25 Mayıs 2011 Çarşamba

İstanbullu Rum ressamlar sarayda

Bazı sergiler, tek bir eserin hatırına dağı taşı aşıp yollara düşmeyi göze alacak kadar cezbedicidir. Bir çocuğun sürekli kabaran merakını içinizde tutup, belki de yüzlerce kez gördüğünüz bir eserin önünde yeniden durmak, dakikalarca her detayında kaybolmak bir şiirin sarsıcı dizelerini okumak kadar zevk verir. Osmanlı İmparatorluğu'nun yirmi sekizinci padişahı III. Selim'in (1761-1808 ) Kapıdağlı Konstantin'in fırçasından çıkan kibar ve zarif portresi işte bu güzel bahanelerin en tepesine kondurulabilecek eserlerden. "İstanbullu Rum Ressamlar Topkapı Sarayı'nda'' sergisiyle saklandığı yerden daha pek çok tabloyla meydana çıkan III. Selim portresi, tamburi, neyzen, şair ve aynı zamanda Mevlevi olan bir padişahın inceliğini ele veriyor.

Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü ve Yunanistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nun işbirliğiyle düzenlenen "İstanbullu Rum Ressamlar Topkapı Sarayı'nda'' sergisi, önceki gün Topkapı Sarayı Has Ahırlar'da açıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Fener Rum Patriği Bartholomeos ve çok sayıda davetlinin katıldığı açılışta Rum ressamların fırçasından çıkan eserler sergileniyor.

Mayda Saris'in "İstanbullu Rum Ressamlar'' kitabından yola çıkılarak hazırlanan sergi için Topkapı Sarayı, Rum Ortodoks Patrikhanesi ve Heybeliada Ruhban Okulu koleksiyonlarının yanı sıra İstanbul'daki Rum kiliseleri ve özel koleksiyonlarda yer alan eserler seçilmiş. Sergide, Topkapı Sarayı Müzesi Koleksiyonu'nda yer alan Kapıdağlı Konstantin'e ait tablolar ve onun resimlediği kitapların yanı sıra Armenopulos, Andreadis, Andoniadis, Flora-Karavia, İgum, İkonomidis, Ksantopulos, Mihelidakis, Petridu, Platonidis, Savidis, Skarlatos, Sofroniadis, Stravrakis, Vakalopulos gibi 19. ve 20. yüzyılın başlarında belge niteliğinde eserler üreten ressamların tablo ve ikonaları var.

III. Selim'in Topkapı Sarayı Bâbüssaâde önündeki bayram merasimini konu eden 1789 tarihli devasa tablosu da o heybetin tüm sırlarını ele veren güzellikte resmedilmiş. Bu eseri de Kapıdağlı Konstantin yapmış. Tematik ve kendi içinde kronolojik olarak bölümlere ayrılan sergide Osmanlı padişahlarının yanı sıra, Heybeliada Ruhban Okulu koleksiyonundaki patrik portreleri, kiliselerden seçilen ikonalar, İstanbul manzaraları ve natürmortlar var. Yaklaşık 100 eserin yer aldığı sergi öyle kolay kolay bir araya gelmeyecek eserleri içeriyor.

Tablolara bakarken Türk ve Rum müzikleri de size eşlik ediyor. Sergide kulağa üflenen III. Selim'in besteleri Tanpınar'ın şu sorusunu yeniden akla getiriyor: "III. Selim'in beste ve âyinlerini şimdi bizim için o kadar derin ve manalı yapan şey, iyi niyeti, yenilik aşkı gibi faziletlerini karşılayan cihangirlik hülyası, tereddütleri, yeis ve füturu, hulâsa, bütün bir kompleks psikoloji yüzünden milletçe yaşadığımız kanlı ve hazin macera mıdır?" Sergi 30 Haziran'a kadar gezilebilecek.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi

24 Mayıs 2011 Salı

Bir tekne iki medeniyeti taşırsa...

12:01 Posted by Musa İğrek , , No comments

Usta yazar Bilge Karasu "İstediğim denizi yazmak. Zümrütlerin, gökyakutların sabrını; ağaçların tarihsizliğini..." derken, en çok da denizlerin taşıdığı o engin hikâyelerden haberdardı kuşkusuz. Denizin çağırdığı, kıyımıza bıraktığı bir öykü var yine. Tarihi çok eski. Beş bin yıl öncesine uzanan. Sabancı Müzesi'nin (SSM) taşıyıp getirdiği 'Karşıdan Karşıya' adlı sergi, Ege'nin iki yakasına ait uzunca bir hikâyeyi önümüze seriyor.

