21 Ağustos 2011 Pazar

British Museum to host world’s biggest hajj exhibition

London’s prestigious British Museum plans to stage a major exhibition dedicated to the hajj, the Islamic pilgrimage which annually attracts up to 4 million people to the holy sites of Mecca. Set to open in January 2012, the exhibition, which will display manuscripts, diaries, miniature paintings and photographs among other hajj-related objects, is important because it will be taking place in a largely non-Muslim country, and it is hoped it will contribute to intercultural dialogue. Qaisra Khan, the exhibition’s curator, hopes that “Hajj: journey to the heart of Islam” will strike a chord with a global audience and enable them to deepen their understanding of the hajj pilgrimage and Islam. We talked about the exhibition and his expectations in terms of public response.

How did you come up with the idea for the exhibition?

“Hajj: journey to the heart of Islam” is the last of a three-exhibition series by the British Museum focusing on spiritual voyages. With this series the museum is trying to shed light on different beliefs and cultures around the world, with the aim of encouraging visitors to learn about world religions and broaden their cultural understanding.

Hajj is an Islamic practice, and the exhibition will take place in traditionally Christian country. Anti-Islamism has been on rise in the US since the Sept. 11 attacks and in England since the subway bombing of July 7, 2005. Do you think this exhibition will help counter the British publics’ prejudices against Islam?

We hope that the exhibition will strike a chord with a global audience and enable them to deepen their understanding of the significance and history of both the hajj pilgrimage and Islam, and encourage a dialogue between Muslims and non-Muslims as a positive educational platform between the two. Visitors will learn about the spiritual and cultural phenomenon of the hajj journey and how it has managed to sustain its importance and significance over the years.

Why should people come to this exhibition?

Commenting on the exhibition Neil MacGregor, the director of the museum, said; “This exhibition will enable a global audience to deepen their understanding of the significance and history of the Hajj. In particular, it will allow non-Muslims to explore the one aspect of Islamic practice and faith which they are not able to witness, but which plays such a major part in forming a worldwide Islamic consciousness.”

Who do you think will be interested in the exhibition, “Hajj: journey to the heart of Islam”

It is the kind of exhibition that should really interest everyone. What we want is to see non-Muslims, less informed on the subject, learn about the hajj pilgrimage and see how it is practiced and experienced in different parts of the world.

Neil MacGregor, the director of the British Museum, mentioned that hajj was a cultural issue that should be better understood.

Yes, he did. By displaying works of art spanning different historical periods alongside contemporary art pieces, the exhibition will demonstrate the importance with which hajj has been regarded with worldwide for centuries. It will also focus upon the importance of hajj as one of the five pillars of Islam.

What kinds of works of art will be displayed in the exhibition?

The pieces on display, which we have drawn from both private and public collections, include tiles on which Mecca is portrayed, miniature paintings depicting the hajj journey, a waistcoat made of cloth from the Kaaba, pilgrims’ diaries, historical photographs, zam zam (holy water) bottles, the cloth of the Kaaba’s gate, embroidered with the name of Ottoman Sultan Abdulmecit Khan, an ivory sundial, Qıbla locators and a map illustrating the Kaaba’s position as the center of the world, to name a few. It will also feature the works of contemporary Saudi artists such as Ahmed Mater and Shadia Alem.

In the exhibition there will be pieces from numerous art collections, especially from the Khalili collection of Islamic art. Will pieces from your museum be represented in the exhibition?

A number of pieces from our collection are in the exhibition, yes, including zam zam bottles, manuscripts and contemporary works of art on the theme of the hajj.

Miniature paintings, manuscripts, textiles, historical photographs… Many Turkish institutions hold hajj artifacts in their collections, especially Topkapı Palace. Did you get in touch with Turkish museums and galleries when you were planning the exhibition?

Not specifically with a view to acquiring artifacts, but what is important with relation to Turkey is that the exhibition deals with roads and journeys to hajj, and one of these routes is through Turkey. The works in the exhibition also place emphasis on the role of the Ottoman Empire and Turkish sultans, who were integral in various special rituals of faith relating to the pilgrimage; Mecca and Medina were of course once part of the Ottoman Empire.

What are your plans for the exhibition? Are you considering taking it to other countries, as well?

The exhibition will focus on three things. First of all it will point out the main roads to hajj used through history (From Africa, Asia, Europe and the Middle East). Secondly, it will examine the issue of hajj in the present day, and the rituals of the pilgrimage. Finally it will inform visitors about the origin and the importance of hajj in Islamic history. Regarding displaying the exhibition further afield, this is not something we are considering at the moment, no.

There is a collection of the hajj memories of present-day pilgrims on the website you designed for the exhibition, “Hajj: journey to the heart of Islam.” What reaction has there been to this?

