3 Nisan 2011 Pazar

Yeşil mavi bir rüyanın içinde

Tepeden bakınca koca koca ağaçlardan evlerin gözükmediği bir ülke... Yükseklerden yere inince aynı güzellik göz alabildiğince uzanıyor. O yemyeşil rüyanın hemen kıyısında ise masmavi bir dünya açılıyor. Bir yanında Hint Okyanusu, bir yanında Atlas Okyanusu... Dünyanın öteki ucu.

Öyle hemencecik yola koyulayım, bir göreyim derseniz bu pek de mümkün değil. Gökyüzünde yaklaşık yirmi saatlik bir uçuştan sonra varabildiğiniz bir yer burası. Uzunca yolculuğun sonunda sizi bekleyen 'cennet'in hayali bile tüm mesafeleri küçültüp, içinizde çocuksu bir heyecana sürüklüyor.

Bizleri de bu uzak diyarlara götüren güzel ve çokça anlamlı bir vesileydi: Uluslararası Türkçe Olimpiyatları. Ateşi Anadolu'da yakılan ve oradan dünyanın dört bir yanına uzanan sevgi köprüsü, bu kez Avustralya'da bekliyordu. 9. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları Avustralya finali, geçtiğimiz hafta Sidney'de yapıldı. Şehrin kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan ünlü Parramatt Riverside Tiyatro Salonu'nda gerçekleştirilen finalin coşkusu görülmeye değerdi. Kıtanın dört bir yanından gelen davetliler, bu âlemin dışındaydı sanki.

Uzaktan hep bu eğitim gönüllülerinin hikâyelerini dinledik. Çoğu zaman da imrendik. Bu kez aynı ile vakiydi her şey. Bu destansı hikâyenin kahramanları bir bir el sallıyordu, türkülerini bize fısıldıyorlardı. Önce Türkçe Olimpiyatları'ndan başlayalım. Ülkenin hikâyesi de bizi kendine çekecektir.

Final gününde Avustralya'nın Melbourne ve Sidney şehirlerinin Selimiye ve Feza Vakfı Eğitim vakıflarına bağlı Şule ve Işık kolejlerinden gelen öğrenciler ve onların yakınları doldurmuştu salonu. Bunun yanında şehrin ileri gelenleri, büyükelçiler, gazeteciler ve davetliler...

Finalin düzenlendiği tiyatro salonuna girer girmez yüzlerdeki neşeyi hemen görebiliyordunuz. Türk okullarının adını duyan herkesin yaşadığı haklı gurur ve sevinç burada da vardı. Öğretmenler, öğrenciler uzun bir süre emek harcamışlar. Aylarca süren çalışmaların ardından büyük bir heyecanla marifetlerini sergileyen çocuklar, Türkiye'de düzenlenecek final için kıyasıya yarışıyordu.

Dünyanın rengine bürünmüş birbirinden farklı öğrencilerin Türkçe okuduğu şiirler, şarkılar, türküler büyük bir rüyanın içine çekmeyi başarmıştı. Finalde tarifi mümkün olmayan sevinç gözyaşları, biraz hüzne bulanmış hatıralar bir bir boy verirken jürinin de işi bir hayli zorlaşmıştı. Büyük bir final coşkusunun ardından 'Anadili Türkçe Olmayan Şiir' dalında Esra Ahmadi (Ey İnsan), 'Anadili Türkçe Şarkı' dalında Nilüfer Günler (Katip Arzuhalim), 'Anadili Türkçe Şiir' dalında Sevim Öztürk (Ey Sevgili), 'Anadili Türkçe Olmayan Şarkı' dalında Lamisa Haque (Potpori) birinci ve Kompozisyon dalında ise Asım Cansever birinciliği bölüştü.

Yarışmacılar, 15 Haziran'da Türki-ye'de 130 ülkeden öğrencilerin katılacağı finalde Avustralya'yı temsil etmeye hak kazandılar. Program öğretmen, öğrenci ve jüri ödüllerinin verilmesinin ardından öğrencilerin sahneye gelerek toplu olarak söyledikleri "Yeni Bir Dünya Kuruyorlardı" şarkısını söylemeleriyle sona erdi.

Türk okullarının prestiji yüksek

Olimpiyata katılan Sidney'deki Şule Koleji de bu güzelliğin içinde bir başka güzellik olarak duruyor. Envai çeşit kuş cıvıltılarını andıran okulda minik öğrencilerin masumiyeti ve neşesi içinizde koca bir dünyaya yol veriyor. Ülkelerini bir yana bırakıp kalplerini kocaman açan insanların fedakârlığı karşısında küçüldükçe küçülüyorsunuz. Bütün bir dünyayı içlerine sığdırmaya çalışan bu öğretmenlerin her birinin hikâyesi sizi alıp uzaklara götürecek cinsten. Avustralya'da on yedi Türk okulu var. Okulların ülkede sahip olduğu itibar epey yüksek. Devletin düzenlediği sınavlarda Türk okullarının başarısı göz dolduruyor. Bulundukları şehirlere ayrı bir canlılık katan okullara talep çok. Okula girmek için sırada bekleyenler var desek şaşırmayın. Türkçe Olimpiyatı final gecesinde Selimiye ve Feza Eğitim vakıfları danışmanı, eğitimci Mehmet Yavuzlar'ın şu konuşması durumu özetler nitelikte: "Çanakkale Savaşı'nda yaralanmış düşman askerini omzuna alıp ateş hattından uzaklaştıran Mehmetçik'in hareketi bir hal dilidir. Şu anda Avustralya'da biz rahatça Avustralyalılarla sarmaş dolaşız. Bunu da o gün gösterilen hal diline borçluyuz. Bazen hal dili ile, bazen beden dili ile, bazen de ağzımızdaki dilimiz ile biz dünyada varız ve ileride daha fazla olacağız."