MÖ üçüncü binde Kiklad adaları ve Batı Anadolu altbaşlıklı sergi, Türkiye müzelerinin yanı sıra Atina Milli Arkeoloji Müzesi, N. P. Goulandris Vakfı Kiklad Sanatı Müzesi'nden gelen toplam 340 eserden oluşuyor. Picasso, Brancusi, Matisse, Moore ve Giacometti gibi modern sanatçılara ilham kaynağı olan bu figürinler (heykelcikler), kap kacaklar, çömlekler, çanaklar, kâseler, fincanlar, çaydanlıklar, küpler, testiler, baltalar, hançerler, kolyeler, bilezikler Ege'nin ortasında yer alan Kiklad adalarının tarihî serüvenini günümüze taşıyor. Kiklad takımadaları ve karşı kıyısındaki Anadolu arasındaki ilişkiler inceleniyor, iki kültürün benzer yönleri ortaya konuyor. Sergi aynı zamanda iki ülke müzeleri arasındaki ilk işbirliği. Atina Milli Arkeoloji Müzesi, N. P. Goulandris Vakfı Kiklad Sanatı Müzesi gibi dev koleksiyonlara sahip müzelerden ödünç alınan eserler, Anadolu'daki buluntular ve Türkiye'deki 15 müzeden seçilen koleksiyonlarla birlikte ilk kez sergileniyor. Serginin küratörlüğünü Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer ile N.P. Goulandris Vakfı Müzesi Müdürü Prof. Dr. Nicholas Stampolidis üstlenmiş.

Bugün açılacak sergi, Sabancı Müzesi'nde dün gerçekleştirilen toplantıda tanıtıldı. Sergiyle ilgili bilgi veren SSM Müdürü Dr. Nazan Ölçer, "Kiklad sanatıyla ilgili bir sergi düzenleme ve karşılığında Sabancı Osmanlı hat koleksiyonunu Atina'da sergileme düşüncesi iki yıldan bu yana Atina'daki N.P. Goulandris Vakfı Kiklad Sanatı Müzesi ile müzemiz arasında görüşülmekteydi. Ancak müzemizde ağırlayacağımız ve sadece Kiklad adaları buluntularından oluşacak bir serginin bu uzak geçmişle ilgili anlatılacakların sadece bir tarafını oluşturacağı, öykümüzün yarısının da karşı kıyıda, komşu Batı Anadolu'daki aynı dönem buluntularında aranması gerekliliği de düşüncelerimizi sürekli işgal etti. Bu uzak zaman diliminde var olan karşılıklı ilişkilerin günümüzde izlerini aramak arzusunu Atina Kiklad Sanatı Müzesi Müdürü Prof. Dr. Stampolidis'in de paylaşması sonucunda sergimizin konsepti de belirlenmiş oldu." dedi.

N. P. Goulandris Vakfı Kiklad Sanatı Müzesi Müdürü Nicholas Stampolidis ise "Sergi, ziyaretçileri zaman ve boşlukta bir yolculuğa çıkarıyor. Sergiyle, son 100 yılın bilimsel arkeolojik araştırmalarından elde edilen en iyi ve en etkileyici bulgular ilk kez bir arada sergilenecek. Eserler, Asyalı çağdaşlarının ürettiği ve iki uygarlık arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koyan kilden maşrapa, çanak çömlek, silahlar, günlük araç-gereçler ve hatta mücevherlerle birlikte ilk kez SSM'de sergilenecek." dedi.

14 metrelik Kiklad teknesi sergide

Müzenin en dikkat çeken parçası, aslına uygun inşa edilen 14 metrelik bir Kiklad teknesi modeli. Bu uzunca teknenin müzeye girmesi için epeyce zahmet çekilmiş. Yakaşık 11 saatlik bir çalışmanın sonunda içeriye giren tekne, ışıklarla bir suyun içerisinde duruyormuş hissi veriyor. Tekneler, uzun yıllar Ege Denizi'nin iki yakasını buluşturan tek ulaşım aracı olarak kullanılmış. Üretiminde hiçbir yapıştırıcı ve çivi kullanılmayan tekneler, halatlarla birbirine bağlanan tahtaların suya girince şişerek kenetlenmesi mantığından hareketle yüzüyor. Sergide, Ege'nin iki yakasındaki 5 bin yıllık ticarî ve kültürel ilişkinin boyutlarını da okumak mümkün. Camekânlara yerleştirilmiş heykelcikler, seramikler ve bronz aletler ve daha pek çok arkeolojik eser Kiklad sanatını günümüze taşırken, kültürler arası diyaloğa katkıda bulunmayı hedefliyor. Sergi 28 Ağustos'a kadar ziyaret edilebilir.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
24/05/2011

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Gözün musikisine davet var!


Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı'da bir nakkaşın dilinden "Nakış aklın sessizliği, gözün musikisidir" diye fısıldar. Bir başka yerde ise minyatür için şöyle der: "Güzelliğiyle insanı hayatın zenginliğine, sevgiye, Allah'ın yarattığı âlemin renklerine saygıya, iç düşünceye ve imana çağırması önemlidir." Hiç de haksız değildir. Minyatür, koca bir aynada âlemi izlemek gibidir. Hayal ve gerçeklik arasında incecik çizgide durur. Çokça da büyülüdür. Bu ince rüyanın içinde kaybolmamak ise mümkün değil. Derviş Zaim'in "Cenneti Beklerken" adlı filmini izleyenler, usta yönetmenin minyatür sanatının o ucu bucağı olmayan imkânlarından nasıl faydalandığını görmüştür. Cenneti Beklerken baştan ayağa minyatürü anlatan bir filmdir.