We have received a lot of positive feedback about this part of the project, and we are pleased to see it has aroused a lot of interest. We opened a visitors’ logbook on the website with the hope that we could collect a few memories from present-day hajjis (pilgrims) to compile on a database, but the response far surpassed our expectations, and we were overwhelmed to receive sensitive and moving memories and experiences of hajj from pilgrims from countries all over the world.

Musa İğrek, London
Today's Zaman
21/08/2011

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Londra'da dünyanın en büyük hac sergisi

İngiltere'nin başkenti Londra'daki dünyanın en önemli müzelerinden British Museum, hac sergisi düzenliyor. 'Dünyanın en büyük hac sergisi' olarak tanımlanan "Hac: İslam'ın Kalbine Yolculuk", Ocak 2012'de ziyaretçilere kapılarını açacak. Pek çok koleksiyondan hac ile ilgili el yazmalarına, günlüklere, minyatürlere, fotoğraflara yer verecek sergi, Müslüman olmayan bir ülkede açılması kadar kültürlerarası diyaloğa katkı sağlayacağı düşüncesiyle de önem taşıyor. Serginin küratörü Qaisra Khan, "İslam'ın Kalbine Yolculuk, İslam'ın ve haccın daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacak." diyor. Khan ile sergiyi ve beklentilerini konuştuk.
Qaisra Khan
Böyle bir sergi fikri nasıl doğdu?
"Hac: İslam'ın Kalbine Yolculuk", British Museum'un manevî yolculuklara odaklanmış üç sergi serisinin sonuncusu. Müze, dünyadaki inançlara, kültürlere ışık tutmaya çabalıyor. Ziyaretçilerinin yeryüzündeki dinler hakkında bilgi edinmelerini ve böylece dünyaya bakış açılarını derinleştirmeyi istiyor.

Hac, İslam'ın temel unsurlarından biri, sergi de Hıristiyan bir ülkede açılacak. Özellikle 11 Eylül'den sonra Amerika'da, 7 Temmuz'daki patlamaların ardından da İngiltere'de yükselen bir İslam karşıtlığı var. Serginin, ziyaretçilerin İslam hakkındaki önyargılarını kıracağını düşünüyor musunuz?
Serginin genel olarak İslam'ın ve haccın daha iyi anlaşılmasına, özellikle de diyaloğa teşvik edeceğini umuyoruz. Sergi programı Müslümanların ve Müslüman olmayanların bir zeminde buluşmalarına imkân verecek. Sergi vasıtasıyla ziyaretçiler haccın barışçı, birleştirici yönünü daha iyi öğrenecek ve yüzyıllardır değişmeden nasıl devam ettiği konusunda bir tartışma zemini oluşacak.

İnsanlar bu sergiyi neden gezmeli?
Müzenin Direktörü Neil MacGregor sergi hakkında şöyle demişti: "Sergi, ziyaretçilerin haccın önemini ve tarihi konusundaki bilgilerini derinleştirecek. Özellikle, Müslüman olmayanların, İslam'ın şartlarından biri olan haccı keşfetmesi ve ona doğrudan tanıklık etmesi mümkün değil, ama sergi dünya çapında bir İslami bilinç oluşmasında önemli rol oynayacak."

"Hac: İslam'ın Kalbine Yolculuk" sergisine kimlerin daha çok ilgi göstereceğini düşünüyorsunuz?
Serginin her kesimden ziyaretçilerin ilgisini çekmesini bekliyoruz. Müslüman olmayanların haccın tarihini ve dünyanın farklı bölgelerinde nasıl yaşandığını görmelerini istiyoruz.

British Museum'un direktörü Neil MacGregor basın toplantısında, 'haccın daha iyi anlaşılması gereken kültürel bir olgu' olduğunu söylemişti...
Evet. Sergi farklı dönemlerden birtakım eserleri ve güncel sanatı bir arada sunarak dünya genelinde yüzyıllar boyunca süren haccın etkilerini gösterecek. İslam'ın beş şartından biri olan haccın önemini ortaya koyacak.

Sergide hangi eserler olacak?
Mekke'nin resmedildiği çiniler, hac yolculuğunu anlatan minyatürler, Kâbe'nin örtüsünden yapılmış yelek, günlükler, tarihî fotoğraflar, zemzem şişeleri, Sultan Abdülmecit Han'ın isminin yer aldığı Kâbe kapısının örtüsü, fildişi güneş saati, kıblenüma, Kâbe'yi dünyanın merkezi olarak gösteren harita...

Dünyadaki pek çok koleksiyondan derlenecek olan hac sergisinde özellikle Khalili koleksiyonundan eserlere yer verilecek. Sergide müzenizin koleksiyonundan da parçalar olacak mı?
Sergide bizim koleksiyonumuzdan zemzem şişeleri ve yazmalar ile günümüz sanatçılarından hac konulu çağdaş sanat eserlerinden örnekler olacak.

