7 Kasım 2011 Pazartesi

Nobelli yazarların dünyası


2011 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasının ardından İsveçli Tomas Tranströmer için Türkiye’nin ayrı bir öneminin olduğu ortaya çıktı; şairin “İzmir Saat 3” adlı bir şiiri vardı. Şiir, ödülün açıklanmasının ardından bir anda Türk basınında, sosyal medyada yayıldı. Peki, bu şiiri yazmasına vesile olan kimdi aslında? İsveç’te yaşayan, daha çok Nobelli yazarların fotoğraflarını çekmesiyle ün salan, şair ve fotoğrafçı Lütfi Özkök.

Hikâye şöyle... Yıllar evvel, usta fotoğrafçıyı arayarak Türkiye’ye gitmek istediğini söyleyen Tranströmer’e, Özkök İstanbul’daki dostları Oktay Rifat ve Melih Cevdet’i aramasını salık verir. Şair yollara düşer. İstanbul, Bursa derken yolculuk İzmir’e kadar uzanır. Dönüşte de İzmir’in payına bir şiir düşer. Transtromer’in ödülü almasından sonra gazetelerde şairin Lütfi Özkök imzalı fotoğrafları yayımlandı. Böylelikle Lütfi Özkök’ün arşivindeki Nobel kazanmış yazar sayısı otuz yediye çıktı.

16 Nobelli yazarla söyleşiler
Edebiyatın ve fotoğrafın bu tatlı ve sıkı ilişkisi her zaman çekici olmuştur. Ünlü bir yazarı görüntülemek pek çok fotoğrafçının arzusudur. Fotoğrafçı Kim Manresa ve yazar Xavi Ayén’in hazırladığı Nobel’den de Öte (Doğan) adlı kitap bu tutkunun izlerini taşıyor. Eser, yirmi iki İspanyol gazetesinin pazar günleri ortaklaşa çıkardığı Magazine ekinde yer alan röportajlardan oluşuyor. Nobel’den de Öte’de, Nobel kazanmış şu on altı yazarla söyleşiler ve usta yazarların birbirinden güzel fotoğrafları var: Doris Lessing, Necib Mahfuz, Orhan Pamuk, Günter Grass, Imre Kertész, José Saramago, Gabriel García Márquez, Nadine Gordimer, Wole Soyinka, V. S. Naipaul, Kenzaburo Oé, Derek Walcott, Wislawa Szymborska, Dario Fo, Gao Xingjian ve Toni Morrison.

Her şey Kim Manresa’nın, beş kıtadan okullarda çektiği fotoğrafların yer alacağı bir kitap için Nobelli herhangi bir yazarla çalışma imkânını Xavi Ayén’e sormasıyla başlamış. Yavaş yavaş yazarlarla iletişim kurulurken, “Aynı zamanda niçin röportaj da yapmıyoruz?” sorusu ortaya çıkmış ve böylece iki isim yola koyulmuş.

Kitabın en önemli özelliği portreler. Wittgenstein ne diyordu: “Yüz bedenin ruhudur”. Kitaplarını büyük bir coşkuyla okuduğumuz yazarların fotoğraflarında çocuksu bir merakla keşfe çıkıyoruz. Nobelli yazarların görsel bir tarihi olan çalışmaya tam bir söyleşi kitabı demek biraz zor. Zira izlenimler, yorumlar, hatta kimi zaman analizler eşliğinde ilerleyen metin, bazı bölümlerde soru-cevap halini alıyor.

Yağmur çamur, güvenlik sorunları demeden yollara düşen ikilinin talihli olduğu kesin: Nobelli yazarların evlerine misafir olup çalışma odalarında, mutfaklarında dolaşma imkânı yakalamak unutulmaz birer hatıra. Kitaptaki metinlere yazarların ‘öteki’ dünyası görülüyor biraz da. İkilinin tüm çabalarına rağmen halkaya dâhil edemedikleri, bu yüzden hayıflandıkları yazarlar da var tabii: Elfriede Jelinek, J.M.G. Le Clézio, J. M. Coetzee ve Seamus Heaney.