Gelenekli sanatlarımızın coşkulu ve zengin bir çağ yaşadığı gerçekliğini bir tarafa yazıp dünyanın kirine, pasına karşı sanatın sunduğu o eşsiz vahaya girme vaktidir diyelim. Zira İstanbul'da Minyatür Buluşması düzenleniyor. Sempozyum minyatür sanatını anlatmak, bu sanatın üzerine günümüzde bir durum tespiti yapmak, yeni üretimleriyle sanatçıları sanatseverlerle buluşturmak amacıyla ustaları, akademisyenleri, sanatçıları ve sanatseverleri buluşturacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı, Kültür AŞ ve Geleneksel Sanatlar Derneği tarafından TC Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle düzenlenen Minyatür Buluşması bugün saat 10.00'da Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda bir konserle başlayacak. Sempozyumla birlikte, sergi, atölye buluşmaları da gerçekleştirilecek.

Minyatür sanatı bugün geleneği takip eden bir koldan sürerken bir yandan da farklı açılımlar ve yeni işler üreten sanatçıları da içinde barındırıyor. Minyatür sanatının enine boyuna konuşulacağı sempozyumda Prof. Dr. Nurhan Atasoy, Prof. Dr. Zeren Tanındı, Prof. Dr. Serpil Bağcı, Dr. Lale Uluç, Doç. Dr. Zeynep Tarım Ertuğ, Yrd. Doç. Dr. Tülün Değirmenci, Dr. Aslıhan Erkmen bildiri sunacak.

Sempozyumun ardından düzenlenecek törenle Geleneksel Sanatlar Derneği tarafından, geleneksel sanatlarımıza katkı sunan sanat ve kültür insanlarımıza verilen Gümüş Lale Ödül- leri'nin dördüncüsü, minyatür sanatımız için yaptığı katkılardan dolayı Prof. Dr. Nurhan Atasoy'a takdim edilecek.

Gümüş Lale Ödül Töreni'nin ardından Minyatür Buluşması kapsamında düzenlenen ve 26 Mayıs'a dek Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda ziyaret edilebilecek minyatür sergisi açılacak. Sergide, Berrin Çakın Güç, Cahide Keskiner, Celaleddin Karadas, Dilek Yerlikaya, Fatma Zehra Aktas, Gülbün Mesara, Gülçin Anmaç, Hacer Ünal Hazar, Mehtab Kardaş, Nilgün Gencer, Nurten Ünver, Şehnaz Biçer Özcan, Şermin Ciddi, Taner Alakuş, Ülker Erke, Zehra Çekin, Nusret Çolpan ve Süheyl Ünver'in eserleri yer alacak. Yarın saat 13.30'da ise Nusret Çolpan ve Süheyl Ünver'in kabirleri ziyaret edilecek.

Bir minyatür şölenine dönüşecek sempozyum kapsamında gerçekleştirilecek atölye buluşmaları şöyle: 22 Mayıs Pazar günü saat 12.30'da Taner Alakuş Minyatür Atölyesi (Kariye, Edirnekapı), 24 Mayıs Salı günü saat 13.30'da Uygulamalı Türk-İslam Sanatları Kütüphanesi (Hekimoğlu Ali Paşa, Fatih), 26 Mayıs Perşembe günü saat 15.00'te Cahide Keskiner Minyatür Atölyesi (Mühürdar, Moda), 27 Mayıs Cuma günü saat 15.00'te Nakkaş Tezyini Sanatlar Merkezi (Valide-i Atik Külliyesi, Üsküdar). Atölye buluşmalarına katılmak isteyenlerin Geleneksel Sanatlar Derneği'nin sitesinden (www.gelenekselsanatlar.org) kayıt yaptırmaları gerekiyor. (0212 245 55 71)

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
21/05/2011

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1136831


14 Mayıs 2011 Cumartesi

Neredesin ey müze izleyicisi?

11:11 Posted by Musa İğrek , No comments

Ahmet Hamdi Tanpınar, bir yazısında "Bizde epeyce müze mevcuttur. Fakat vatandaşın onları sık sık ve kolayca gezebilmesi mümkün değildir, çünkü pahalıdır." diye yakınıyordu. Yetmiş üç yıl önce Tanpınar, yazısının devamında en azından haftanın birkaç günü müzelerin ücretsiz olmasını öneriyordu. Maalesef bu teklif pek çok müzemizde gerçekleşmiş değil. Ama yaklaşık altı yıldır ülkemizde de faaliyette olan, öyle kimselerin çokça haberdar olmadığı bir etkinlik var: Avrupa Müzeler Gecesi.

Fransa'nın öncülüğünde gerçekleştirilen Londra, Paris, Berlin gibi Avrupa kentlerine gece boyunca canlılık katan 'Müzeler Gecesi' her yıl 14 Mayıs'ta gerçekleştiriliyor. Avrupa Müzeler Gecesi uygulaması ilk kez 2005'te Fransa'da Kültür Bakanlığı'nın öncülüğünde başlamış, Avrupa Konseyi ve UNESCO'nun önderliğinde tüm Avrupa'ya yayılmıştı.

Geçtiğimiz yıllarda ülkemizde sönük de olsa kutlanan gece, bu akşam mesai bitiminden sonra başlayacak ve yaklaşık 23.00'e kadar sürecek. Bu ücretsiz uygulama henüz Türkiye'deki tüm müzelerde uygulanmıyor maalesef. Şimdilik Kültür Bakanlığı'na bağlı çeşitli kurumlar ve kimi özel müzeler bu etkinliğin bir parçası.

Türkiye'de özel müzelerin Avrupa Müzeler Gecesi etkinliğine pek ilgi göstermediğini söyleyelim. Toplam 22 müze, bu gece geç saatlere kadar kapılarını açık tutacak.