Minyatürler, el yazmaları, tekstiller, tarihî fotoğraflar... Türkiye'de de özellikle Topkapı Sarayı'nda hac ile ilgili pek çok eser var. Bu konuda Türkiye'den herhangi bir kurum ile irtibata geçtiniz mi?
Sergi, Mekke'ye giden hac yollarını ele alıyor ve bunlardan biri de Türkiye. British Museum, Osmanlı İmparatorluğu'nun bu rolünü sergideki eserlerle gösterecek.

Sergiyi nasıl kurgulayacaksınız? Başka ülkelere taşımayı planlıyor musunuz?
Sergi üç şeye odaklanacak. Haccın tarihsel süreç içerisindeki ana yollarını vurgulayacak (Afrika'dan, Asya'dan, Avrupa'dan ve Ortadoğu'dan); haccın bugününü, ritüellerini ve ne anlama geldiğini irdeleyecek; Mekke'yi, haccın kökenini, önemini anlatacak. Şu anda başka ülkelere taşıma gibi bir planımız yok.

Son olarak, "Hac: İslam'ın Kalbine Yolculuk" sergisi için açtığınız internet sitesinde ziyaretçilerin hac ile ilgili hatıralarını derliyorsunuz. Nasıl tepkiler aldınız?
Serginin bir parçası olan ve büyük ilgi gören bu proje sayesinde pek çok olumlu dönüş aldık. Dünyanın dört bir yanından, İngiltere'den muhteşem hatıralar geliyor. Serginin açılışına kadar bu hikâyelerin derlenmesi devam edecek. Böylece günümüz hacılarının hatıraları bir veri tabanında toplanmış olacak.

Musa İğrek, Londra
Zaman Gazetesi

11 Ağustos 2011 Perşembe

Plensa showers sculpted poetry on open-air museum

As Hasan Ali Toptaş has said, the awareness of mankind extends only to the sum of what they have seen, and is closed to the eternity of what they have not. Toptaş is correct: Awareness is awakened by what is made visible to a person, therefore art reflecting something alien or something from afar often has the ability to render its audience awestruck. It isn’t easy to imagine such an impact from the union of plastic arts and literature, for example, but some spectacles have the power to rouse people from their slumber.

Catalan sculptor and artist Jaume Plensa, an anthology of whose works is currently on show at the Yorkshire open-air Sculpture Park, is renowned for erecting giant sculptures in public areas, and is an artist primarily interested in human cultures and writing systems. Latin, Greek, Hebrew, Cyrillic, Arabic, Hindi, Japanese, Chinese… he gathers all the languages of the world in a single piece, fusing and merging them with the poems of renowned poets such as Shakespeare, William Blake, Baudelaire, Goethe, Edgar Allan Poe, and T.S. Eliot.

A sculpture of a human body made up of letters greets visitors at the threshold of the museum. Seeing the alif, the first letter of the Arabic alphabet, reminds me of Ibn ‘Arabi’s saying “The core of every existing person stands as a letter in the knowledge of God.” Plensa’s bodies unify all the letters of the world, revealing their secrets one by one. They are all equal, none oppresses the other and they work as a complete unit. It is therefore hard to perceive where one letter begins and another ends.

‘I feel more intimate with sculpture than poetry’
Plensa was raised in a house full of books, which explains his interest in literature, an inheritance he attributes to his father. Throughout his childhood he discovered letters, words and texts that would be used in his future works. “Although the relationship between painting and writing seems to be close, I think the relationship between poetry and sculpture is deeper and I personally feel more intimate with sculpture,” says the artist.

When he was a child Plensa dreamt of having various jobs. He planned to be a doctor, an author and a musician at different periods. Becoming a sculptor allowed him to blend all of his dream jobs by including aspects of all of them. This job takes in all of his wisdom.

As you move forward through the open-air museum’s landscape you come across bronze bodies hugging cherry trees. Each body represents the body of the artist, and the names of renowned musicians are written on them. Plensa strives to develop a collective memory through his work. He defines himself as an individual who wants to get in touch with ideas, not as a conceptual artist. He praises art as a very important means of understanding life and, although staunchly modest about his own work, admits that this batch represents some of his best. His sculptures are ready to embrace you when you feel tired of this world. “The artist should beautify daily life. That is his or her duty,” Plensa says. And indeed Plensa has succeeded in his aim, creating a spiritual hub for visitors to the museum.

Walking inside the museum, you touch poetry quotations hung on the wall. While wandering through the gallery, visitors take small steps and try to read verses suspended as a curtain, while sunlight casts shadows of letters across the gallery. In another room elongated faces are cut from stone. As you peer at the sculptures, which bear a resemblance to those on Mount Nemrut in Turkey, it begins to feel as though you are waking in the middle of a lost civilization.

In the next room tower three giant faces inspired by a jail letter of Oscar Wilde’s. The words “insomnia,” “disease” and “hunger” -- the ills a prisoner is exposed to -- are tattooed on the foreheads of the sculptures. Next is a piece called “Jerusalem,” which reflects William Blake’s quotation, “One thought fills immensity.” Visitors are invited to strike a circle of suspended gongs: The waving sound of the gongs resembles a scream and reminds us how a poem, thought or idea may deeply influence us and continue to consume us as time passes.

