5 Ocak 2012 Perşembe

Başka dillerde edebiyatımız



Usta yazar Bilge Karasu, Türk edebiyatının başka dillere çevrilmesi konusunda yıllar öncesinden bakın neler demiş: “Bugüne dek, çeviri dediğimizde, amaç dilin Türkçe olduğunu düşünerek konuştuk daha çok. Türkçe metinlerin yabancı dillere çevrilmesi, yıllar boyu, büyük birer ‘olay’ oldu bizim için. Son yıllarda ise ‘tanınmak’, bilir-bilmez, düşünülür-düşünmez pek çoğumuzu konuşturan bir konu haline geldi. Bir yandan da Türkçeden yabancı dillere çevrilen yazınsal metinler hızla artıyor. Tanınmak, Türkçenin kaynak dil olarak düşünülmesi de demek olacaktır. Türkçe metinleri yabancı dillere çevirenlerin ustalığına körü körüne inanmak-güvenmek dönemi gerilerde kaldı. Bizim başkalarını çevirirken gösterdiğimiz başarı ya da başarısızlık, şimdi bizi çevirenler için de söz konusu olacak.”

Karasu haklı, zira Türkçe edebiyatın yabancı dillere çevrilmesi senelerce büyük bir ‘olay’ olarak görüldü. Talat Sait Halman’ın deyişiyle, “Türk edebiyatı on yıllar, hatta yüzyıllar boyunca dış âleme açılmakta zorluklar çekti”. Karasu’nun ‘büyük olay’ diye nitelendirdiği bu sürecin tarihçesi hiç de ‘uzun’ değil aslında.

Reşat Nuri’den Yaşar Kemal’e

Türk edebiyatının İngilizceyle ilişkisi denilince akla ilk Halide Edip Adıvar gelir. Adıvar, The Shirt of Flame (Ateşten Gömlek) adlı eserini 1924’te İngilizce yazar. The Clown and His Daughter adlı 1935’te yazdığı roman da 1936’da Sinekli Bakkal olarak Türkçeye çevrilir. Çeviri faaliyeti, 1940’lara doğru bir iki divan şiiri antolojisi, 50’lerde Reşat Nuri Güntekin (The Autobiography of a Turkish Girl, Afternoon Sun) Nâzım Hikmet’in şiirlerinden oluşan seçkiler ve Mahmut Makal (A Village in Anatolia) ile sürer.

1960’lara gelindiğinde ise Yaşar Kemal’in kitapları dikkati çeker. Yazarın pek çok kitabının çevirisi eşi Thilda Kemal tarafından yapılır, öyle ki “Yaşar Kemal’in Edebiyatının İngilizcede Yeniden Oluşturulması Sürecinde Thilda Kemal’in Rolü” başlıklı bir tez bile yazılmış.

1962’de Yahya Kemal’in (Selected Poems of Yahya Kemal Bayatlı), 1964’te de Özdemir Asaf’ın (To Go To) şiirlerinin İngilizce çevirileri İstanbul’da yayımlanır. 1970’lerde listeye Türkçeden İngilizceye şiir çevirisi denildiğinde akla gelen ilk isim Talat Sait Halman’ın, Dağlarca (Selected Poems), Melih Cevdet Anday (On the Nomad Sea: Poems), Orhan Veli (I am Listening to Istanbul) çevirileri eklenir. Aziz Nesin’in eserleri de dolaşıma girer. Kimi yazarların çeviri eserleri Kültür Bakanlığı, Türk yayıncılar ve çeşitli kurumlar tarafından yayımlanırken, kimi yazarların kitapları ise Amerika ve İngiltere merkezli yayınevlerince basılır. Bu dönemde çevirmen sayısı da çok değildir.

Penguin 1974’te The Book of Dede Korkut, 1978’de ise Turkish Verse adlı iki önemli eser yayımlar. 1980’lerde Yunus Emre, Necati Cumalı ve Haldun Taner, bunun yanı sıra öykü seçkileri İngilizceye çevrilir. 1990’larda Orhan Pamuk’un romanları, Oktay Rifat, Can Yücel, Ece Ayhan, Lale Müldür ve Hulki Aktunç gibi isimlerin şiir kitapları, Bilge Karasu ve Adalet Ağaoğlu’nun eserleri yayımlanır.

Türk edebiyatı adına önemli bir eşik olan 2000 yılından sonra yayıncılık faaliyetleri daha da artar. Pek çok yayınevi kurulur, hatta bazı yayınevleri bünyesindeki kimi yazarların eserlerini İngilizceye tercüme ettirir. Orhan Kemal, (kimi romanlarını İngilizce yazan) Elif Şafak, Aslı Erdoğan, Esmahan Aykol, Ayşe Kulin, Nedim Gürsel, Selçuk Altun, Buket Uzuner, Ahmet Ümit, Mehmet Murat Somer gibi yazarlar çeşitli dillere çevrilir. 2006’da Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasından sonra gözler bir nebze olsun Türk edebiyatına çevrilir. Dünyadan pek çok yayınevi Türk edebiyatında ne var, ne yok araştırmaya başlar.

Türk edebiyatı 50 ülke ve 40 farklı dilde

2005 yılına gelindiğinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın en ‘hayırlı’ işlerinden biri olan Türk Kültür Sanat ve Edebiyatının Dışa Açılma Projesi (TEDA) hayata geçer. TEDA, Türk kültür, sanat ve edebiyatının yurtdışında tanıtılmasında bugüne kadar önemli eksiklikler görülmesi, yayımlanan eserlerin okuyucuya ulaştırılmasında etkili bir yol izlenememesi ve bu eksikliğin giderilebilmesi amacıyla başlar. TEDA Danışma ve Değerlendirme Kurulu senede en az iki defa toplanarak başvurular arasından desteklenecek eserlere karar verir. Proje kısaca, yayımlanacak eserlere şarta bağlı çeviri veya baskı desteği sağlıyor.

