12 Nisan 2011 Salı

Siz hiç Karaburçak moru gördünüz mü?


Fırçayı eline ilk 1930'da, otuz iki yaşında iken alır. Kimileri için biraz geç sayılır belki. Telgraf İşleri Müdürlüğü görevi nedeniyle bulunduğu Paris'te üniversiteye kaydolur. Okulun katı kuralları onu yıldırır. İki ayın sonunda da okulu bırakır. Kendi kendini yetiştirmeye karar verir. Okuyarak, gezerek bilgisini artırır. Müzeler, galeriler, kitapçılar onun için bir sığınılacak yerdir artık.

Yurda döndükten sonra PTT'deki görevinden ayrılır. Anadolu Ajansı'nda çalışmaya başlar. Hem habercilik, hem de resim yapar. Yolu bu kez iş dolayısıyla Bükreş'e düşer. Orada bir süre kalır. Dönüşünde kendini tümüyle sanatına adar. Portreler, natürmortlar, kent manzaraları, soyut çalışmalar, şehrin gece görünümleri derken pek çok konuda tablolar yapar. İlk sergisini elli bir yaşında Ankara'da Karpiç Lokantası'nda açar. Ankara gibi o dönemlerde sanatın daha yeni yeni gelişmeye başladığı zamanlarda Karaburçak Sanat Galerisi'ni açar ve burayı yaklaşık dokuz yıl boyunca idare eder. Ona başına buyruk, kimseye öykünmeden 'kendi' olan bir ressam diyebiliriz.

Onun gökyüzü bildiğiniz göklerden değil, güneşi de, ayı da... Atları, tepeleri, ağaçları, gemileri, bahçeleri bir başka hale bürünmüştür resminde. Koyu renklerin içinde sakladıklarını keşfetmeyi izleyiciye bırakırken adını siz koyun diye salık verir: Melankoli ya da kötümser bir ruh hali. Lakin o mutludur durduğu yerden, içindeki coşkudan, tabloya yansıyanlardan...

Özellikle İstanbul sanat çevrelerinde akademik eğitim almamış olması ve gazetecilikten gelmesinden olsa gerek bir nevi amatör muamelesi görür. Oysa o kendi kendini eğiten ve dönemin akımlarından ve ressamlarını bir kenara bırakıp dilini oluşturan bir ustadır. En çok da 'mor'a tutkulu bir ressam. Tabloları, lavanta kokulu bir torbadan çıkmış gibi izleyiciyi hemen sarıp sarmalar. Mors Alfabesi'ni iyi bilen sanatçı, giderek soyutlaşan dünyasında bu işaretleri kendi resim dili olarak kullanmaya başlar. Ankara'daki evinin bir odasını mütevazı bir atölyeye dönüştürür. Resimlerini gecenin ilerleyen saatlerinde mum ışığı altında yapar. Tanpınar Beş Şehir'de Ankara'nın şaşırtıcı terkiplerle dolu olduğunu söyler. Onun resimlerinde bu şaşırtıcılığı görmek mümkün.

Kimi talihsizlikler yaşasa da sanat hayatı boyunca yaklaşık elli dört sergi açar. Sevdiklerini kaybeder, hastalıklar geçirir. Derken zaman ilerler... Nisan 1970'te İstanbul'da son sergisini açar, ama açılışa katılamaz. Hastalıklar yine baş gösterir ve 1970'in Haziran ayında hayata veda eder. Bu sözü edilen sanatçıyı tanıdınız mı diye sorsak... Pek çoğunuzun hayır cevabı duyuluyor sanki. Kısa adıyla İ. C. K. yani İhsan Cemal Karaburçak. Türk resminin az bilinen ustalarından biri. Sanat tarihinin tozlu raflarında öylece bekleyen. Pera Müzesi, İhsan Cemal Karaburçak'ın (1868-1970) sanatını önümüze seren bir retrospektif sergisiyle ev sahipliği yapıyor. Prof. Dr. Semra Germaner'in danışmanlığını yaptığı "İhsan Cemal Karaburçak" sergisinde, sanatçının ailesinden ve çeşitli koleksiyonlardan derlenen 87 tablo var.

Sezer Tansuğ 'resminin dramatik ve düşsel yanı zengin' olan usta ressamı bakın nasıl anlatıyor: "Naif diye nitelenen sanatçılar arasında, memur emekliliğinden sonra resme başlayan ve hayli yankılar uyandıran İhsan Cemal Karaburçak, kendine özgü bir renk uyumunu, değişik, alçakgönüllü konu pozisyonlarında ısrarla uygulamış bir üslûpçudur."

"Ben resimlerime ad koymuyorum." diyen Karaburçak, asıl olanın sanatkârın iç âleminin olduğunu söylüyor. Turan Erol'un şu sorusuna kulak verelim: "Ankara akşamlarında, akşamın geceye dönüştüğü saatlerde, damların, bacaların arkasında Karaburçak morunu gördüğünüz olmadı mı?" Neydi bu morun sırrı?: "Ben bir renk ressamıyım. Güneş de renkleri öldürdüğü için tabiatı havanın karardığı, bulutların biriktiği veya yağmurdan sonra toprağın, ağaçların ve binaların yıkandığı, renklerin meydana çıktığı saatlerde sevmekliğim bu yüzden olabilir. Koyu tonları da daha çok bu tonlar arasında uygun yerlere konulan ışıkların veya alttan gelen aydınlanmanın olgun cazibesi altında kaldığım için seçiyor olmalıyım."

Senelerce sessizce bekleyen Karaburçak'a Turgut Uyar'ın "Sizin morunuz mor inandım" dizesini gönderelim... Sergi 3 Temmuz'a kadar ziyaret edilebilir.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
12/04/2011

0 yorum:

Yorum Gönder