Plensa has exhibited in museums across the world but unfortunately not yet in Turkey. However, one of his works, titled “War, Power and Faith,” is currently on exhibit at Ankara’s Museum of Anatolian Civilizations, where it will remain until Nov. 9. Plensa’s show at the Yorkshire Sculpture Park is open until Sept. 25.

Musa İğrek, Wakefield
Today's Zaman
11/08/2011


http://www.todayszaman.com/news-253458-plensa-showers-sculpted-poetry-on-open-air-museum.html

5 Ağustos 2011 Cuma

End of the road for professional publishing?

The world of publishing is gradually becoming more and more dominated by technology. Up-and-coming authors can now have their books published in e-book format through the self-publishing system, first introduced by the giant online bookstore Amazon.com.

Authors who self-publish bypass the publishing house phase, drastically reducing the cost of having a book published in hardcopy. The author can sell their e-book at whatever price they wish, and through programs available on self-publishing sites, can decide each and every detail regarding the book -- from typeface to cover design, from editing to distribution. This way, the author also holds all the rights to his or her work. The system bypasses numerous levels in having a book published, such as the editor, the publisher and the distributor, as well as the marketing stage.

The global market in self-publishing is constantly growing, particularly because it offers an area of showcase for first-time aspiring authors. There are authors who have sold hundreds of thousands of books through self-publishing. The arena of self-publishing also serves as a showcase for publishers to pick from, so self-publishing authors can sometimes be picked up by a publishing house, too. Turkish online bookstore Idefix unveiled last week its upcoming self-publishing project called “Açık Kitap” (Open Book), which will be launched next year. The company will start serving self-publishing authors in exactly the way Amazon.com does. The project’s director, Bora Ekmekçi, says the website does not intend to make a leap to the publishing business with the launch of its self-publishing branch. “We will be providing amateur writers with tools with which they can produce their own e-books and a platform on which they can publish their works,” Ekmekçi explains. “This project will set [book] production free, there will be more material [to read] out there and it will also help publishers discover new authors.”

A book, of course, belongs mainly to its author, but there are certain factors that cannot be ignored which go into the process of shaping a book. The value of the contributions an editor and a publisher can make in creating a “book” from a “draft” has come to be understood just now in many countries, including Turkey. Having a book released by a prestigious publisher is the dream of every author, but in the meantime there’s a constantly developing technology out there, opening new horizons in every sphere, and the publishing world is getting its share of those developments. Today’s Zaman asked authors and book editors what they thought about self-publishing:

"What makes a book is its publisher"

Murat Gülsoy (writer):
“The Internet is a medium that offers people various opportunities to ‘self-publish’ in the form of websites, blogs and such. This is an irreversible development. Some platforms that mainly seek to sell books, such as Amazon.com, now present people with the opportunity to publish their own books as part of this development. It’s not difficult to envisage this becoming even more widespread in the near future. However, this kind of publishing will never outdo professional publishing. Besides, these two are not even comparable cases because what makes a book is its publisher as much as its author. The contributions of an editor to a book cannot be neglected. Professional publishing houses set very important quality standards for the world of literature, beginning from choosing which books to publish and which to not. Depending on the publishing house’s features, sometimes a reader might decide to buy a book by a first-time author only judging by the book’s publisher -- because they trust the literary-academic criteria of that particular publisher. But in [self-publishing], the authority that sets those criteria is bypassed. However good this might sound in the beginning -- for we believe bypassing the mechanism that rules [the industry] with its knowledge should bring about more freedom -- it will also have its own setbacks. The lack of such a mechanism -- particularly in the printing of books on academic fields -- would create confusion for some readers.”

"Too much junk in the name of literature"

Sırma Köksal (editor, Everest Publishers):
“Frankly, I believe that as the Internet becomes more widespread, it will forge new trends in literature. Despite art being perceived as ‘holy’ and greater than everything in our daily lives, it’s still strongly tied with the technology currently available in our daily lives. If this weren’t the case, how would you explain cinema, one of the most popular art forms in today’s world, or video art, which has almost started to outdo canvasses? Technological advancement will definitely have effects on literature, too. Maybe we will see too much junk in the name of literature because some ‘filter mechanisms’ can now be avoided via technology, but the readers -- and time -- will eliminate these. But, in the meantime, I’m sure this system will present us with the opportunity to read some very bold literary works. I don’t think we have a chance to choose between being for or against this trend, because this is an inevitable contemporary phenomenon. I’m genuinely curious about how such a literary world will proceed.”