Türkiye'de toplam yüz kırk altı müze var. En çok müzenin yer aldığı İstanbul'dan bu geceye Ayasofya Müzesi, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi ve İstanbul Arkeoloji müzeleri katılacak. Bu müzelerin saat 17.00'den sonraki girişleri ücretsiz olacak ve gece saat 23.00'e kadar açık kalacak. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi de gece 24.00'e kadar açık olacak ve saat 19.00'dan sonra ücretsiz ziyaret edilebilecek. Bunun yanında Pera Müzesi'nde saat 19.00'da Şirin Soysal Band bir konser verecek ve saat 22.00'de ise film gösterimi olacak.

Müzelerin sanat koleksiyonlarını görmek için iyi bir fırsat olan Müzeler Gecesi, bu yıl cumartesiye denk geldi. Özellikle Avrupa'daki müze izleyicileri geceyi fırsat bilip sergi mekânlarına akın ediyor, müzelerin çevresinde konserler düzenleyip kapılarında uzun kuyruklar oluşturuyor. Bizde henüz bu manzara yok maalesef.

Her sene 18-24 Mayıs arasında kutlanan Müzeler Haftası da artık bir güne indirilmiş durumda. 18 Mayıs Çarşamba günü ülkemizdeki Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı müzeler ve özel müzeler ücretsiz ziyaret edilebilecek. Pek çok özel müze gece açık kalma hakkını bugüne saklamış gibi. Bakalım müzelerin bu en uzun gecesi nasıl bir heyecana şahitlik edecek?

Ücretsiz gezilebilecek mekânlar
Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Antalya Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul Ayasofya Müzesi, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, İzmir Arkeoloji Müzesi, İzmir Efes Müzesi, Konya Mevlânâ Müzesi, Çorum Müzesi, Sinop Müzesi, Muğla Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Muğla Fethiye Müzesi, Sivas Müzesi, Niğde Müzesi, Alanya Müzesi, Bartın Amasra Müzesi, Burdur Müzesi, Kastamonu Müzesi, Gaziantep Arkeoloji Müzesi, Amasya Müzesi, Ankara Etnografya Müzesi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
14/05/2011

13 Mayıs 2011 Cuma

'Sait Faik benim için mahallenin abisiydi'


57. Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazanan Ahmet Büke'ye ödülü dün, Pera Palas'ta düzenlenen bir törenle verildi.Doğan Hızlan başkanlığında toplanan; Hilmi Yavuz, Nursel Duruel, Jale Parla, Murat Gülsoy, Metin Celal ve Beşir Özmen'den oluşan jüri, oybirliğiyle bu yılki ödülün Kumrunun Gördüğü adlı kitabıyla Ahmet Büke'ye verilmesini kararlaştırmıştı. 

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen'in açılış konuşmasının ardından Doğan Hızlan, Sait Faik Hikâye Armağanı'nın öneminden bahsetti ve ödülün gerekçeli kararını şöyle açıkladı: "Seçici Kurul, 57. Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kendine özgü anlatımı ve gündelik yaşamın tarihe tanıklık eden ayrıntılarını işleyen öyküleri nedeniyle Ahmet Büke'nin Kumrunun Gördüğü kitabına vermeyi oybirliği ile karar vermiştir."

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Yıldırım yaptığı konuşmasında Sait Faik'in müze olan evinin 2012'nin yazında açılacağını, bunun yanında lise öğrencileri arasında Genç Sait Faik Armağanı düzenlediklerini, ödülün 6 Haziran'da verileceğini söyledi. 

Sait Faik'le çok erken yaşta tanıştığını söyleyen Ahmet Büke, "1970'li yıllarda mahallemizdeki ağabeylerden biri Halk Evleri'nde, Sait Faik'in 'Son Kuşlar' adlı öyküsünü okumuştu. Çok etkilenmiştim. O abiye 'yazarı kim?' diye sormuştum 'Tıpkı benim gibi senin ağabeylerinden biri' demişti. Ben uzun süre Sait Faik'i başka bir mahallede çalışan ve bir gün bizim mahalleye gelecek ağabeylerden biri olarak düşünmüştüm ta ki ortaokulda olmadığını öğrenene kadar. Bu ödülü bana Sait Faik'i tanıtan o güzel ağabeylere armağan ediyorum. Bu ödülü, edebiyatın dünyayı değiştirebileceğini öğrettiği için onların adına alıyorum." dedi. 

Ahmet Büke, ödülünü Yaşar Kemal'in elinden aldı. Yaşar Kemal, Ahmet Büke'ye "Ödül aldın diye serme, çok çalış." dedi.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
13/05/2011

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Fatih Üniversitesi'nde Hilmi Yavuz'a 75. yaş kutlaması

15:26 Posted by Musa İğrek , No comments

"Yaş yetmiş beş yolun neresi eder?" diye soran usta yazar Hilmi Yavuz için Fatih Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri Bölümü Diyalog Avrasya Kulübü 75. yaşında 'Gülün Ustası Hilmi Yavuz' adlı bir etkinlik düzenledi.

