetçilerin oturma-yemek odası olarak kullandığı bu mekân şimdi yazarın eserlerinin çeşitli baskılarının, adaptasyonlarının ve çevirilerinin yer aldığı, binlerce kitaplık bir kütüphaneye dönüşmüş. Ziyaretçiler burada aynı zamanda Dickens’ın hayatını anlatan bir belgeseli izleyebiliyor. Bu bölüm Dickensvari karanlık Londra sokaklarını andırıyor. Hemen arkada ise şarap mahzeni ve çamaşırhane var. Mutfakta dolanırken böğürtleni ve hurmayı çok seven yazarın gölgesi kuşatıyor sizi.

Fotoğraf - Musa İğrek
Zemin kattan girişe doğru yol alınca öyle pek büyükçe olmayan, edebiyat dünyasından dostlarını ağırladığı, yemekler verdiği, aydınlık bir sokağa açılan oda karşılıyor ziyaretçileri. Şöminenin hemen üstünde Samuel Durrummond’un yaptığı Dickens portresi, taşındığı diğer tüm evlerine götürdüğü ve hayatının son dönemine kadar ev ev dolaşan maun kaplı aynalı büfe, Angus Fletcher’ın elinden çıkma mermer bir büst ve çeşitli tablolar yer alıyor.

Giriş katının bir diğer odası ise Dickens ailesinin birlikte vakit geçirdiği yer. Burası müzenin en derli toplu mekânı diyebiliriz, zira ailenin tüm bireylerinin resimleri sergileniyor. Camekânın içinde Dickens’ın gençliğinden ölümüne kadarki hallerini yansıtan çeşitli portreleri, kitaplarının ilk baskıları, kızı Mary’nin babasını anlattığı My Father As I Recall Him adlı kitabı, İncil, Dickens hakkında yazılmış The Life of Charles Dickens (kitabın yazarı John Forster, Dickens’ın en yakın arkadaşıdır) gibi çeşitli kitaplar var.

DICKENS, ROMAN KAHRAMANLARINI SESLENDİRİYOR

Alberto Manguel Okumanın Tarihi’nde, Dickens’ın eserlerini yakın çevresine okuduğundan, aldığı tepkilere göre de onların üzerinde bir nevi cilalama denilecek türden, minik değişiklikler yaptığından, okuma turnelerine çıktığından söz eder. Hatta kızı Mary anılarında, çoğu gece babasının kendi odasında roman kahramanlarını seslendirdiğini işittiğini söyler. Bu odada sergilenen, yazarın A Christmas Carol (Noel Şarkısı) adlı kitabının kenarındaki notlardan bunların izlerinigörmek mümkün. Müzede, turnelere birlikte götürdüğü okuma masası, eşi Catherine’nin nişan yüzüğü de yer alıyor. Giriş kattaki bahçeye nazır bir oda ise şu an müzenin kafeteryası olarak kullanılıyor. Burada da Dickens’ın yüzlerce kitabı raflarda sergileniyor.

Fotoğraf - Musa İğrek
Birinci kata çıkınca iki oda karşılıyor ziyaretçileri: Oturma odası ve çalışma odası. Çalışma odasında Dickens’ın yazı masası, el yazmaları, çeşitli eserlerinden örnekler var. Yazarın iki mermer büstü, eserlerinin illüstrasyonları, Boz imzalı çeşitli gazetelerde tefrika halinde yayımlanan romanları, Büyük Umutlar, Nicholas Nickleby, Oliver Twist, David Copperfi eld gibi eserlerinden bölümler, ucunu kendi sivrilttiği tüy kalemin resmi, lacivert mürekkeple yazmayı seven yazarın el yazıları sergileniyor.

KENDİSİYLE DALGA GEÇEBİLEN BİR YAZAR

Çalışma odası, kıvırcık saçlı, giysileri abartılı, kimi zaman kendiyle dalga geçen Dickens’ın inzivaya çekildiği mekân. Burası için, roman kahramanlarının başına üşüştüğü, türlü türlü kurguların baştan ayağa yazarı kuşattığı, sırlı küçücük bir yer diyebiliriz. Odanın bir köşesinden Oliver, Orlick, Squeers, Nicholas, Smike, Pip, Bayan Havisham, Joe, Sam, Fagin gibi roman kahramanları beliriveriyor sanki (Dickens hayatı boyunca eserlerinde tamı tamına 989 karakter oluşturmuş).

Karanlığın ardındaki hayatlara tutkun yazarın bu odası, ışığın oynaştığı bir yer. Dickens’ın ufacık penceresinin eşiğine gelip başınızı kaldırdığınızda ise çatılara konan kuşlardan Poe’nun “Kuzgun” şiirine ilham olan Dickens’ın Grip’ini arıyorsunuz. Ne demişti Ahmet Haşim “Faust’un Mürekkep Lekeleri” yazısında: “Goethe, Faust’u bu masa üzerinde yazdı. Bu lekeler Faust’un lekeleridir.”, Dickens’ın yazı masasında Oliver Twist’ten, Nicholas Nickleby’dan lekeler aramanın derdine düşüyorsunuz.

MÜZE RESTORASYONA GİRECEK

Oturma odası ise 1893’te, Victoria Dönemi orta sınıf bir ailenin bir odası olarak döşenmiş. Yazarın arkadaşları ve ev ahalisi ile oturmayı çok sevdiği bu odada çeşitli koleksiyonlardan derlenmiş Dickens kitapları, piyano, koltuklar, halılar, aynalar, kitaplıklar, resmin altında bir bilgilendirme notu olmasa da, Dickens’ın çocukluğunu andıran sevimli bir portre asılı. İkinci katta yatak odaları yer alıyor. Odaların birinde Dickens’ın takım elbisesi, çeşitli illüstrasyonlar, kitap kapakları, diğerinde ise Dickens Müzesi’nin maketi, çeşitli resimler ve aile bireylerine ait giysiler sergileniyor. Üçüncü kat ise ziyarete kapalı.

Fotoğraf - Musa İğrek
Dickens’ın müze evi nisan ayında restorasyona girecek, aralıkta ise kapılarını yeniden açacak. 2012 Dickens yılında bu da nerden çıktı sorusu akla gelmiyor değil ama yetkililerin makul bir gerekçesi var. Restorasyon için Heritage Lottery tarafından verilen para (yaklaşık 2 milyon sterlin) bu yıl içinde kullanılmazsa geri alınacak. Bu yüzden müze bir an önce restorasyona girme kararı almış. Aslında haklılar, çünkü müze usta yazarın adına yaraşır bir güzelliğe sahip değil maalesef, evin ve kimi odalarının alelade düzenlendiği mekâna usta bir elin dokunması gerekiyor.

Dickens’ın Türk okurlarının payına Peter Ackroyd’un Dickens ve Claire Tomalin’in Charles Dickens: A Life adlı biyografi lerini Türkçede okumak düşerse, kuşkusuz zihinlerdeki Dickens imgesi derinleşecek ve bu usta yazara okur daha da yakınlaşacak, “değil mi Olric?”.

Musa İğrek
Kitap Zamanı
Sayı: 73


http://kitapzamani.zaman.com.tr/kitapzamani/newsDetail_getNewsById.action?newsId=7431