"Limitless freedom will spark an opening in the floodgates"

Cemal Şakar (writer):
“Technology in its many forms has and continues to shape and determine many aspects of our lives. The Open Book project, I believe, is one such inevitable consequence of developing technology. In many ways the Internet can be viewed as the biggest platform of liberalism, where over time controls and restrictions have been rendered ineffective and transient. As a Muslim, I have always feared such a limitless freedom because it leads to an opening of floodgates, which is never a good thing. In this line of thought, secure and qualified editing teams and control systems are, in my opinion, preferable. I could never advocate such a project as this. The Internet is a haven for the devil, and with projects such as Open Book it is as if he is whispering, ‘Come on, don’t hesitate, you can do this too’.”

"The reader will still look for a brand"

Osman Okçu (general manager, TİMAŞ Publishers):
“We are certainly following the private publication of e-books. The issue is, however, that if you look back to those who embraced self-publishing in book format many of these were amateur authors and we never see their books. A lot of publishing establishments make a lot of money and some private publishing agencies even offer professional services. But you can’t forget that publishing is a profession. It is a specialist profession that doesn’t function without all its different components: publishers, editors, illustrators, designers and distributors. The fact of the matter is that as such websites become more common, the Internet will become like a garbage pit and readers searching for books and authors of a genuinely high standard will still look to reputable publishing companies to guide them. Ultimately the best books and authors will be published under the logo of publishing houses and these companies will have the best editor, designer and distribution teams.

"Without editing, publication can’t happen"

İlknur Özdemir (literary translator, Kırmızı Kedi Publishing House):
“This type of book and publishing process provides an opportunity for writers who can’t find a publishing house. But of course a number of issues come to mind: Without significant advertising and PR work, how will books be sold? Will the costs of making the books -- editing, copyrighting and design work -- be very expensive for authors? How flawless can a book be that hasn’t gone through a rigorous editing process? It could be considered that without expenses to publishers, distribution agencies and bookshops the author would make an increased profit but if the price of the book is low combined with low sales figures -- the author could end up making a loss. In Turkey, there are many Internet sites where people can publish books for free. One of these is “altkitap,” whereby for years new authors have been uploading their work onto the website for free to try and make a name for themselves. So the concept certainly isn’t a new one. When you look at the sales of e-books in Turkey you can see that it could go either way -- it may be successful or it may not. But one thing is certain, and that is that there will be a long adjustment process.”

Musa İğrek
Today's Zaman

4 Ağustos 2011 Perşembe

Geleneksel yayıncılık rafa mı kalkıyor?

Yayıncılık gittikçe teknolojiye daha da teslim oluyor. Dünyanın önemli online kitap satış sitesi Amazon'un açtığı self-publishing (bireysel yayıncılık) sayesinde yazarlar, yayınevine ihtiyaç duymadan ve masrafa girmeden kitaplarını, internet üzerinden istediği fiyata, e-kitap olarak satabiliyor. Yazar, uygulamaya sunulan programlar sayesinde kitabın dizgisinden kapağına, redaksiyonundan dağıtımına her alanda söz sahibi oluyor. Tüm telif hakları da bu sayede yazarın kendisinde oluyor. Bir nevi editör, yayıncı, dağıtımcı, pazarlama vs. aradan çıkıyor. Dünyada bu alanda gittikçe büyük bir pazar oluşmakta. Özellikle amatör yazarlar kendilerine büyük bir mecra buldu diyebiliriz. Bu sayede kitap satışı yüz binleri bulan yazarlar da var. Yayıncılar için bir anlamda vitrin olan bireysel yayıncılık sayesinde, dileyen yazarlar yayınevlerine geçiş yapabiliyor.

Kitap satış sitesi İdefix de gelecek yıl hayata geçireceği "Açık Kitap" projesini, geçtiğimiz hafta duyurdu. İdefix, Amazon gibi aynı şekilde bireysel yayıncılığa başlıyor. Projenin direktörü Bora Ekmekçi, "Biz burada yayıncılığa soyunmuyoruz. Amatör yazarlara e-kitaplarını üretebilecekleri araçlar ve yayınlayabilecekleri özgür bir platform sunuyoruz. Bu proje sayesinde hem üretim özgürleşecek, hem içerik artacak hem de yayınevlerinin yeni yazar keşfetmesinin önü açılacak." diyor.

Kitap, en nihayetinde yazara ait olsa da onu şekillendiren diğer unsurları göz ardı etmemek lazım. Bir metni bir kitaba dönüştürmekte editörün, yayınevinin katkısı ülkemizde de daha yeni yeni anlaşılıyor. Özellikle iyi bir yayınevinden kitap yayımlamak, her yazarın hayali ama öte tarafta gelişen teknoloji var... Yayıncılara, yazarlara, editörlere teknolojinin yeni hediyesi bireysel yayıncılık konusunda ne düşündüklerini sorduk.

"Kitabı kitap yapan, yazarı kadar yayıncısıdır da..."

