30 Kasım 2009 Pazartesi

Komşular sanat fuarında

11:34 Posted by Musa İğrek No comments

Ekonomik krizin sanatı etkilediği cümleleri artık yavaş yavaş unutuluyor. Özellikle Türkiye'de son dönemlerdeki müzayede sonuçlarını gördükçe, bir fırsat bulup müze açma telaşında olan koleksiyonerleri duydukça bu unutma işini hızlandırmanız gerekecek. Yıl boyunca dünyada pek çok ülkede sanat galerileri kapanırken bizdeki bu 'coşku' biraz sevindirici, biraz da düşündürücü. Kültür endüstrisinin Türkiye'de de ağını gittikçe genişlettiği ortada.

Epey politik bir Bienal'in ardından yılın çağdaş sanat etkinliklerinden biri daha geliyor. Dördüncü yılına giren Contemporary Istanbul'09, 3-6 Aralık günlerinde düzenlenecek. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Rumeli Salonları'nda gerçekleştirilecek fuara yurtiçi ve yurtdışından çağdaş sanat galerileri ve sanatçılar katılacak. Contemporary Istanbul bu yıl farklı etkinliklerle kapılarını açacak. Komşuların ve kardeş şehirlerin ağırlanacağı fuarda 73 galeri, 307 sanatçıyla hazır olacak. Birçok sanatçının resim, heykel, fotoğraf, enstalasyon, video art ve dijital sanat eserlerine ev sahipliği yapacak Contemporary Istanbul'un, 2 Aralık önizleme günü Aydın Teker'in "aKabı" adlı açılış performansıyla başlayacak. Fuar, 3 Aralık'ta halka açılacak.

Rusya, Ukrayna ve suriye

Contemporary Istanbul'09 yüzünü Ortadoğu, Rusya ve Ukrayna'ya dönüyor. Çağdaş sanatla bağlarını gittikçe kuvvetlendiren bu coğrafyalardan pek çok eser sergilenecek. Contemporary Istanbul her yıl tekrarlanacak bir etkinliğe daha başlıyor bu sene. 'Yeni Ufuklar / New Horizons' bölümünde bu yıl ilk kez Suriye çağdaş sanatına ait eserler sergilenecek.

Contemporary Istanbul'09'da, Berlin ve İstanbul'un 'kardeş şehir' olmalarının 20. yılının anısına, Berlin Galericiler Derneği ile birlikte Alman galerileri ve koleksiyonerlerinin katılımıyla özel etkinlikler yapılacak. Rumeli Salonları'nın 'Art From Berlin'e ayrılan alanında, Alman Çağdaş Sanatı'nın örnekleri sergilenecek. Berlin Eyalet Senatosu'nun desteğiyle bu kenti temsilen altı sanat galerisi ve eyalet yöneticileri Türkiye'nin bu önemli çağdaş sanat buluşmasında yer alacak.

TÜRK RESMİNİN USTALARI FUARDA

Fuara katılacak uzunca bir sanatçı listesi var. Dünyanın dört bir yanından pek çok isim eserlerini sergileyecek. Fuarda Burhan Doğançay, Hüsamettin Koçan, Sarkis, Balkan Naci İslimyeli, Mehmet Güleryüz, Ömer Uluç, Haluk Akakçe, Hüseyin Çağlayan, Devrim Erbil, Gültekin Çizgen, Ayşe Erkmen, Leyla Gediz gibi ünlü Türk sanatçıların yanı sıra yurtdışından Anna Krivolap, Serhiy Savchenko, Micheal Craig-Martin, Shirin Neshat, Meike Zopf, Gosbert Adler, Shiva Ahmadi, Christian Awe, Stephano Bombardieri, Antje Dorn, Günther Förg, Tino Geis gibi isimler yer alıyor.

Contemporary Istanbul'09 kapsamında fuar alanında yer alan Art Forum'da ise ilki Eylül 2008'de başlayan Contemporary Istanbul Konferanslar Dizisi gerçekleştirecek. Robert C. Morgan, 'Eleştirisinin Çağdaş Sanatta Yok Oluşu', Hasan Bülent Kahraman, 'Politika Çağdaş Sanatın Neresinde Olsun?' ve Başak Şenova, 'Okuyamamak: Eleştirel Düşüncenin Yoksunluğu' başlıklı konuşmalarında çağdaş sanatı farklı yönleriyle ele alacaklar. Fuarda çocuklar için de bir eğitim programı hazırlanmış. Çocuklar kolaj, boyama gibi birçok etkinlikle kendi çağdaş sanat ürünlerini ortaya koyacaklar.