TEDA ile birlikte, 2005’ten bu yana 50 ülke ve 40 farklı dilde toplam 811 esere destek verildi. Bu desteklerle 2011 yılı Şubat ayı itibarı ile 540 eser yayımlanmış. Pek çok yayıncının, çevirmenin başvurduğu bu projede yabancı dile en çok çevrilenler arasında listenin başını Ahmet Hamdi Tanpınar ve Orhan Pamuk çekiyor. İki yazarın okur kitlesi Japonya, Lübnan, Rusya, Hırvatistan, Güney Kore, İspanya, İsveç, İtalya, Ukrayna, Polonya ve Almanya gibi ülkelere kadar uzandı. İlk yıllarda daha çok klasikleşen yazarlara yer veren TEDA, son dönemde yeni isimleri ön plana çıkarmaya başladı. TEDA sayesinde 164 kitapla en çok Almancaya çeviri yapılmış, İngilizceye ise 63 kitap çevrilmiş (ABD: 42, İngiltere: 21).

Çevirilerin devlet desteğiyle yapılması konusunda ne düşündüğünü usta öykücü, çevirmen Tomris Uyar’a sorarlar, şöyle cevap verir: “Kimbilir belki de dünya edebiyatından aşağı yukarı günü gününe haberli oluşumuzda, bilinçli okurun yüreklendirmesi kadar devletin ilgisizliğinin de payı vardır. Desteklemesin varsın, derim ben.”

2013 Londra kitap fuarı’nda odak ülke: Türkiye

2008’de Türkiye, 60. Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’na konuk ülke olur. Bir başka açılım da bu dönemde yaşanır. Yabancı yayınevleri Pamuk ile rüştünü ispat etmiş Türk edebiyatının peşine düşer, yeni keşifler yapmaya çalışır. 2013 Londra Kitap Fuarı’nda Türkiye ‘odak ülke’ olacak. Pek çok İngiliz yayıncı yavaş yavaş Türk edebiyatına odaklanmış durumda. Mesela, İngiltere’nin en büyük yayınevlerinden Penguin, Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü yayımlayacak.

Kemal Tahir bir söyleşisinde Selim İleri’ye şunları söyler: “Bir toplumun diğer toplumdaki sanat eserlerinden, edebiyat ürünlerinden gereği gibi yararlanması, hatta haberli olması için bile doğru, eksiksiz çeviri yetmez. İki toplum arasındaki karşılıklı tarih bilgisi, temel özellikleri belirleyen kültürel ön çalışmalar şarttır. Nitekim benim romanlarımı İngilizceye çevirmek isteyen İngiltere’nin ilerici yayınevlerinden biri; kitaplarımdan birinin Fransızcasını okuyunca ‘İngiliz ruhuna uymadığı’ gerekçesiyle önerisinden vazgeçti.”

Peki, yazarların başka dile çevrilmesinde neler rol oynuyor? Şöyle örneklendirebiliriz aslında: Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nın en kalabalık yeri: Literary Agency’lerin, yani dünyanın dört bir yanından gelen telif ve edebiyat ajanslarının buluştuğu mekân. Masalarıyla bir okulu, bir kahvehaneyi andıran bu salon ülkelere girecek, başka ülkelere gidecek yazarların eserlerinin konuşulduğu, belirlendiği, alınıp satıldığı, yeni eğilimlerin ne olacağının tartışıldığı bir yer. Kalem Ajans’tan Nermin Mollaoğlu ile yaptığımız bir söyleşide bu mekânın ve işin inceliklerini biraz dinlemiştik. Türkiye’de sadece iyi edebiyat, kötü edebiyat tanımlaması olsa da telif ve edebiyat ajanslarının kendi aralarındaki dilin biraz farklı olması bir yana, her kitabın da sıfatı var. Kolay okunur, ağır edebiyat, akıcı, çoksatar gibi... Gerisini Mollaoğlu’ndan dinleyelim. Mollaoğlu bir kitabı yayınevine satmak istediğinde karşıdakinin ilk başta “Neden basayım?” sorusuna bir cevap aradığını söylüyor: “Elimizdeki yazarın eserlerini almak isteyen yayınevleri, ‘yazar Türkiye’de kaç basmış, kitaplarına ilgi nasıl, kitabının filmi çekilecek mi, yazar İngilizce konuşuyor mu, fiziksel özellikleri nasıl, yurtdışına seyahat edebilir mi,’ gibi sorularla geliyor.”

İngilizceye çevrilen kitaplarda cumhuriyetin ilk dönemlerinde ve özellikle 1970’li ve 1980’li yıllarda şiir başı çekerken, şimdilerde roman ağırlıklı bir liste var. 2000’lerden sonra İlhan Berk, Hilmi Yavuz, Enis Batur, Ece Ayhan, Cevat Çapan, Ataol Behramoğlu ve Edip Cansever gibi şairlerin şiirleri müstakil kitap olarak yayımlandı. Bunun dışında birkaç antoloji var (ABD’deki üniversite kaynaklı yayınevlerinden Syracuse University Press’in hazırladığı).

Türk edebiyatını çevirmekteki zorluklar

Türk edebiyatının başka dillere çevrilmesinde pek çok sorun var. Bunları çevirmenlerden dinlemek, işin rengini daha iyi ortaya koyuyor. Orhan Pamuk’un çevirmeni Maureen Freely, Türkçeden çeviri yapmanın zorlukları hakkında bakın ne diyor: “Teknik olarak elbette fiilin cümlenin sonunda yer alması gibi bir sorun var. İngilizce çalışan beyin, fiili cümlenin sonunda görmeyi beklemez ve görürse aklı karışır. Ayrıca İngiliz aklı pasif sesi de sevmez ve İngilizcede iyi de durmaz. Türkçe fiiller o anlamda çok daha esnek ve Türkçede daha fazla zaman var. Ama yaptığınız işin önemine inanırsanız bütün bu teknik sorunların üstesinden gelmenin bir yolunu bulursunuz.”