Murat Gülsoy (Yazar):
"İnternet sadece kitap şeklinde değil web sitesi, blog veya başka biçimlerde kişilere yayıncılık olanağı sunan bir ortam. Bu, artık geri dönülmez bir gelişmedir. Amazon gibi kitap satış organizasyonlarının kişilere kendi kitaplarını yayma olanağı vermesi de bu gelişmenin bir parçasıdır. Daha da yaygınlaşacağını tahmin etmek güç değil. Ancak bu tip bir yayıncılık profesyonel yayıncılığın önüne geçemez hatta bunlar kıyaslanabilir durumlar da sayılmazlar. Çünkü bir kitabı kitap yapan yazarı kadar yayıncısıdır da. Editörlük hizmetinin kitap üzerindeki katkısını görmezden gelemezsiniz. Yayınevlerinin hangi kitapları yayımlamayı seçtiğinden başlayarak çok önemli bir kalite standardı ortaya koyduğu söylenebilir. Tabii bu, yayıncının özelliğine göre değişir. Kimi zaman sadece yayınevinin adına bakarak yeni çıkan bir yazarı almaya karar verirsiniz. Çünkü o yayınevinin edebi-bilimsel-akademik kıstaslarından eminsinizdir. Bu bizi işin farklı bir yönüne getiriyor: Kıstasları belirleyen otoritenin devre dışı bırakılması. Bu kulağa ilk bakışta hoş gibi geliyor, bilgiyi bir iktidar olarak kullanan mekanizmanın kırılmasının bir tür özgürlük yaratacağını düşündürüyor ama sakıncalarını da beraberinde getirecektir. Özellikle bilimsel-akademik kitaplarda bu tür bir değerlendirmenin olmaması bilginin kaynağına uzak okurlar için bir karmaşa yaratacaktır. İnternet üzerinde ancak "kolektif gönüllü editörlük-yazarlık" mekanizması kurmuş Wikipedia gibi açık sistemler saygınlık kazanabilmektedir."

"Edebiyat adına çok fazla çer çöp yayılacak ama..."

Sırma Köksal (Everest Yayınları):
"Açıkçası internet teknolojisinin yaygın kullanımıyla edebiyatta yeni akımların önünün açılacağına inanıyorum. Sanat her ne kadar "yüce" ve günlük hayatın üstünde bir insan eylemi olarak algılansa da, her zaman günlük hayatın teknolojisiyle sıkı bağlar taşır. Aksi takdirde sözgelimi günümüzün en yaygın sanatı olan sinemayı, artık neredeyse tuval üstüne yapılan resimlerin önüne geçmiş olan video çalışmalarını nasıl açıklayabiliriz? Teknolojinin gelişimi edebiyatta da etkilerini gösterecek mutlaka. Belki teknolojik kolaylıkların bazı filtreleri kaldırması nedeniyle çok fazla çer çöp yayılacak edebiyat adına. Ama okur ve zaman, bunları eleyecektir. Ancak bu arada çok cesur metinler de okuma fırsatımız olacaktır eminim. Bu uygulamayı destekleyip desteklememek diye bir şey söz konusu değil bence. Bu kaçınılmaz bir güncel oluşum çünkü. Bu tür bir yazı dünyasının alacağı yolu içtenlikle merak ediyorum."

"Sınırsız özgürlüğün sonu heva ve heves patlaması"

Cemal Şakar (Yazar):
"Teknoloji, ürettiği araçlarla hayatımızı her daim belirleyici oldu, olmaya devam ediyor. Sözünü ettiğiniz 'Açık Kitap' projesi de bu 'kaçınılmaz' sonuçlardan. İnternet belki de liberalizmin en güzel tezahür ettiği alanlardan biri. Bu alanda sanki o meşum 'gizli el'in denetimi bile hissedilmiyor. Ben Müslüman biri olarak bunca sınırsız özgürlük vaatlerinden hep ürkmüşümdür. Çünkü sınırsız özgürlüğün varacağı noktanın heva ve heves patlaması olduğunu düşünüyorum. İnsanın bütün sınırlarından azade olması halini de hayvanileşme tuzağı olarak görüyorum. Bu bağlamda, hem hassasiyetlerine hem de edebi zevkine güvendiğim editörlerin, moderatörlerin yayın ortamına 'vaziyet etmesinden' yanayım. Dolayısıyla böylesi bir projeyi desteklemem muhaldir. İnterneti şeytanın yeni bir dili olarak değerlendirenler var; Açık Kitap da sanki bu dilin kulağımıza fısıldadığı 'hadi, durma, sen de yapabilirsin' vesvesesi gibi geliyor."