Koleksiyonerler yeni sanatçıların peşinde

Türk çağdaş sanatı hak ettiği ilgiyi gitgide yakalıyor. Özellikle bu tür sanat fuarlarının ilerlemede etkisi çok. Geçtiğimiz yıl Contemporary İstanbul'dan tatmin olduklarını söyleyen fuar yetkilileri, bu yıl da dünya koleksiyonerlerinin yolunu buraya düşüreceklerinden umutlu. Türk koleksiyonerler de sanatın büyük bir yatırım olduğu gerçeğini daha da kanıksamış bir halde, yeni sanatçı keşfetmek için fuarda gezinecektir şüphesiz. Akbank Private Banking desteğiyle gerçekleştirilen fuar 11.00 ile 21.00 saatleri arasında gezilebilecek. Fuara giriş ücretleri tam 20, indirimli ise 8 TL.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
30/11/2009

28 Kasım 2009 Cumartesi

İçindeki çocuklar bir gün fırlayacak

13:34 Posted by Musa İğrek , No comments

Gazetenin üçüncü katında, hemen gözünüze ilişecek biri. İri cüssesi, kıvırcık saçları, gözlükleri ve alışılmış sessizliğiyle kendine mahsus bir portre çiziyor. Duruşuna aldanmayın, muzip bir sanatçı o. Biraz dikkat kesilirseniz içinde pusuda bekleyen yüzlerce çocuğun saklandığını fark edeceksiniz. Bu suskunluk çizerliğin alametinden midir? Kelimelerini toplayabilmeniz için çokça sabretmeniz lazım. O da bunun farkında. Hz. Musa'nın duası gibi dilindeki bağların çözülmesi dileğinde. Söyleşi esnasında "kelimelerim yetersiz" deyip minik kaçışlar peşinde olsa da bu kez beceremiyor. Delişmen bir ruh olduğu ortada. Gazetedeki hallerine şahidiz; lakin dışarıda, içindeki çocuklarla gezip tozduğunu, koşturduğunu düşünmeniz de mümkün. Bu 'saklı' çizerde biraz şairlik de var. Çizgi her ne kadar derdine derman olsa da o söze de sığınmak istiyor. Söz olmadan resimleyenin olmayacağını söylüyor.

Cem Kızıltuğ... Zaman'ın usta çizerlerinden biri. İlk albüm kitabı C'empati'den altı yıl sonra Alegorik Gri (Zaman Kitap) adlı bir eserle çıkageldi. Gazetenin Kürsü sayfasında ve eklerde yayımlanan illüstrasyonlar onun için yeni bir dönemin işaretçisi. Bir noktadan başlayıp sonsuza uzayan çizgiler, laleler, karanfillerle bezeli zeminler, hep hikâyesi olan işler. 'Alegorik' ve 'Gri' adlı iki bölümden oluşan albümde tüm bu illüstrasyonları derli toplu görünce gölgelerin ardında saklanmayı seven bu sanatçıyı anlamak hafiften kolaylaşıyor.

HER ŞEY BİRAZ GRİ

"Gölge gridir, toz gridir, kül gridir, kum gridir, dem gridir..." ve en nihayetinde "Cem gri'dir.." cümlesiyle biten bir önsöz var karşımızda. Kızıltuğ'un eşiğine baş koyduğu bu 'gri'nin hikmeti neydi? Ondan dinleyelim: "Hayat bazen siyah ve beyaz arasına çizilmiş bir hat gibi gelir ve her şey grileşir. Gri pek çok şeyi çözecek bir hale büründü benim için. Ona bir renk olarak bakmadım. Kendimi çok anlatamıyorum, gri beni bu halden kurtaran bir şey oldu. Her şey bambaşkaydı, ama şu an daha sakin bir dünya var. Herhalde dalgalandım da duruldum."

Alegorik Gri'de Kızıltuğ'un C'em-pati'deki sert üslubu daha sıcak bir hale bürünmüş diyebiliriz. Kendi deyimiyle içinde bir çağ yaşıyor, 'gri bir çağ'. Bu dönemin başka bir halde dönüşeceğinin de farkında: "Benim ruh halim hep öyle. Sürekli değişiyorum, kilo alıyorum, kilo veriyorum, çok karamsar, çok neşeli oluyorum. Hep gri kalıyorum. Birden çizgiyi bırakır mıyım, her şeyi bırakır mıyım? Bunlar hep olabilecek şeyler. Çizgi benim içim vazgeçilmez değil. Her an dağılabilirim de. Bu albümle öyle olması gerektiğini anladım."