Üniversitenin Rektörü Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan'ın açılış konuşmasından sonra Prof. Dr. Cevdet Nergis, Doç. Dr. Yusuf Çetindağ ve Yrd. Doç. Betül Coşkun, Hilmi Yavuz hakkında değerlendirmelerde bulundu. Daha sonra Prof. Dr. Adnan Aslan duruş, özgünlük, birikim ve şair-düşünür başlıkları altında Hilmi Yavuz'u anlattı ve şairin bir tarafıyla Wittgenstein, Heidegger, Spinoza; bir tarafıyla da İbni Haldun, Farabi olduğunu söyledi.

Beşir Ayvazoğlu ise, "Hilmi Yavuz, içinde bulunduğu aydınlar grubundan farklı olarak Doğu'yu ve Batı'yı bilen bir entelektüel. İki dünya arasında köprü vazifesi görüyor, Türk sanatında, düşüncesinde önemli bir konumu var." dedi.

Ali Çolak 'Yazarın eseri hayatına dahil midir?' sorusundan yola çıkarak Hilmi Yavuz'un düzyazılarına yansıyan mizacına değindi. Şair Vural Bahadır Bayrıl, bir şair olarak Hilmi Yavuz'dan neler öğrendiğini maddeler halinde saydı: "Dize yazamayan şair olamaz, şiir bir dile tasarruf etme işidir, şiir yapılan bir şeydir, gelenekten el almayan şiir sahih değildir, hem Batı'nın hem Doğu'nun şiirini mülk edinebiliriz ve şair entelektüel olmaya mecburdur." 

Dr. Bedia Koçakoğlu, Hilmi Yavuz'un "Üç Anlatı"sından yola çıkarak şairin kitabının tam manasıyla bir postmodernizm örneği olduğunu söyledi. Sakine Korkmaz ise usta şair ile tanışmasını anlattı.

Konuşmaların ardından Hilmi Yavuz'un sevdiği şarkılar söylendi. Daha sonra kürsüye gelen Yavuz, "Biz birbirini öldükten sonra seven bir milletiz. Artık bu değişiyor. Topluma bir katkısı olan insanlar artık anılıyor, yaşarken kendi mürüvvetlerini görüyorlar. Türk düşünce hayatına katkıda bulunanlara yaşarken sevgimizi göstermek çok önemli." dedi. 

Daha sonra Hilmi Yavuz'a oğlu Ömer Yavuz, Dr. Faruk Tuncer ve Doç. Dr. Yusuf Çetindağ tarafından onur plaketi takdim edildi ve öğrencilerle birlikte usta şair için 75. yaş pastası kesildi.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
11/05/2011

9 Mayıs 2011 Pazartesi

İki mavinin arasında bir İstanbul


Boylu boyunca uzanan bir gök kubbe... O sonsuzluktan aşağı indikçe yeşilin envai çeşit tonları arasına serpiştirilmiş griler, kahveler, sarılar... Ötede beride yer alan insanlar, evler, camiler, yalılar ve daha nice mekânlar. Hemen yanı başlarında yine, serin bir mavilik. Ucu bucağı olmayan bu iki mavilik arasına kurulmuş bir kent. Şehir bir başka görünmeye başlıyor gözünüze. Çok fazla değil. Hepi topu on tane suluboya resmin taşıdığı o kocaman hikâyeler, huzuru fısıldayan eşsiz manzaralar bir kez daha bu kentin güzelliğine, büyüsüne işaret ediyor.

İstanbul'un 18. yüzyılına ait suluboya resimleri, 'Uzak İzlenimler' adlı sergiyle Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde. 1776-1792 yılları arasında İstanbul'da görev yapan İngiltere Büyükelçisi Sir Robert Ainslie'yle birlikte kente gelen Luigi Mayer ve İstanbul'da evlendiği Clara Barthold Mayer'in resmettiği eserler, İstanbul'un ihtişamına bir kapı daha aralıyor.


18. yüzyıl özellikle de İstanbul, Avrupalı sanatçılar için bir 'cazibe' merkeziydi. Pek çok ressam, yolunu bu şehre düşürmenin arzusundaydı. Luigi Mayer de (1755-1803) bunlardan biriydi. Sanat eğitimini İtalya'da alan Luigi, Aydınlanmacı düşüncelerden etkilenerek antik uygarlıkları resimler. 1776-1792 arasında İstanbul'da görev yapan İngiltere Büyükelçisi Sir Robert Ainslie'nin Anadolu'daki arkeoloji gezilerine ressam olarak katılır. İstanbul'a dönüşünde ise Clara Barthold ile evlenir. Mayer, gerçekçi bir üslupla III. Selim'in İstanbul'unu eserlerine yansıtır. Mayer'in sahafların en kıymetlileri arasında öyle kolay bulunmayan bir kitabı var aslında: "Luigi Mayer'in Gravürleriyle Osmanlı Dünyasında Bir Yolculuk" (Haz. Samih Rifat, Koçbank, 2004).


GERÇEKÇİ BİR ÜSLUP

Clara Barthold Mayer ise eşi gibi çok talihli değildir. Hakkında çokça malumat yok maalesef. Ama sergideki dokuz resim, onun fırçasından çıkma. Bu resimler az da olsa dünyasını ele veriyor. İsviçre asıllı olduğu, babasının İstanbul'daki İngiltere Büyükelçiliği'nde tercümanlık yaptığı farklı kaynaklarda belirtiliyor. Luigi Mayer'le İstanbul'da tanıştıktan sonra evlenirler, 1794'te ise eşiyle birlikte İngiltere'ye yerleşirler. Figürlü manzara resmine yoğunlaşan sanatçının eserleri aynı yıl Londra'da yayımlanır. Clara, eşinin resimlerini de yayımlar. Luigi'nin 1803'teki ölümünden sonra, Londra'da Portman Square'deki evlerinde çalışmalarını sürdürür.