"Okur, nitelikli kitap için yayıncı markası arayacak"

Osman Okçu (TİMAŞ Yayınları):
"E-kitaptaki kişisel yayıncılığı yakinen takip ediyoruz. Kâğıt kitapta da kişisel yayıncılık yapan, deneyen o kadar çok amatör müellif var ki... Ama bunların kitaplarını göremiyorsunuz. Hâlbuki birçok matbaaya iyi para kazandırıyorlar. Hatta kişisel yayıncılara profesyonel hizmet veren ajanslar dahi var. Fakat yayıncılık bir meslek. Bu mesleğin uzmanları olan yayın yönetmenleri, editörler, görsel yönetmenler ve okuyucuya duyuran pazarlama birimleri olmadan bu iş yürümüyor. İnternet denilen bilgi çöplüğünde ışık hızına yakın veri yüklenmeye devam ederken kişisel yayıncılık yapanlar bir süre sonra o denli artacak ki, okur kendisine hitap edecek nitelikli yazar ve kitaba ulaşmak için yine yayıncı markasını arayacak. Nitelikli yazar ve kitaplar yine yayınevleri logosu altında olacak. Ve bu yayınevlerini de yine nitelikli yayın yönetmenleri, editörler, sanat yönetmenleri idare ediyor olacak. "

"Editörlük çalışması yapılmadan olmaz"

İlknur Özdemir (Kırmızı Kedi Yayınevi):
"Bu tür kitaplar, öncelikle kitabını yayımlayacak yayınevi bulamayan yazarlar için bir fırsat. Ama akıllara şu sorular geliyor: Yeterli tanıtım çalışması olmadan bu kitaplar nasıl bir satış rakamına ulaşır? Yazarın yapacağı masraf (kapak tasarımı, editörlük çalışması, düzelti vs.) kitabın getirisinden yüksek olabilir mi? Editörlük çalışması yapılmadan çıkacak kitap ne kadar kusursuz olabilir? Yayımcı, dağıtım firması, kitabevi aradan çıkınca yazarın kârı artıyor diye düşünülebilir, ama satış fiyatının düşük tutulacağını düşünürsek sonuçta çok satmazsa zararla da sonuçlanabilir. Türkiye'de internette ücretsiz kitap yayınlayan bu tür siteler zaten var. Bunlardan biri 'altkitap'. Yıllardır yeni yazarlar yanında tanınmış yazarların çalışmalarını da ücretsiz indirebiliyorsunuz. Türkiye'de e-kitap satışlarına bakarak bu girişimin de başarılı olup olmayacağını görebiliriz."

"Zamanın akışının cilveleridir bunlar"

Ömer Erdem (Şair):
"Matbaanın icadından beri, kitapla teknoloji arasında bitmeyen bir güreş var. Elbette durmaksızın değişen yazar ve okur ilişkileri. Yayıncılık dünyası. Bana göre, yazar ve yazının tabiatına eğilmek gerekir. Yazarın yaratıcılığını nasıl etkilemektedir böylesi gelişmeler? Teknoloji ile sanat ve edebiyat ve de özgün düşünce yaratmak mümkün mü? Ben bugüne kadar böylesi bir şey görmedim. Zamanın akışının cilveleridir bunlar ve önlemek de mümkün değildir. Her şeyi deniyor insanlık. Her yola giriyor. Belki günün birinde yazarın beynine bir alet takacak ve ta oradan başlayacak yazıyı izlemeye! Fakat yaratışın biricikliği, tekrarlanamazlığı değişmeyecek bence. Türkiye'de de teknik olarak çabuk yankı bulur bu tür açılımlar. Edebiyata ve yayın dünyasına katkısı ne olur? Hız, her şey daha hızlanır. Fakat mesafe değişmez."

Musa İğrek
Zaman Gazetesi
4/8/2011

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Yeryüzüne sarkıtılan harfler

Photo: Yorkshire Sculpture Park/Lorne Campbell/Guzelian
Hasan Ali Toptaş "İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykudadır." der. Okura, Toptaş'a hak vermek düşer, zira özellikle sanatçıların ötelerden koparıp sundukları karşısında kimi zaman hayrette kalmamak elde değil. Buradan edebiyatın plastik sanatlarla kardeşliğine uzanırsak, bu derince ilişkiye her yerde rastlamak zor. Ama bazen talih, uykudan uyandırır insanoğlunu. Nasıl mı? İngiltere'nin açıkhava heykel sanatı müzesi Yorkshire Heykel Parkı, Katalan sanatçı Jaume Plensa'nın eserlerinden bir seçki sunuyor. Müze, özellikle kamusal alanda devasa heykel yerleştirmeleriyle tanınan Plensa'nın işleriyle bir başka gözüküyor. 

Jaume Plensa, derdi insan ve harf olan bir sanatçı. Latince, Yunanca, İbranice, Kiril, Arapça, Hintçe, Japonca, Çince... Dünyanın tüm dillerini bir bedende topluyor. İşlerinde Shakespeare, William Blake, Baudelaire, Goethe, Edgar Allan Poe, T.S.Eliot gibi ustaların şiirlerini kullanıyor.