İki albümü arasında nasıl farklar vardı? Uzun bir suskunluktan sonra cevaplıyor Kızıltuğ: "Çizgi yolunda bitmişlik yok, gidişim devam ediyor. Bitmemişlik duygusu beni tetikliyor. C'empati'de bir çizgi içinde birkaç konuyu sığdırmak zorundaydım. Alegorik Gri bana özel. Pek çok konuyu harmanlayarak çizilmiş işler. Herkesin kendi gidişatından bir şeyler bulacağı, hikâyesi olan işler."

İSLAM SANATLARI ÇİZGİMİ ZENGİNLEŞTİRİYOR

Cem Kızıltuğ'un işlerini takip edenler bilir; onun pek çok illüstrasyonunda yer edinen bir 'göz' hep dikkat çeker. Altında bir neden aramayın, zira o bunu sadece sevdiği için yapıyor, "Seviyorum, hepsi bu." diyor. Alegorik Gri'de bazen bir minyatürü, tezhibi andıran çalışmalar var. Geleneksel sanatlara paralel gitmeye çalıştığını ama hepten onların içinde olmadığını söyleyen sanatçı, "İslam sanatları, çizgilerimi bütünlüyor. Bu bir imkân benim için. Yöresel yemekler yapıyorum ve kendimden bir şeyler katıyorum. Çizgimi İslam sanatları ile daha da zenginleştirmeyi istiyorum, ama vakit pek müsaade etmiyor." diyor.

Biraz zor da olsa usta bir çizerin dünyasına girebilmiştik. Kızıltuğ farkında olmasa da içindeki çocuklar üzerindeki perdeyi biraz aralamaya yardımcı oldu. Teşekkürler çocuklar...

Gazetede çalışmak pratiklik kazandırıyor

Kısa zamanda çözümler üretmek Cem Kızıltuğ'un hoşuna gidiyor. Gazetede çalışmanın kattığı bir pratiklik var. Bu onu dinamik tutuyor: "Daha serbest işler çıkarmaya da ihtiyacım var. Vakti gelince o da olur. Olmazsa da olmaz. Bitmemişlik duygusu beni kamçılıyor. Bunu hissetmem ayakta tutuyor. O zaman iddialardan uzak kalıyorsun. Bu eksiklik duygusu çok aşağıya da çekebilir çok yukarıya da itebilir insanı. Bir cambazın ipin üzerinde gitmesine benziyor bu. Tehlikeli biraz da."

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
28/11/2009

25 Kasım 2009 Çarşamba

Uluç, bu kez daha 'uç'larda

"İnsanın hayatla kurduğu ilişki en çok ellerinden okunur" derler. Onlar sahibinin tüm hallerini ele verir. Sağ ve sol elin birlikteliği, ayrılığı her an bir başka görünür. Hele bu eller bir sanatçının ise biraz daha durup düşünülmesi gerekir. Usta sanatçı Ömer Uluç'un Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu'nda açtığı 'Sağ El, Sol El Desenleri' adlı sergi, belki işinizi kolaylaştırıp, ıskaladığımız bu 'sır'rı açıklayabilir. Uluç'un kemoterapi tedavisi sırasında yaptığı desenler, kişinin kendi bedeniyle kurduğu ilişkiyi keşfetmesini, bunun yanında 'yavaşlık' olgusunun sanatçının işlerine kattığı etkiyi anlatıyor. Yavaşlık demişken, Milan Kundera'nın Yavaşlık adlı kitabında dediği "Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır." sözünü bir tarafa iliştirmek lazım. Zira Uluç'un da kemoterapinin ağırlığı altında yaşadığı anlar, sol elinin yavaşlığıyla pek çok anımsama yaparak, derinlerden bir şeyler koparıp getirmiş, yeni işler çıkartmış.

Ömer Uluç, tek bir sergiyle yetinmemiş. Sanatçının açtığı ikinci sergi ise 'Parçalanmanın Kimyası'. Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde yer alan bu sergide Uluç, fizikteki parçalanma üzerine kafa yoruyor. "Fiziğin gerçekliği renklerin dünyasında nasıl karşılık bulabilir, bu son derece bilimsel temelli fiziksel gerçekliğin kimyasını sezmek ve bu dünyanın sıra dışı hallerine yakınlaşabilmek mümkün müdür?" sorularının peşine düşüyor. Uluç'un iki sergisi birbirini bütünlüyor diyebiliriz. Galerinin alt katındaki resim, enstalasyon, lazer efektli üç boyutlu işler ile üst kattaki çizimler ve desenler iç içe geçmiş bir halde.