Çevirinin öteki ucunda ise yazar duruyor. Onun için de önemli bir güçlük var aslında: İyi çevirmenle çalışmak. Orhan Pamuk, Kitap Zamanı’nda yayımlanan söyleşisinde bu sorunu nasıl çözdüğünün sırlarını vermişti: “Bir tek İngilizce biliyorum. İngilizceyi kelime kelime kontrol ediyorum, yine de gözden kaçırdığım şeyler oluyor. (…) Bunu bütün dillerde yapmak isterdim ama 58 dile çevriliyor kitaplarım, nasıl yapacağım ben bunu? En fazla, bir bit yeniği var mı, bir çürük var mı diye o ülkeye gittiğimde mesela röportaj yapmışsam, gazeteci arkadaşa, kültür-sanat yazarına, eleştirmene laf arasında çevirmenin nasıl olduğunu sorarım. Böylece bir istatistiksel bilgi toplamaya çalışırım. Mesele, Türkçeyi anlamak kadar kendi diline ne kadar hâkim olduğu.”

Türk edebiyatının pek çok dile çevrildiğini görmek kuşkusuz çok sevindirici. Bu sevincin bir basamağı daha var aslında... Türkiye’de çeviribilimin kurucularından Prof. Dr. Akşit Göktürk, Çeviri: Dillerin Dili adlı kitabında günümüzde çeviribilimin yanıtlamaya çalıştığı başlıca soruları şöyle sıralar: “Nasıl bir dilsel, kültürel olgudur çeviri? Çeviri sürecinde söz, anlam, iletişim açısından hangi etkenler yürürlüktedir? Yazar, çevirmen, çeviri okuru ilişkisi ne gibi özellikler gösterir? Hangi tür metinler hangi yöntemle çevrilmeyi gerektirir? Metinlerin yapısı, dilsel işlevleri, çeviri açısından nasıl çözümlenebilir? Hem bu çözümlemede, hem de çevirinin değerlendirilmesinde, çeviri eleştirisinde uygulanabilecek ölçütler nelerdir? Çeviri öğretiminin temel ilkeleriyle yöntemleri ne olmalıdır?” Türk edebiyatı için, Göktürk’ün bu sorularını gündeme getirmenin vaktidir, zira Bilge Karasu’nun dediği gibi, Türk edebiyatını başka dillerde görmek büyük bir olay değil, işler değişti artık.

TÜRKÇEDEN İNGİLİZCEYE ÇEVRİLEN KİTAPLARDAN BİR SEÇKİ

The Daughter of Smyrna, Halide Edip Adıvar, Çev.: Muhammed Yakub Khan, Ripon Printing Press, 1941

The Autobiography of a Turkish Girl, Reşat Nuri Güntekin, Çev.: Sir Wyndham Deedes, D. Allen & Unwin,1949

Afternoon Sun, Reşat Nuri Güntekin, Çev.:Sir Wyndham Deedes, Heinemann Press,1951

A Village in Anatolia, Mahmut Makal, Çev.: Sir Wyndham Deedes, 1954

Selected Poems, Nâzım Hikmet, Çev.: Nilüfer Reddy, Masses&Mainstream Inc, 1954

Memed, My Hawk, Yaşar Kemal, Çev.: Edouard Roditi, Collins Harvill, 1961

The Wind From the Plain Ortadirek, Yaşar Kemal, Çev.: Thilda Kemal, Collins and Harvill Press, 1962

Selected Poems, Yahya Kemal Beyatlı, Çev: S. Behlül Toygar, İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, 1962

The Neighbourhood, Ahmet Kutsi Tecer, Çev.: Nüvit Özdoğru, The Turkish Center of the International Theatre Institute, 1964

To Go To, Özdemir Asaf, Yıldız Moran, Sanat Basımevi, 1964

Selected Poems of Nâzım Hikmet, Nâzım Hikmet, Çev.: Taner Baybars, Cape, 1967

Anatolian Tales, Yaşar Kemal, Çev.: Thilda Kemal, Mead, 1968

Köroğlu: The Singing Bandit, Çev.: Barbara K. Walker, T. Y. Crowell, 1970

Fifteen Turkish Poets, 75 Poems, Çev.: S. Behlül Toygar, İskender Matbaası, 1969

Selected Poems, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Çev.: Talat Sait Halman, University of Pittsburg Press, 1969

The Moscow Symphony and Other Poems, Nâzım Hikmet, Çev.: Taner Baybars, Swallow Press, 1971

I am Listening to İstanbul, Orhan Veli Kanık, Çev.: Talat Sait Halman, Corinth Books, 1971

Iron Earth, Copper Sky, Yaşar Kemal, Çev.: Thilda Kemal, Collins Harvill, 1974

On the Nomad Sea: Poems, Melih Cevdet Anday, Çev.: Talat S. Halman, Nermin Menemencioğlu, Geronimo Books, 1974

Critical Approaches, Interviews, Selected Poems, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Çev.: Orhan Burian, 1974

The Book of Dede Korkut, Çev.: Geoffrey Lewis, Harmondsworth, Penguin, 1974

The Legend of Ararat, Yaşar Kemal, Çev.: Thilda Kemal, Collins and Harvill Press, 1975

Things I didn’t know I loved: selected poems of Nazım Hikmet, Çev.: Randy Blasing & Mutlu Konuk, Persea Books, 1975