Mayer ailesinin hikâyesinden sonra yeniden sergiye gelirsek... Beylerbeyi, Üsküdar, İstanbul Boğazı, Okmeydanı, Eyüp, Haliç, Tarabya ve daha İstanbul'un pek çok noktasını resimlerden görmek mümkün. Luigi Mayer'in sergide sadece bir eseri var. Sanatçı, Okmeydanı'ndan İstanbul'u ve Eyüp'ü resmetmiş. Sergideki resimlerde gerçekçi bir yaklaşım söz konusu. 18. yüzyılın oryantalist bakış açısından uzak duran eserleri, Suna ve İnan Kıraç Resim Koleksiyonu'na Nina Joukowsky Köprülü bağışlamış. Üslupları usta ressamımız Hoca Ali Rıza'nın suluboyalarını andıran Mayer'lerin eserleri, ünlü müzayede evleri Sotheby's ve Christie's'te zaman zaman satışa çıkıyor ve çeşitli müzelerin koleksiyonlarında yer alıyor.

Mayer ailesinin eserleriyle panaromik bir İstanbul önümüze seriliyor. Clara Barthold Mayer'in padişahın saltanat kayığıyla geçişini resmettiği eserini, Fransız hükümeti tarafından bir heyetin başında gönderilen doktor Antonie Olivier'ın anlatımıyla izleyelim: "Sultanların kayıkları, büyüklük ve zarafetleri, altın yaldızları ve süsleri, kürekçilerin sayıları ve heybetleri ile uzaktan derhal fark edilir. Bunların on dört çift küreği vardır. Beyazlar giyinmiş 28 bostancı, mağrur bir edâ ile kürek çekerler. Bostancıbaşı hünkâr kayığında dümen tutar. Padişahın böyle kayıkla denize çıkışı ve saraya dönüşü, her seferinde top atışlarıyla selâmlanır. Padişahın kayığı, kıç tarafındaki koyu kırmızı renkli altın saçaklı güzel tenteden belli olur."

Dünya döndükçe bu şehir hep bir rüya gibi içine çekecektir, herkes bu kenti arzulayacak ve tüm zamanlarına şahit olmak isteyecektir. 'Uzak İzlenimler', 23 Ekim'e kadar gezilebilir. (0212 334 09 00)

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
09/05/2011

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Türk öyküsüne cansuyu

10:45 Posted by Musa İğrek , No comments

Eleştirmen Semih Gümüş ‘Öykünün Kedi Gözü’nde okura şöyle seslenir: “Ey okur, sen öyküyü edebiyatın labirentine girip aramadıkça, karanlık mağaralarda parlayan sözcüklere dokunup onların cevherindeki değeri görmedikçe çıplak topraklarda avlanmaya mahkûm, korunmasızsın. Seni öykü koruyabilir sıradan edebiyattan.” Gümüş, hiç de haksız değil. Öykü, hayatın cıvıltısını, suskunluğunu baştan ayağa tüm ayrıntısını içinde saklayan en güzel türdür belki de. Ya Cemal Süreya ne demişti öykü için “şiirin uzun saçlı kız kardeşi”.

Nicedir elimize düşmeyen, kitap raflarının artık unutmaya yüz tuttuğu öykü seçkileri bir yana öykü yıllığının hazırlandığı haberi kuşkusuz has okurları heyecanlandıracaktır. Edebiyat Ortamı, dergisi yayımladığı iki şiir yıllığından sonra şimdi de kitaplıklara Öykü Yıllığı armağan ediyor. Mayıs-haziran sayısıyla birlikte okurlarına Öykü Yıllığı 2011’i ulaştıran Edebiyat Ortamı “öykü gündemimize bir kayıt düşmeyi” amaçlıyor.

Sadık Yalsızuçanlar’ın hazırladığı yıllıkta Süavi Kemal Yazgıç ve Yılmaz Yılmaz’ın yılın öne çıkan öykü kitaplarına ilişkin çeşitli değerlendirmeleri yer alıyor. Yalsızuçanlar, yer veremedikleri onlarca güzel öykü olduğunu söyleyerek “Ulaşabildiğimiz pek çok dergiyi birkaç kişi titizlikle taradık ve öyküler bölümünde topladık. Yıllıkta bulamadığınız lakin dergilerde yayımlanmış olan daha onlarca güzel öykü var. Onların burada niçin olmadığı (muhtemel) sorusu haklı olmakla birlikte, takdir edersiniz ki, kitaplık çapta bir kayıt, her şeyden önce bir sınırlama öngörür. Gönül arzu ederdi ki, okunmaya değer bütün öyküleri bir çatı altında toplayalım ve sizi bir öykü cennetine çekebilelim… Lakin arzu etmekle iş bitmiyor.” diyor. Yıllığın hiç kuşkusuz eksikleri, yanlışları, yanlılığını peşinen kabul eden Yalsızuçanlar, böyle bir fikrin güzelliğine tutunuyor.