'Sanki orada başka biri var'

Usta öykücü Tomris Uyar'ın kırmızı rengin gölgesinde pek çok 'şey'i anlattığı kitabı Aramızdaki Şey'de, kahramanın biri (Uluç'u andıran) uzun bir sarmal çizercesine "İnsan önce renklerden başlamalı değişmeye" der. Ömer Uluç'un kemoterapi sonrasında renginin dilinde yine mizah yine duygusallık var; ancak bu biraz daha derinleşmiş, daha da uçlara kaymış. Sıra sıra dizilen 'Yağmurlar', 'Karıncalar', 'Bunlar Var', 'Sarı Humma', 'Şemsiyenizi Unutmayın', 'Parçalar', 'Düşme', 'Tüm Bu Durum', 'Masumiyet Müzesi' desenlerinin isimleri ve renkleri nelerin yaşandığını ele veriyor. Bu dönemde yaklaşık 700 desen çizen Uluç, sol eli için bakın ne diyor: "Sol elinle çizdiğin zaman, sanki orada başka biri var gibidir... Başka birisi seni yönetiyor, sürüklüyor gibidir." Birbiri ardına dizilen çizimlere baktıkça Uluç'a sol elinin kattığı yavaşlığı ve yabancılığı okumanız mümkün.

Ömer Uluç için sanat 'gölgedeki, katmanların altındaki, saklanmış, görülmesi çok zor figürleri avlama'dır. Serginin alt katında Uluç'un alâmet-i farikası cinler, canavarlar sanatseverleri avlamak için pusu kurmuş adeta. Robert Morgan'ın dediği gibi "Uluç'un deniz yaratıkları bizi cezbeder, ama huzursuz da eder."

Ömer Uluç'un işlerini takip edenler bilirler, bu kez de yeni şeyler söylüyor sanatçı. Uluç'un "Bir üslup, yani devamlı 'Ben buyum, bu benim üslubum' demek. Kendi kendini bir olumlama, bir tasdik. Kendi kendini tebrik ediyorsun, ama ruhsal, problematik, canlı bölümünü kapatıyorsun." sözü bu ısrarını ele veriyor. İç içe geçişler, anlamlandırmada zorlanılacak büyülü dünyalar, sizi huzursuz eden, kimi zaman sarsan eserler, sürekli ağını genişleten bir sanatçıyla karşı karşıya bırakıyor. Sergiyi gezdikten sonra yolunuzu buraya düşürmenin dayanılmaz hafifliğini/ağırlığını hissedeceksiniz şüphesiz. Sergiye bir katalog ve Cem Yardımcı'nın Ömer Uluç'un 'Beylerbeyi Cinleri' sergisinden hareketle çektiği film eşlik ediyor. Uluç'un her iki sergisi 13 Aralık'a kadar gezilebilir.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
25/11/2009

24 Kasım 2009 Salı

İstanbul'da mevsim edebiyat


İstanbul'un bir edebiyat şehri olduğu günbegün resmileşiyor. Yıl boyunca düzenlenen edebiyat etkinliklerinden bir liste oluşturun denilse artık hemencecik göz dolduracak bir liste yazılabilir. Bu haneye bugünden sonra bir edebiyat etkinliği daha ekleyebilirsiniz: 'Edebiyat Mevsimi-1. İstanbul Edebiyat Festivali'. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi işbirliğiyle 7-13 Aralık tarihlerinde düzenlenecek festival dün bir basın toplantısıyla tanıtıldı. 50'yi aşkın yazarın katılacağı festivalin koordinatörlüğünü Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı A. Ali Ural üstleniyor.

Festival boyunca sergi, atölye çalışmaları, paneller, açık oturumlar, okur-yazar buluşmaları, şiir akşamı, deneme, şiir ve hikâye dalında yarışmalar gibi edebiyat etkinliklerinin yanı sıra İstanbul'u konu edinen konser, sinema-tiyatro gösterimleri de düzenlenecek. Ali Ural toplantıdaki konuşmasında "Aktörü edebiyat, sahnesi edebiyat olan bir mevsim bu. Hiçbir şehre edebiyatın bu kadar yakışacağını düşünmüyoruz, çünkü İstanbul şiirin şehir haline gelmiş şeklidir. Bu festival ile Türk edebiyatını tüm renkleriyle kucaklamak istedik. Mevsimler iklimleri ve renkleri konuk eder. Biz de merkezi edebiyat olmak üzere resimlerin, renklerin ve seslerin ahengini arayacağız bu mevsimde." dedi.