Turkish Verse, Çev.: Nermin Menemencioğlu, Fahir İz, Penguin, 1978

The Bird and I, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Çev.: Talat Sait Halman, Cross-Cultural Communications, 1980

The Mikado Game, Melih Cevdet Anday, Çev.: Nermin Menemencioğlu, The Turkish Center of the International Theatre Institute, 1980

Rain One Step Away : Poems, Melih Cevdet Anday, Çev.: Talat Sait Halman, Brian Swann, Charioteer Press, 1980

Yunus Emre and His Mystical Poetry, Çev.: Talat Sait Halman, Indiana University Turkish Studies, 1981

The Saga of a Seagull, Yaşar Kemal, Çev.: Thilda Kemal, Collins and Harvill, 1981

The Clogs, Necati Cumalı, Çev.: Nüvit Özdoğru, International Theatre Institute, 1982

Human Landscapes, Nâzım Hikmet, Çev.: Randy Blasing, Mutlu Konuk, Persea Books, 1982

A Dot on the Map: Selected Stories, Sait Faik, Çev.: Talat Sait Halman, Indiana University Turkish Studies, 1983

The Wandering Fool, Yunus Emre, Çev.: Edouard Roditi, Güzin Dino, Cadmus Editions, 1987

The Birds Have Also Gone, Yaşar Kemal, Çev.: Thilda Kemal, Collins Harvill, 1987

Twenty Stories by Turkish Women Writers, Çev.: Nilüfer Mizanoğlu, Indiana University, 1988

Thickhead and Other Stories, Haldun Taner, Çev.: Geoffrey Lewis, Forest Books, 1988

Orhan Veli: Poems, Orhan Veli, Çev.: Murat Nemet-Nejat, Hanging Loose Press, 1989

The Drop That Became the Sea: Lyric Poems of Yunus Emre, Çev.: Kabir Helminski, Refik Algan, Threshold Books, 1989

The White Castle, Orhan Pamuk, Çev.: Victoria Holbrook, Faber and Faber, 1990

The Pocket Book of Twentieth Century Turkish Poetry, Çev.: Yusuf Mardin, Kültür Bakanlığı, 1990

Yunus Emre: Selected Poems, Çev.: Talât Sait Halman, Kültür Bakanlığı, 1990

To Crush the Serpent, Yaşar Kemal, Çev.: Thilda Kemal, Collins Harvill, 1991

Sea Rose, Necati Cumalı, Çev.: Nilbahar Ekinci, Kültür Bakanlığı,1991

The City of the Heart: Yunus Emre’s Verses of Wisdom and Love, Çev.: Süha Faiz, Element Books, 1992

The Poetry of Can Yücel,  Çev.: Feyyaz Kayacan, Papirüs Yayınları, 1993

Voices of Memory: Selected Poems of Oktay Rifat, Çev: Ruth Christie, Richard McKane, Rockingham Pres, 1993

Ward 72, Orhan Kemal, Çev.: Nevzat Erkmen, Kültür Bakanlığı,1993

The Black Book, Orhan Pamuk, Çev.: Güneli Gün, Faber and Faber, 1994

Night, Bilge Karasu, Çev.: Güneli Gün, Louisiana State University Press, 1994

Let Us be Not Slaves But Masters, Sâmiha Ayverdi, Kubbealtı Neşriyât,1996

Poems by Karacaoğlan: A Turkish Bard, Karacaoğlan, Çev.: Seyfi Karabaş, Judith Yarnall, Indiana University, 1996

Ottoman Lyric Poetry: An Anthology, Çev.: Walter G. Andrews, Najaat Black, Mehmet Kalpaklı, University of Texas Press, 1997

A Blind Cat Black and Orthodoxies, Ece Ayhan, Çev.: Murat Nemet Nejat, Sun and Moon Pres, 1997

The New Life, Orhan Pamuk, Çev.: Güneli Gün, Farrar, Straus and Giroux, 1997

Curfew, Adalet Ağaoğlu, Çev.: John Goulden, University of Texas, 1997

Salman the Solitary, Yaşar Kemal, Çev.: Thilda Kemal, Harvill Press, 1997

Water Music, Lale Müldür, Çev.: Leland Bardwel, Poetry Ireland, 1998

Twelfth Song, Hulki Aktunç, Çev.: Leland Bardwel, Poetry Ireland, 1998

Mediterranean Waltz, Buket Uzuner, Çev.: Pelin Arıner, Remzi Kitabevi, 2000

The Other Side of The Mountain, Erendiz Atasü, Çev.: Erendiz Atasü, Elizabeth Maslen, Milet, 2000

A Summer Full of Love, Füruzan, Çev.: Damian Croft, Milet Publishing, 2001

Fourth Company, Rıfat Ilgaz, Çev.: Damian Croft, Milet Publishing, 2001

Dear Shameless Death, Latife Tekin, Çev.: Saliha Paker, Mel Kenne, Marion Boyars, 2001

My Name is Red, Orhan Pamuk, Çev.: Erdağ Göknar, Alfred A. Knopf, 2001

A Cup of Turkish Coffee, Buket Uzuner, Çev.: Pelin Arıner, Milet Publishing, 2001

The Time Regulation Institute, Ahmet Hamdi Tanpınar, Çev.: Ender Gürol, Turko-Tatar Press, 2002

Death in Troy, Bilge Karasu, Çev.: Aron Aji, City Lights, 2002

Beyond the Walls: Selected Poems, Nâzım Hikmet, Çev.: Ruth Christie, Richard McKane, Talât Sait Halman. Poems, Anvil Pres, 2002