“Sizden hoşlanmıyoruz, ödülü hiçbir zaman kazanamayacaksınız”
Ötede beride kümelenmiş, kitaplarla dolu, bitpazarını andıran bir evde yaşayan doksan yaşındaki Doris Lessing tüm doğallığıyla karşımıza çıkıyor. Dağınık saçları, sıcacık gülümsemesi objektife takılıyor. Lessing, engelli çocuğuna hâlâ kendisi bakıyor. Onunla yapılan söyleşi ödül töreni öncesinde gerçekleştirilmiş. Bir süredir rahatsızlığından dolayı yazamadığını söyleyen yazar, “İşin aslı şu anda yazmıyorum, yalnızca röportajlar veriyorum ve ziyaretçi kabul ediyorum. Bir iki arkadaşım (Pinter, Pamuk) ödülün kazanıldığı ilk sene hiçbir şey yazılamadığı konusunda beni uyarmıştı; o yılı insanlarla ilgilenerek geçirmen gerekiyor. Bunun bir yazar kaprisi olduğunu düşünmüştüm ama şimdi doğru olduğunu anlıyorum.” diyor. Lessing, yetmişli yıllarda Nobel Komitesi üyelerinden birinin gelip kendisine, “Sizden hoşlanmıyoruz, ödülü hiçbir zaman kazanamayacaksınız.” dediğini de anlatıyor.

Fotoğraf çekiminde biraz huysuzlanan José Saramago’a gelince… Yazarın Lizbon’daki, Blimunda adını verdiği evinde gerçekleşmiş söyleşi. Blimunda, yazarın Manastır Güncesi adlı romanındaki, deri aracılığıyla görme yeteneğine sahip karakterin adı aslında. Yazar, çok sevdiği eşini, Pilar’ı da peşine takarak ikiliye romanlarının geçtiği yerleri gezdiriyor. Yol boyunca usta şair Fernando Pessoa’dan söz ediyor. Nadine Gordimer ise ilerleyen yaşına rağmen HIV virüsünün yayılmasına karşı verilen savaşa kendini adamış bir halde, Güney Afrika’da yaşıyor. Gordimer, sık sık yakın dostu Nelson Mandela’yı anlatıyor söyleşisinde.

Yazarların İslam yanılgısı
Gabriel García Márquez yazmayı bıraktığını bu kitaptaki söyleşide duyuruyor. Haber, Türk ve dünya basınında da genişçe yer bulmuştu. Söyleşide her ne kadar isim vermese de, 1976’da kişisel bir mesele yüzünden uluorta yediği yumruk sonucu ilişkisini hepten kestiği Perulu yazar Mario Vargas Llosa konusu açılıyor. Márquez, Llosa ile barışmaya niyetinin olmadığını söylüyor. (Llosa 2010’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanınca Márquez ne düşündü acaba?).

Türkiye’de özellikle İslam karşıtlığıyla gündeme gelen V.S. Naipul, bu sohbetinde de boş durmuyor. Kitabın yazarı Ayén’in İslam konusunda bazı yanılgılarını da dikkatli okur hemen fark edecektir. Kitaptaki yanılgılara Nobelli yazarımız Orhan Pamuk’tan da bir katkı geliyor. Ayén anlatıyor: “Sokaklarda rastladığımız pek çok camiden birinde, Türkiye’deki Diyanet İşleri’nin Müslümanlar için yayınladığı bir duyuruyu görüyoruz. ‘Görüyor musunuz?’ diyor Pamuk. ‘Burada bazı alışkanlıkların İslam geleneğiyle bağdaşmadığı, Kur’an’da yer almadıkları yazıyor: Kurban kesmek, başörtüsü takmak, ölüyü kefene sarmak, para saçmak gerekmiyor…’” Bu akla zarar cümlenin hangi caminin duyurusunda yazdığını bulmak zor ama, ortada koca bir yanlışın olduğu aşikar.

Kitapta fotoğrafçı Manresa’nın özellikle yazarların ellerine odaklanmış olması manidar. Aslında haksız da değil, zira bir insanın hikâyesi bazen ellerinden okunur. Nobelli yazarların öteki dünyalarına biraz yaklaşmak için Nobel’den de Öte iyi bir başlangıç olabilir.

Kitaptan…

‘Yazar Mesih rolü üstlenmemeli’ - José Saramago:
“Sanatın dünyayı değiştirme gücü olduğuna inanmıyorum. Eğer öyle olsaydı çok ama çok mutlu olurduk çünkü Don Kişot’u, Karamazov Kardeşler’i, Hamlet’i yazdılar… Yazar Mesih rolü üstlenmemeli. Ben kendimi işime adıyorum ama hiçbir şekilde umutlanmıyorum.”

“Şair en büyük kaçış kahramanıdır” - Gao Xingjian: “Şair en büyük kaçış kahramanıdır ve çelişkili olarak kalıcı olan da onun sözcükleridir. Ben insanoğlunun kusursuz değil, kırılgan olduğu düşüncesinden yola çıkıyorum ve bu bana öğrenmek için gerekli olan tüm dürtüyü sağlıyor.”

Musa İğrek
Kitap Zamanı
Sayı: 70

http://kitapzamani.zaman.com.tr/kitapzamani/newsDetail_getNewsById.action?newsId=7251