Yıllık için Heceöykü, Notos, Dergah, Kitap-lık, Yedi İklim, Varlık, Aşkar, Özgür Edebiyat, Har, Tasfiye, Sözcükler, Fayrap, Edebiyat Ortamı, Türk Edebiyatı, Temrin gibi dergiler taranmış. 2010’da hem ustaların hem de yeni isimlerin yaklaşık yüz öykü kitabı yayımlanmış. Önceki yıllara göre bu rakamlarda bir artış olduğunu söylemek zor. Özellikle ‘piyasa’nın roman talebini düşününce çok da şaşırmamak lazım bu gidişata. Öyküye en çok kapılarını açan yayınevleri ise şöyle: Can Yayınları (8), Everest (6), Ötüken (6), Yitik Ülke (6), YKY (5). Yıllıkta, 2010’da verilen öykü ödülleri de yer alıyor.Öykü Yıllığı 2011’de 38 yazarın farklı dergilerde yayımlanmış öyküsü var.

“Öykünün canevinde ayrıntılar yaşar.” diyor Semih Gümüş. Öykü Yıl- lığı’nın iki kapağı arasında öylece asılı duran, keşfedilmeyi bekleyen pek çok ayrıntı toplanmış. Okura, bu güzelliğin içinde kaybolmak ve Edebiyat Ortamı Öykü Yıllığı’nın, Şiir Yıllığı gibi sürekli olmasını dilemek düşer. (www.edebiyatortami.com, 0312 229 82 44)

2010'un en sevilen öykü kitapları
2010’un dökümünün yer aldığı Öykü Yıllığı 2011’de, bir soruşturmaya da yer verilmiş. Birçok yazara 2010’da yayımlanmış en beğendikleri öykü kitapları sorulmuş. Listede öne çıkan kitaplar ise şöyle: Zafer Yahut Hiç, Mustafa Kutlu (Dergah Yay.), Kumrunun Gördüğü, Ahmet Büke (Can Yay.), Diken Ucu, Behçet Çelik (Can Yay.), Al Çiçeğin Moru, Sevinç Çokum (Kapı Yay.), Bir de Baktım Yoksun, Yekta Kopan (Can Yay.), Angelika, Yıldız Ramazanoğlu (TİMAŞ), Tanrı Beni Görüyor mu?, Murat Gülsoy (Can Yay.), Asla Pes Etme, Mukadder Gemici (Dergah), Kağıt Gemiler, Ayşegül Çelik (YKY), Hikâyât, Cemal Şakar (Ferfir), Muhtemel Menkıbeler, Mehmet Harmancı (Hece).

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
07/05/2011


http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1131119

6 Mayıs 2011 Cuma

‘Warhol in Motion’ traveling to İstanbul


Pop art pioneer Andy Warhol, one of the key personalities that defined the 20th century, and best remembered for the expression,“15 minutes of fame,” is coming to İstanbul next month with a selection of his groundbreaking works.

 “Warhol in Motion,” a 24-day exhibition of Warhol’s film, video and Polaroid works, will be on display from June 8 through July 2 in three separate galleries run by Galerist -- Galatasaray, Akaretler and Tepebaşı.

It should be noted in the beginning that it was not an easy task to bring this selection to İstanbul. The exhibition is the result of lengthy discussions between Galerist and the New York-based Andy Warhol Foundation for the Visual Arts and The Andy Warhol Museum in Pennsylvania, the İstanbul-based Galerist says.

İstanbul art lovers are actually not completely unfamiliar with Warhol’s work; in 2001, the city hosted an exhibit titled, “Andy Warhol with His Art and Life” at the Yapı Kredi Kazım Taşkent Art Gallery.

The upcoming show at Galerist might be a good opportunity to further learn about this pioneer of the pop art movement who once said, “If you want to know all about Andy Warhol, just look at the surface: of my paintings and films and me, and there I am.”

Born Andrew Warhola, Jr. on Aug. 6, 1928, in Pittsburgh as the fourth child of a working-class family of Slovakian immigrants, Warhol did not have too brilliant a childhood, often sick and bed-ridden and an outcast at school. This early period of his life served as an important phase in the development of his personality and skills and as an artist, as he later described, because he used to spend those bed-ridden days drawing pictures and collecting photographs of movie stars. 

His artistic talent was discovered at the School of Fine Arts at Carnegie Institute of Technology in Pittsburgh (now Carnegie Mellon University), where he studied during the late 1940s. He then moved to New York City and started a career in magazine illustration and advertising, which shot him to fame during the early 1950s. From then on, he became a staple and a dominant figure of the thriving fine art scene in New York. For Warhol, everything that formed American culture was material for art. By incorporating all those “things” into his art, he turned himself into an icon of art. For him, “pop was everything.”

The three-section Galerist show will be made up of works Warhol created between 1962 and 1968 in The Factory, his New York City studio which he converted from an old hat factory. As well as highlighting Warhol’s art, the Galerist show will also remind viewers of such popular personalities as Dennis Hopper, Mick Jagger, Joan Collins and Liza Minnelli, who were among Warhol’s patrons and/or circle of friends.

The exhibit and a series of side events that will accompany the upcoming show are aimed at bringing to the fore not only Warhol’s works as a pop artist, but also his pioneering work in such fields as film and fashion, the gallery says.