The Garden of Departed Cats, Bilge Karasu, Çev.: Aron Aji, New Directions, 2003

The Story of a Small Man, Orhan Kemal, Çev.: Cengiz Lugal, Anatolia Publishing, 2003

The Messenger Boy Murders, Perihan Mağden, Çev.: Richard Hamer, Milet, 2003

Beyond the Walls: Selected Poems, Nâzim Hikmet, Çev.: Richard McKane, Ruth Christie, Talât Sait Halman, Anvil Press Poetry, 2004

The Flea Palace, Elif Şafak, Çev.: Müge Göçek, Marion Boyars, 2004

In the Temple of a Patient God, Bejan Matur, Çev.: Ruth Christie, Arc Publications, 2004

Snow, Orhan Pamuk, Çev.: Maureen Freely, Faber and Faber, 2004

Sleeping in the Forest: Stories and Poems, Sait Faik, Çev.: Talat Sait Halman, Syracuse University Press, 2004

Photo “Sabah” Pictures, Ayşe Kulin, Çev.: Martina Keskintepe, Epsilon, 2004

A Crazy Tree, Pınar Kür, Çev.: Ruth Christie, Epsilon, 2004

Selected Poems, İlhan Berk, Çev.: Önder Otçu, Murat Nemet-Nejat, Talisman House, 2004

Beauty and Love, Şeyh Galip, Çev.: Victoria Rowe Holbrook, Modern Language Association of America, 2005

Nightingales & Pleasure Gardens : Turkish Love Poems, Çev.: Talat S. Halman, Syracuse University Pres, 2005

Creating A Man, Necip Fazıl Kısakürek, Çev.: Masud Akhtar Shaikh, Agha Jee Printers, 2005

Where Are You, Susie Petschek?, Cevat Çapan, Çev.: Cevat Çapan, Michael Hulse, Arc Publications, 2005

A Brave New Quest: 100 Modern Turkish Poems, Çev.: Talat Sait Halman, Syracuse University Pres, 2006

Enis Batur: Ash Divan Selected Poems, Çev.: S. Paker, C.Endres, S.S.Endres, M.Kenne, Talisman House, 2006

Orpheus, Nazlı Eray, Çev.: Robert Finn, The University of Texas, 2006

The Gaze, Elif Şafak, Çev.: Brendan Freely, Marion Boyars Publishers, 2006

Ottoman Lyric Poetry – An Anthology, Çev.: W.G. Andrews, M. Kalpaklı, N. Black, University of Washington Pres, 2006

They Burn the Thistles, Yaşar Kemal, Çev.: Margaret E. Platon, New York Review Books, 2006

A Leaf About to Fall: Selected Poems, İlhan Berk, Çev.: George Messo, Salt Publishing, 2006

Quarrelling with God: Mystıc Rebel Poems Of The Dervishes Of Turkey, Çev.: Jennifer Ferraro, Latif Bolat, White Cloud Pres, 2007

Other Colors, Orhan Pamuk, Çev.: Maureen Freely, Faber and Faber, 2007

The City in Crimson Cloak, Aslı Erdoğan, Çev.: Amy Spangler, Soft Skull, 2007

Seasons of the Word, Hilmi Yavuz, Çev.: Walter G. Andrews, Syracuse University Pres, 2007

Mrs. Valley’s War, Feyyaz Kayacan, Çev.: Ruth Christie, Rockingham Press, 2007

Swords of Ice, Latife Tekin, Çev.: Saliha Paker, Mel Kene, Marion Boyars, 2007

Madrigals, İlhan Berk, Çev.: George Messo, Shearsman Books, 2008

A Mind in Peace, Ahmet Hamdi Tanpınar, Çev.: Erdağ Göknar, Archipelago Books, 2008

The Idle Years, Orhan Kemal, Çev.: Cengiz Lugal, Peter Owen Publishers, 2008

I’ve Learned Some Things, Ataol Behramoğlu, Çev.: Walter G. Andrews, The University of Texas, 2008

The Kiss Murder, Mehmet Murat Somer, Çev.: Kenneth J. Dakan, Penguin, 2008

Summers End, Adalet Ağaoğlu, Çev.: Figen Bingül, Talisman House Publishers, 2008

Songs My Mother Never Taught Me, Selçuk Altun, Çev.: Ruth Christie, Telegram Books, 2009

Many and Many A Year Ago, Selçuk Altun, Çev.: Ruth Christie, Selçuk Berilgen, Telegram Books, 2009

Dirty August, Edip Cansever, Çev.: Julia Clare, Richard Tillinghast, Talisman House Publishers, 2009

The Books of Things, İlhan Berk, Çev.: George Messo, Salt Publishing, 2009

The Museum of Innocence, Orhan Pamuk, Çev.: Maureen Freely, Vintage, 2010

The Conqueror, Nedim Gürsel, Çev.: Yavuz Demir, John Ottenhof, Talisman House Publishers, 2010

An Ottoman Traveller: Selections from the Book of Travels of Evliya Çelebi, Evliya Çelebi, Çev.: Robert Dankoff, Eland Publishing, 2010

The New Cultural Climate in Turkey: Living in a Shop Window, Nurdan Gürbilek, Çev.: Victoria Holbrook, Zed Books, 2010

Rosestrixes and Coffee Grinds, Seyhan Erözçelik, Çev.: Murat Nemet-Nejat, Talisman House Publishers, 2010

Hotel Bosphorus, Esmahan Aykol, Çev.: Ruth Whitehouse, Bitter Lemon Press, 2011

The Lost Words, Oya Baydar, Peter Owen Publishers, 2011

Last Tram, Nedim Gürsel, Çev.: Ruth Whitehouse, Comma Pres, 2011

Musa İğrek
Kitap Zamanı

Sayı: 72
2/1/2012

2 Ocak 2012 Pazartesi

‘İbnü’l Arabî’yi ancak İslam medeniyeti yetiştirebilirdi’

Doç. Dr. Ekrem Demirli
Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin (1164–1240) “İslamiyet’teki bütün zâhîri ve bâtınî ilimleri kapsayan” Fütûhat-ı Mekkiyye adlı eşsiz eserinin tercümesi ilk kez tam metin olarak Türkçede. Doç. Dr. Ekrem Demirli, altı yılın sonunda bu zahmetli tercümeyi tamamlamak üzere. On yedi cildi yayımlanan Fütûhat-ı Mekkiyye’nin son cildinin çevirisine başlayan Demirli ile İbnü’l-Arabî’yi, etkisini, ona olan ilgiyi ve tercümede yaşadığı zorlukları konuştuk.