Edebiyat festivalinin mekânı Mimar Sinan'ın eseri olan Sultanahmet Kızlarağası Medresesi İstanbul Kültür Merkezi. Festivalde yoğun bir program var. 7 Aralık pazartesi günü sabah 09.00'da başlayacak etkinlikte resmi konuşmaların ardından tiyatrocu Kenan Işık, Şeyh Galip'ten Necip Fazıl Kısakürek'e, Yahya Kemal'den Ahmet Hamdi Tanpınar'a usta şairlerin eserlerini okuyacak. Festivalin ilk gününde üç sergi açılacak; Yorulmayan Savaşçı: Kemal Tahir, Edebiyatımızın Büyük Ağası: Tarık Buğra, Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil Meriç. Her üç yazarın özel eşyaları, notları ve fotoğrafları sergilenecek.

Festivalin en ilgi görecek etkinliklerinden biri ise şiir, deneme, hikâye ve roman atölyeleri olacak. Aynı gün 'Şiir Şehir İstanbul' başlıklı atölyede Ali Ural, Ömer Erdem, Haydar Ergülen, Adnan Özer, Osman Konuk, Roni Margulies gibi şairler, ustalıklarının püf noktalarını paylaşacak. Çevirmen Ahmet Aydoğan da 'Kültürler Arası Bir Köprü Olarak Çeviri' başlıklı bir konuşma yapacak. Akşamda Munib ve Merve Utandı, Musiki Şehir İstanbul başlıklı bir konser düzenleyecek.

8 Aralık'ta, Roman Mekân İstanbul atölyesinde Sevinç Çokum, Sadık Yalsızuçanlar, Durali Yılmaz, M. Niyazi Özdemir okurlarıyla roman sanatı üzerine konuşacak. 'Mürekkebi Kurumadan' başlıklı etkinlikte Murat Menteş konuşacak. Şiir akşamında ise Ahmet Oktay, Enver Ercan, Celal Fedai, Nilay Özer, Arif Ay, Ayşe Sevim şiirlerini okuyacak.

Deneme belki de ilk kez müstakil olarak bir festivalde yer alıyor. 9 Aralık'taki atölyede, Türk edebiyatının deneme ustaları Ahmet Turan Alkan, Beşir Ayvazoğlu, Ali Çolak, Mıgırdiç Margosyan, İbrahim Demirci, Osman Bayraktar, Celia Kesrlake İstanbullu denemelerini edebiyatseverlerle paylaşacak. Aynı gün okur yazar buluşmaları da olacak; etkinliğe Yıldız Ramazanoğlu, Ali Haydar Haksal, Ümit Aktaş, İhsan Kabil katılacak. Akşam ise Film Mekân İstanbul'da Necip Sarıcı ve İhsan Kabil "Türk sinemasında İstanbul" adlı bir etkinlik düzenleyecek.

10 Aralık'ta İnsan Hikâye İstanbul'da usta öykücüler Ayfer Tunç, Cihan Aktaş, Mario Levi, Aslı Erdoğan, Hüseyin Su okurla buluşacak. Mürekkebi Kurumadan'da bu kez Ö. Faruk Dönmez konuşacak. Aynı gün Dünden Bugüne Tiyatroda İstanbul'da ise usta oyun yazarı ve şair Turgay Nar'ın Şeyh Galip adlı oyunu sunulacak. Turgay Nar ile Melisa Gürpınar, tiyatro üzerine konuşacak.

11 Aralık'ta, 2010'a girerken edebiyatın durumu konuşulacak. Programa Selim İleri, Rasim Özdenören, Hilmi Yavuz, Roberta Micallef, Elif Şafak, D. Mehmet Doğan katılacak. Edebiyat Mevsimi kapsamında bu yıl şiir, hikâye, roman ve deneme dallarında ödüller verilecek. Ödüllerle aynı günün gecesinde sahiplerini bulacak. Aralıkta ise okurlar ve yazarlar Boğazda Edebiyat Rüzgârı'nda buluşacak ve vapurda edebiyat konuşulacak. Etkinliğin son gününde Kitap Dostlarının Babıâli Buluşması yapılacak. Medresede nadir kitaplar müzayedesi gerçekleştirilecek.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
24/11/2009