Among works to be featured at Galerist Galatasaray are his films “The Chelsea Girls,” “Haircut No. 1,” “My Hustler,” “Bike Boy” and “Outer and Inner Space”; the silent film portraits “Screen Tests,” and the album cover he designed for “The Velvet Underground & Nico,” while the Galerist Tepebaşı will host screenings of his films including “Lupe,” “Empire,” “Camp,” “Mario Banana Nos. 1 and 2,” and “Sunset.”

Warhol’s philosophy in his own words
With only a month to go until the opening of the exhibition “Warhol in Motion,” it might be good to read “The Philosophy of Andy Warhol (From A to B & Back Again),” Warhol’s 1975 book that features his taped conversations with Interview Magazine editor Bob Colacello and artist Brigid Berlin. In the book, also published in Turkish by Sel Publications under the title “Andy Warhol Felsefesi,” Warhol reveals everything about himself through a series of ironic quotes about love, beauty, fame, work, time, death, economics, success and art, among other topics. It might also be a good idea at this point to research what the French philosopher Jean Baudrillard said in his assessment of the pop icon, who once said he wanted “to be a machine.”

Musa İğrek, İstanbul
Today's Zaman

5 Mayıs 2011 Perşembe

İstanbul'da Andy Warhol hareketi


Yediden yetmişe herkesin dilinde en çok da "bir gün herkes on beş dakikalığına meşhur olacak" sözüyle bilinen 20. yüzyılın en ünlü pop art sanatçılarından Andy Warhol'un (1928-1987) eserleri İstanbul'a geliyor. Hemen söyleyelim. Bu sıra dışı sanatçının şehre gelecek olması öyle kolay olmamış. Warhol'un film, video ve polaroidlerinden oluşan 'Warhol Hareket Halinde / Warhol in Motion' isimli sergi The Andy Warhol Foundation for Visual Arts ve The Andy Warhol Museum ile Galerist arasındaki uzun süren görüşmelerin ardından gerçekleştiriliyor.

8 Haziran-2 Temmuz arasında düzenlenecek sergi Galerist'in Galatasaray, Akaretler ve Tepebaşı mekânlarında görülebilecek. Warhol aslında İstanbul izleyicisine tanıdık bir isim zira 2001'de Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde 'Sanatı ve Yaşamıyla Andy Warhol' adlı bir sergi açılmıştı. Galerist'te açılacak sergi "Eğer benim hakkımda her şeyi bilmek istiyorsanız resimlerime, filmlerime, bana bakın. Ben oradayım." diye kendisi için bir tanımlama yapan pop artın yaramaz çocuğu Warhol'u daha yakından tanımak için iyi bir vesile diyebiliriz.

Andy Warhol, Slovenya göçmeni fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak 1928'de Pittsburgh'ta doğduğunda öyle namının boylu boyunca uzayacağını pek kimse düşünmemişti. 1950'lerin başında New York'a yolu düşen sanatçı dergiler için tasarımlar çizimler yapar. Meşhur olur. Artık New York sanat ortamının gündemini belirleyen bir figürdür. Warhol için Amerikan kültürünü oluşturan her 'şey' bir malzemeydi. Bunları bir bir sanatına taşıdı ve kendi adını 15 dakikadan çokça tarihe yazdı. Sadece plastik sanatlara değil, müziğe ve sinemaya da katkıları oldu.

Galerist'teki sergide, sanatçının 1962'de New York'ta kurduğu eski bir şapka dükkânından bozma atölyesi Factory'deki ürettiği işler olacak. Sergide yer alan çalışmalar, hem sanatçının çabalarını, hem de onun yakın ilişki içinde olduğu Dennis Hopper, Mick Jagger, Joan Collins ve Liza Minnelli gibi popüler Amerikalıları gündeme taşıyacak. Sergi ve düzenlenecek olan yan etkinlikler, sadece çağdaş sanat alanında değil, moda, tasarım ve film alanlarında öncü çalışmalarıyla tanınan sanatçının işlerini sanatseverlerle buluşturmayı hedefliyor. Sergide Andy Warhol'un sinema ve fotoğraf tekniğini kullanarak gerçekleştirmiş olduğu önemli çalışmaları izlemek mümkün olacak.

Galerist'teki sergi 1968'de bir silahlı saldırıya uğrayan Warhol'un, bu dönemlerde polaroid kamerayla çektiği fotoğraflardan yararlanarak yaptığı portreleri, popüler kültüre ait imgeleriyle kendisini ikonalaştırarak, müzik, film, tasarım gibi alanları da içine aldığı çalışmaları yer alacak.

Kendi dilinden Andy Warhol felsefesi
Serginin açılmasına günler var. Eğer bu sıra dışı sanatçıyı yakından tanımak istiyorsanız geçtiğimiz günlerde yayımlanan Andy Warhol Felsefesi (Sel Yayıncılık) adlı kitabı okuyun. Zira çekmecelerde sakladıklarını bir arkadaşı gibi yanında gezdirdiği teybe kaydeden sanatçı, kendisine dair her şeyi açık ediyor. Yine alaycı bir üslup, yine şaşırtıcı bir dünya... Kısacası çılgın adam kendi dilinden her şeyiyle iki kapak arasında.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
05/05/2011