Bir söyleşinizde “Tasavvuf, ilk kez İbnü’l-Arabî ve takipçileriyle birlikte metafizik bir çerçeve kazanarak İslam ilim geleneğinin merkezine yerleşti.” diyorsunuz. Sizin deyişinizle “bütün tasavvufu temsil eden” bu önemli eserin tercümesi için neden bunca yıl beklendi?

Belki soruyu bu ihmalin gerekçeleri nedir, diye yeniden ifade etmek lazım. Meseleyi iki aşamada ele alabiliriz: Birincisi Osmanlı döneminde –bilhassa son dönemlerde- niçin tercüme edilmemiş, ikincisi Cumhuriyet döneminde niçin tercüme edilmemiş? Bence Osmanlı dönemi, büyük kitapları, onların özetlendiği muhtasar kitaplardan takip etmeyi tercih etmiş. Bu iki kitap türü arasında ortaya çıkan boşluğu ise müderrisin ve şarihin doldurduğu hakkında iyimser bir kanaat yaygın. Ben bu kanaatte değilim gerçi. Bana göre sorun daha ciddi. Osmanlı aydınlarının bilim ve düşünceyle kurdukları ilişkiyi iyi tahlil etmek gerekiyor. Cumhuriyet devrinde ise sorun daha çok bir ilgi ve yeterlilik sorunu şeklinde gözüküyor. Kanaatimce sadece Fütûhat-ı Mekkiyye’yi değil, pek çok kitabı tercüme edebilecek birikim hâlihazırda oluşmuş değil. Yani “tercüme edilmemiş” değil, “edilememiştir” diyerek yüzleşmemiz lazım ciddi bir sorunla. Bu noktada ileri sürülebilecek pek çok karşıt görüş bu olguyu perdelemekten ileri gitmez. Cumhuriyet döneminde üniversitelerde oluşan birikim İslam metafiziğinin kaynaklarını takip edebilecek yeterlilikte değil. Kanaatimce İbn Sina, Razi gibi isimler niçin tercüme edilmemişse Fütûhat da onun için tercüme edilmemiştir.

Fütûhat-ı Mekkiyye’yi İbnü’l-Arabî şöyle tanımlıyor: “Muhammedî şeriatın batınî boyutlarıyla ortaya konulduğu bir kitaptır.” Bunu biraz açar mısınız?

Fütûhat-ı Mekkiyye özünde vahyin bulunduğu bir “dinî tefekkür” kitabıdır. Kitabın bence en değişmez vasfı budur. İbnü’l-Arabî dinin iman-ibadet ve ahlâk alanındaki hakikatlerini evrensel bir dille nasıl ele alabiliriz, bütün bu bahisleri “insan” sorunu üzerinden nasıl ifade edebiliriz diye düşünür. Bu özelliğiyle eseri Gazali’nin İhya’sıyla mukayese ederken şunu söylemiştim: Gazali çok önemli bir teşebbüsünü belirgin bir ana fikre sahip olmadığı için eksik bırakmış görünmektedir. İbnü’l-Arabî ise vahdet-i vücud diye ifade ettiğimiz bir ana fikre sahip olduğu için o işi ikmal etmeye çalışmıştır. Bu iş dinin zahir’i ve batınî boyutlarıyla yeniden yorumlanması, yani bir “ihya” teşebbüsü olarak görülebilir.

Otuz yedi ciltten oluşan ve “İslamiyet’teki bütün zahirî ve batınî ilimleri kapsayan” Fütûhat-ı Mekkiyye’yi tercümeye niyetlendiğiniz gün neler geçmişti aklınızdan?

Tam olarak hatırlamıyorum, 1994 senesinde Fütûhat’ı okumaya karar verdiğimde pek çok kişiye inandırıcı gelmemişti, bunu hatırlıyorum. Öteden beri şöyle bir düşüncem vardı: Türkiye’de bilgiyle insan arasındaki engelleri azaltmaksızın edebiyatta, tefekkürde, sanatta sağlıklı bir düşüncenin gelişmesi mümkün değil. Düşüncenin olmadığı yerde ise dile hamaset hâkim olur. Hamaset şöyle konuşur: “Falanca çok büyüktür”, “çok önemlidir”, “bizde daha iyisi vardır” vs. Bence Türkiye’nin en azından bir asrı böyle harcanmıştır. Bilgi hamaseti dışlar ve gerçeğin serin tabiatıyla yüzleşmeyi sağlar. Artık şöyle konuşuruz: “Falan şöyle der, bu düşünce doğrudur.” Ben Türkiye’de çalıştığım alanla ilgili söylemi hamasetten kurtarmak istedim. Meselenin esası budur.

Yaklaşık altı yılın sonunda, 18 ciltle tercümeyi tamamlamak üzeresiniz, İbnü’l-Arabî’yi çevirmedeki zorluklar nelerdi?