"HEYKEL BENİM İÇİN ŞİİRE DAHA YAKIN"
Ziyaretçileri ilk önce bahçedeki harflerin birleşimiyle oluşturulmuş insan bedeni karşılıyor. Devasa heykeldeki Elif harfini görünce akla İbni Arabi'nin "Mevcut olan her şeyin hakikat-i asliyesi Allah ilminde bir harf gibidir." sözü geliyor. Dünyanın tüm harflerini birbirine eklemlemiş Plensa'nın bedenleri, bir bir sırlarını döküyor. 'Kün' emriyle varlık kazanmış, eşrefi mahlûkat dediğimiz insan beliriyor. Kimsenin bir ötekine üstünlüğü yok, "bir" olmuş halde. Harfler, Plensa için nasıl bir yerde duruyor kestirmek zor. Rimbaud "Sesliler" şiirinde ne diyordu: "A kara, E ak, İ al, U yeşil, O mavi: sesliler, / Diyeceğim bir gün gizli doğumlarınızı da: / Karanlık koylara, kara sineklere benzer A, / O amansız pis kokular üstünde fır dönerler"

Photo: Musa İğrek
Plensa'nın edebiyata düşkünlüğünün ardında çocukluğunun kitaplarla dolup taşan bir evde geçmesi yatıyor. En çok da babasının sayesinde. Yıllar sonra eserlerine taşıyacağı harfleri, kelimeleri, metinleri hep bu dönemde keşfediyor. "Resim yazıya daha yakın dursa da heykel benim için şiire daha yakın." diyor sanatçı. Plensa, bazen bir doktor, bazen bir yazar, bazen de bir müzisyen olma hayaliyle büyümüş. Heykeltıraş olması, bu sayede tüm arzularını buluşturmayı sağlamış. İşinin özünde bunların hepsinden bir tutam var. Bilge bir kişiliğin içinde saklıyor. Plensa'nın yemyeşil alandaki harflerden bedenlerini aşıp aşağılara doğru inince kiraz ağaçlarına tutkuyla sarılmış, bronzdan bedenler karşılıyor sizi. Sanatçının kendi bedeni olan bu heykellerin üzerinde usta müzisyenlerin adları yazılı.

Plensa, eserleriyle kolektif bir hafıza geliştiriyor. Kendini kavramsal bir sanatçı olarak görmüyor, fikirlere dokunmak isteyen biri olarak tanımlıyor. Sanatın hayatı anlamak için çok önemli bir etken olduğunu düşünen Katalan sanatçı, zarif bir tevazuyla bu işi kendisinin iyi yapamadığını söylese de sergilediği çalışmalar, öyle hemen her yerde gördüklerimizden değil. Heykelleri dünyanın gittikçe daha da yoran uğultusundan usulca yanlarına çağırıyor. "Sanatçı gündelik hayata güzellik katmalı. Bu, onun görevi." derken, haksız değil Plensa. O da müzeyi ziyarete gelenler için uhrevi bir hava oluşturmuş diyebiliriz. Zira elinden tuttuğu kavramlar, tefekküre davet eden şeyler... İnsan, harf, ruh, beden, yüz.... 

Photo: Musa İğrek
Galeriye girdiğimizde koridorda asılmış şiir alıntılarına dokunarak ilerliyorsunuz. Herkes minik adımlarla yürüyor, sarkıtılmış dizeleri okumaya çalışıyor. Güneşin aydınlığıyla harflerin gölgeleri önünüze düşüyor. Bir sonraki odada kesme taşlardan yapılmış yüzleri uzunca heykeller bekliyor. Eserlere baktıkça, üç boyutlu bir havaya bürünüyor. Kayıp bir uygarlığın içine düşmüş gibi. Tıpkı Nemrut Dağı'ndaki heykeller misali.

Diğer odada ise Plensa'nın, Oscar Wilde'ın hapisteyken yazdığı bir mektuptan esinlenerek yaptığı üç kocaman yüzü sergileniyor. Alınlarında ise hapishanede olmanın getirdiği üç şey yazılı; açlık, hastalık ve uykusuzluk. Hemen yan odada ise Plensa'nın, William Blake'in "Sınırsızlığı bir düşünce doldurur" sözünden hareketle yaptığı "Kudüs" adlı eseri var. Tavandan asılmış gonglar, tokmaklarla vurulmayı bekliyor. Etrafa yayılan ses bir çığlığı andırıyor ve bir şiirin, bir düşüncenin, bir fikrin bizi derinden etkileyerek içimizde büyüyebileceğine işaret ediyor.

Dünyanın pek çok müzesinde eserleri olan Plensa'nın yolu, maalesef pek ülkemize düşmemiş, lakin şu an Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde açılan ve 9 Kasım'a kadar gezilebilecek "Savaş, Güç ve İnanç" adlı sergide bir eseri yer alıyor. Yorkshire Heykel Parkı'ndaki sergi ise 25 Eylül'e kadar ziyaretçi ağırlıyor.

Musa İğrek, Wakefield
Zaman Gazetesi