Peki, bu derin ve anlamlı coşkunun yaşandığı, eğitim gönüllülerinin hiç ses etmeden büyük bir fedakârlıkla yollara düştüğü Avustralya nasıl bir ülkeydi? Hemen söyleyelim, mavi ve yeşilin birbirine karıştığı sıcacık bir rüya burası. Yaklaşık 150 bin Türk'ün yer aldığı Avustralya'da insanı merkeze alan, her şeyin ona hizmet etmesini isteyen bir sistem mevcut. Şehrin dört bir yanında bunu hemen hissediyorsunuz. Sokaklar, parklar, evler... Derin bir huzura çağırır gibi. Zamanın tüm tik taklarını içinizde hissedebiliyorsunuz. Tanpınar, buraları görseydi ne derdi diye düşünmeden edemiyorsunuz haliyle. Malum ne demişti usta yazar: "Ne içindeyim zamanın,/ Ne de büsbütün dışında;/ Yekpare, geniş bir anın/ Parçalanmaz akışında."

Avustralyalılarla ortak bir tarihi paylaşıyoruz aslında. Çanakkale Savaşı'nda Avustralya ve Yeni Zelanda'dan gelen askerler bizim topraklarda ölünce bu uzak kıtadan, her yıl yüzlerce kişi Çanakkale'ye ölen atalarını anmak için gelerek, Şafak Ayini düzenliyor. Bu, iki ülkenin arasındaki bağları kuvvetlendiriyor.

Bazı şehirlerin tutkusu bazen sizi bir gölge gibi takip eder. Avustralya'nın pek çok kentini bu çerçeveye dahil edebilirsiniz. Ne demişti Kavafis, o ünlü şiirinde 'bu şehir arkandan gelecektir'...

Aborjinlerin diyarı

Türkiye'nin yaklaşık on katı büyüklüğünde bir yer Avustralya. Ülkenin asıl yerlileri ise Aborijinler. Avustralya'ya İngiltere'den gelerek yerleşenlere ise Aussie (Ozi) deniliyor. İngiltere'nin atadığı bir valinin yönettiği Avustralya'da yedi eyalet var. Türkler daha çok Melbourne'de yaşıyor. Hayat koşulları çok iyi. Devletin vatandaşlarına sunduğu imkânlar ağızları açık bırakıyor diyebiliriz. İşsizlik maaşı, çocuk parası, eğitim giderleri vs... Devletin tek istediği ise şeffaflık. Vergilerinizi ödediğiniz sürece her şey önünüze seriliyor. Avusturalya'nın en eski şehri olan Sidney'de hayat daha canlı. Sidney Opera Evi, Sidney Köprüsü şehre kimliğini veren en büyük iki mimari eser. Opera Evi 20. yüzyılın en ünlü yapılarından biri. Danimarkalı ünlü mimar Jørn Utzon, bu eseriyle 2003 Pritzker Mimarlık Ödülü'nü kazanmış. UNESCO da bu muazzam yapı karşısında onu dünya kültür mirasına eklemiş. Mimarın tüm ince dokunuşlarını binanın yanına yaklaşınca sezebiliyorsunuz.

Su ile kucak kucağa yaşayan şehirlerin coşkusu, neşesi burada da kendini hissettiriyor. Bir gerdanlık gibi boylu boyunca uzanan Sidney Köprüsü, çelikten yapılmış en geniş köprülerden biri. Bu iki muazzam yapının hemen karşısındaki devasa gölgeler ise biraz insanı ürküten iş merkezleri ve oteller. Buranın da kendince bir güzelliği var.

Sidney, özellikle sanat galerileri ve müzeleriyle de uzunca vakit geçirilmeyi bekleyen bir şehir. Sürprizleri de çok. Özellikle Aborijinlerin yerel müzikleri, bunun yanında sokak müzisyenleri bu keyifli anlardan. Avustralya, bu folklorik kültürü epey kullanıyor. Özellikle mağazalar Aborijilerin tezgâhından çıkma pek çok eserle dolu: Müzik aletleri, bumeranglar, Aborijin müziğinin en temel enstrümanı didgeridoo (uzun bir çeşit kaval). Aborijinlerin Avustralya'da el üstünde tutulduklarını ve ayrıcalıklı bir yerde olduklarını söylemekte yarar var.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
03/04/2011



http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1116499&title=biraz-mavi-biraz-yesil-avustralya&haberSayfa=0 

0 yorum:

Yorum Gönder