Bir kitabın çevirisinde bence en önemli mesele kitapla ilgili bir perspektif sahibi olabilmek. Neyi çevirdiğiniz hakkında doğru bir kanaatiniz olmalı. Bence üzerinde en çok durmamız gereken nokta budur. Ben bu büyük sorunu Konevî’nin rehberliğiyle aşmaya çalıştım. Aslında İbnü’l-Arabî’ye kadar yaptığım bütün çalışmalar bir hazırlık süreciydi. Aklımda sürekli İbnü’l-Arabî, Fusûs ve Fütûhat vardı. Günlerce kendi kendime konuştuğum ve İbnü’l-Arabî ile sohbet ettiğim oldu. Kimdi ve ne yapmak istemişti? Bu büyük sorunu çözmek istedim. Başka büyük zorluk kitabın hacmi. Her biri yaklaşık beş yüz sayfalık büyük boy on sekiz cilt kitabı tercüme etmek, itiraf edeyim ki, düşündüğümden daha zor oldu. Dil ve üsluptan kaynaklanan sorunlar oldu, zengin konulu bir kitabı çevirmenin güçlükleri oldu. Konuların bir kısmı ilgimi daha az çeken konulardı. En büyük sorunlardan biri de bu bahisleri tartışabileceğim kimsenin olmayışıydı. Bir iki yakın arkadaşımı istisna edersem, tercüme sürecinde bende hâsıl olan duygu ve düşünceyi paylaşabileceğim kimse yoktu. Üstelik Türkiye’de veya dünyada ciddi bir uzmanının bulunmadığı bir düşünür İbnü’l-Arabî. Bunun da büyük zorlukları oldu. 

Geçen süre içerisinde nasıl tepkiler aldınız ve tercüme aşamasında yıldığınız zamanlar oldu mu?

Yılmak değil de, zorlandığım oldu tabii ki! En çok on yedinci ciltte zorlandım. Bunun dışında zorlandığım ve keyfimin kaçtığı zamanlar da oldu. Konuların benzediği bahisler ve yeni bir şey öğrenmediğimde heyecanımın azaldığı dönemler oldu. Tepkilere gelirsek, doğrusu çok olumlu tepkiler aldığımı belirtmeliyim. Meslektaşlarımdan çok doğru eleştiriler ve tepkiler aldım. Bunların bir kısmı tercüme sürecini etkilemiştir. Belki daha sonra da etkileyecektir. Fütûhat beni çok kıymetli insanlarla tanıştırdı, onların kitabın tercümesinden yararlandıklarına şahit oldum. Olumsuz tepkiler de aldım. Bir kısmı kitabın tercümesini gereksiz bulduğunu belirtti, bir kısmı özetlense daha iyi olurdu dedi. Genellikle yeni kelimeler kullandığımı söyleyenler oldu, ancak bunun mahzurunu anlamış değilim. Türkiye’de bir çeviri nasıl ele alınır ve nasıl eleştirilir, bu da ciddi bir sorun. İmla hataları var, bu konulardaki eleştiriler çok haklı. İleriki baskılarda bu hataları gidereceğiz inşallah. Muhtemelen tercüme hataları yapmışımdır –tamamen sehven yapılmış bir hataya 10. ciltte işaret etmiş ve özür dilemiştim- onları da ikinci baskılarda dikkatle tashih etmek lazım.

İbnü’l-Arabî’ye atfedilen 600’den fazla eser olduğu söyleniyor. Şunu merak ediyorum, “Bir tek kitap yazmaya bile niyet etmedim.” diyen Şeyh’ül Ekber, bu kadar eseri nasıl yazdı?

Bu sayı meselesini doğru anlamak gerekiyor. İbnü’l-Arabî en velut birkaç yazardan biridir. Fakat bu sayının altı yüze çıkması abartılı. Daha doğrusu bu eserlerin önemli bir kısmının küçük risalelerden oluştuğunu hesaba katmak gerekir. Bence Fütûhat, İbnü’l-Arabî’nin bütün bir özeti gibi. İbnü’l-Arabî bahsettiğiniz cümleyi Fütûhat’ta da tekrar eder ve “bu yola başka amaçlarla girdik” der. Başka bir söz de beklenemezdi herhalde. Çünkü seyr ü süluk ikilik kabul etmez, insanın bütün amaçlarından sıyrılıp rıza-yı Bari’ye odaklanması şarttır. İbnü’l-Arabî de bunu söylemek istiyor. Fütûhat ve diğer eserlerini ise bize bir lütuf ve “miraç” hediyesi olarak takdim ediyor. Biz de bu hediyeleri büyük bir bahtiyarlıkla kabul etmeliyiz.

İbnü’l-Arabî’nin eserlerinin pek çoğu üzerinde çalışılmamış ve bu eserler yayımlanmayı bekliyor, diyebilir miyiz?

Prof. Dr. Mahmut Kaya hoca bir kitabını ithaf ederken “hakkı yenmiş medeniyetimize” diye bir tabir kullanmış. Çok hoşuma giden bir tabir bu. “Hakkı yenmiş” olanların içine en çok girmesi gereken kişilerden biri İbnü’l-Arabî’dir. Ayrıca Konevî girer, Ferganî girer, Cendî girer, İslam filozofları, kelamcıları, farklı dönemlerden pek çok düşünür girer. Üstelik hakkı yiyenler bizzat biz Müslümanlarız. Bence önümüzdeki otuz kırk sene içerisinde Müslümanların medeniyetleri hakkında titiz çalışmalar yapmaları lazım. Şu anki gidişattan ümitli değilim. Müslümanlar hâlâ “sevmek” ve “önemli bulmak” gibi hamaset cümlelerinden başka bir şey yapmıyor. Şu gerçeği çok iyi anlamamız lazım: İbnü’l-Arabî’yi ancak ve ancak İslam medeniyeti yetiştirebilirdi.

Molla Câmî “Konevî’nin eserlerini okumadan, İbnü'l-Arabî’nin varlığın birliği yani Vahdet-i Vücud ile ilgili öğretilerini hem akla, hem de şeriate uygun bir şekilde anlamak imkânsızdır.” der. Neler diyeceksiniz, bu konuda?

Çalışmalarıma yön veren cümlelerden birisi bu olmuştur. İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevi birbirinden ayırmanın mümkün olmadığı iki büyük düşünürüdür. İbnü'l-Arabî araştırmalarındaki başarısızlık kanaatimce Konevi’nin ihmal edilmesinden kaynaklanmıştır. Konevi bize zemini ve çerçeveyi verir.

İbnü’l-Arabî uzmanlarından İspanyalı Prof. Dr. Pablo Beneito, “İbnü’l-Arabî ile Batı düşüncesi arasında entelektüel seviyede bir ilişki bulunmadığını, çünkü İbnü’l-Arabî’nin eserlerinin 20. yüzyılın başlarından önce Batı dillerine tercüme edilmediğini” söylüyor. Batı’da İbnü’l-Arabî üzerine pek çok çalışma var, bunu göz önünde bulundurursak, Batı’nın İbnü’l-Arabî ile tanışması konusunda siz ne düşünüyorsunuz?

Aynı kanaatteyim. Batı’nın İbnü’l-Arabî’yi ve hatta tasavvufu pek önemsemediğini düşünüyorum. Bu konuda verdiğim bir misal vardır: Bazı Batılı araştırmacılar Dante’de İbnü’l-Arabî etkisinden söz ederler. Ben de diyorum ki, Dante’nin siyah ve beyaz dünyasıyla İbnü’l-Arabî’nin paradoksal ve karmaşık dünyası arasında bir irtibat bulmak mümkün değil. İbnü’l-Arabî bir düşünceye kıyısından köşesinden tesir etmez. O bir yere girdiğinde düşünceyi yeni baştan inşa eder, temelini değiştirir. İbnü’l-Arabî etkisini böyle bir değişimde görmek lazım. Yoksa herhangi bir düşüncenin verebileceği bir etkiyi İbnü’l-Arabî’nin vermiş olmasının bir manası yok. Bence İbnü’l-Arabî hem Batı hem İslam için bir “kenz-i mahfi” olarak kalmıştır. Batı’da İbnü’l-Arabî üzerinde ciddi bir araştırma görmedim. Yazılan az sayıdaki kitap ise Türkiye’de başka saiklerle önemli hale geliyor galiba.

İlk kez tamamıyla başka bir dile çevrilen Fütûhat-ı Mekkiyye tercümesi tasavvuf tarihi açısından kendine nasıl bir yer bulacak?

Tek başına Fütûhat çevirisini değil de bu kapsamda yazdığım Fusûs’ül-Hikem şerhini, Konevî çevirilerini ve Konevî üzerine kitaplarımı, İbnü’l-Arabî metafiziği hakkındaki kitabımı birlikte değerlendirmem lazım. Kendi adıma bu çalışmaları bir proje bütünlüğü içerisinde planlamıştım ve Allah gerçekleştirmeyi nasip etti. Bu eserler Türkiye’de İslam medeniyetini ciddiye alan farklı alanlardaki insanları hedeflemiştir. Bunların içinde ilahiyatçılar ve felsefeciler kadar edebiyatçılar, şairler, hikâye yazarları var. İleriki yıllarda çalışmalar ve tabii ki Fütûhat’ın İslam düşüncesi çalışmaları içerisinde bir dönüm noktası olması gerekiyor. Ancak paralel çalışmaların yapılması lazım: İslam felsefe ve kelam klasikleri tercüme süreci tamamlanmazsa tek başına Fütûhat’ın bir etkisi olacağını zannetmem. Yeni bir şerh ve telhis dönemine girmek lazım! Fusûsu’l-Hikem şerhi İbn Sina’nın Metafizik ve İşarat gibi kitaplarının veya kelamdan bazı temel kitapların şerhiyle anlam bulacak. Bu sayede klasik eserlerle bağımızın yeniden kurulması lazımdır. Aksi halde İslam medeniyetindeki bilimlerin dilini anlamamız mümkün olmayacak.

Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç “Fusûs’ül Hikem, İbnü’l-Arabî’nin ilk okunacak kitabı değil, Fusûs, özel bir eserdir, bir nevi mezuniyet kitabıdır. Bir hayli merhaleden sonra okunur.” diyor. İbnü’l-Arabî’nin dünyasına girmek isteyenlere siz ne tavsiye edersiniz, nereden başlanmalı sizce?

Bir İbnü’l-Arabî okuru evvelemirde evrensel çapta bir metafizikçinin karşısında olduğunu bilmeli. Bu şuura sahip bir insana karşı İbnü’l-Arabî tahmin edilemeyecek kadar cömert davranacaktır. Bence işin özeti şu: İslam metafizikçileri açık ve anlaşılır bir dil kullanmışlardır. Çünkü bu dinin peygamberi öyle bir dil kullanmıştır. Kimse Hazreti Peygamber’den daha bilgili ve daha hikmetli değil. İslam metafizikçileri dili belirsizleştirerek insan üzerinde otorite inşa etmezler, insanı ezmezler. İslam gizemci ve karanlık bir düşünceye sahip değil, hakikati anlamak için gözleri yummak gerekmez bu gelenekte. Herkese açıktır kapı ve ciddiyetle davrananlar o kapıdan içeri girebilirler. Bence sıralamaya gerek yok, ısrarla ve cesaretle İbnü’l-Arabî ve benzeri klasik düşünürlerimizi okumak lazım.

Musa İğrek
Kitap Zamanı
Sayı: 72