23 Kasım 2009 Pazartesi

Osmanlı'nın sanatı türbelerde saklı

13:01 Posted by Musa İğrek , No comments

Şehrin üzerine sis çökmediyse, tepede yıldız gibi duran bu camiye gözünüz âşinâdır. Fatih'in Çarşamba semtinde İstanbul'un yedi tepesinden birinden asırlardır Haliç'e bakıyor, Yavuz Sultan Selim. İlginçtir; Osmanlı'nın bu haşmetli padişahının kabrini bilenler çok olmadığı gibi yanı başındaki Şehzadeler Türbesi'ne yolu düşen de azdır. Çift kanatlı kündekâri ahşap kapısı, kalemişi süslemeleri, celi sülüs hatla yazılmış kitabesi, kubbeden zincirlerle sarkan kandilleri, yeşile boyanmış devekuşu yumurtaları, firuze ile renklendirilmiş çinileri... Aslında yazılacak o kadar çok şey var ki, gözünüz bir anda tüm bu manzarayı hapsetmek istese de yapamayacaktır.

İstanbul'un bir başka yüzü de yıllar yılı sessizce bekleyen bu zarif türbelerdir. İşlemeleri, ihtişamları ile görenleri eski bir zaman rüyasına daldıran bu mekânlar kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeymişçesine, yalnız bir halde bekleşir dururlar. Halbuki türbeler, bir taraftan şehir halkına ebedi hayatı anlatan birer kitap, diğer taraftan hat, çini, kalemişi, taş, maden ve alçı işçiliği gibi pek çok İslâm sanatının iç içe geçtiği mimari yapılardır. Osmanlı'nın sanat dilini anlamak, inceliklerine vâkıf olmak biraz da buralardan geçiyor. Yahya Kemal'in "Eski mîmâra nasıl rahmet okunmaz burada?/Suyu cennetten akıtmış bu güzel manzarada;/ Bu diyarlarda, saatlerce temâşâya değer,/ Çiniden, solmayacak bahçeler açmış yer yer." mısralarının yer aldığı "Ziyaret" adlı şiirini yanınıza alarak bu ihtişamlı yapıları gezdiğinizde her şey bir başka gözükecektir.

Sanat tarihi alanında çalışmalar yapan Yrd. Doç. Dr. Aziz Doğanay'ın "Osmanlı Tezyinatı: Klasik Devir Hanedan Türbeleri (1522-1604)" adlı kitabı bu söylenenleri haklı çıkaracak bir güzelliğe sahip. Doğanay, Klasik Yayınları'ndan çıkan bu hacimli kitabında Türk İslâm sanatlarında klasik devir olarak adlandırılan Yavuz Sultan Selim zamanında yapılmış hanedan türbelerini inceliyor. Bunun yanında tezyinatta kullanılan malzemeleri, onu meydana getiren nakışları da etraflıca ele alıyor. Kitap, Osmanlı sanatının temeli olan türbe mimarisini anlama yolunda katkılar sağlıyor. Pek çok görselin sunulduğu kitapta Hançerli Fatıma, Şehzade Mahmud, Şehzade Mehmet, Haseki Hürrem, Şehzadegan, Sultan III. Murad gibi türbeler anlatılıyor.

Doğanay, çalışmasını neden sadece klasik devir haneden türbeleriyle sınırladığını ise şöyle anlatıyor: "Dönemin en büyük sanatkârlarının saray tarafından himaye ediliyor olması ve hanedana ait kişilerin türbelerinin tezyinatına çok özen gösterilmesi dolayısıyla türbelerin, dönemin sanat anlayışını en güzel ve doğru biçimde anlamamıza yardımcı olacak zengin malzemeyi sunuyor olmasıdır."

Ölümü güzelleştiren bir medeniyet

Klasik Türk sanatının İstanbul üslubu, Fatih ve Yavuz dönemlerinde saray tarafından sanat faaliyetlerine destek sağlanması neticesinde oluşur. Bursa'da başlayan Osmanlı mimarisi geleneği ve tezyinat anlayışı, klasik şeklini Mimar Sinan ile tamamlar. Doğanay, bu klasik dönemde ilerleyerek eserini hazırlamış. Kitapta, Türklerde ve İslam'da mezar anlayışı, klasik türbe mimarisi, malzeme ve teknik gibi konular işleniyor, dönemin hattatları, mimarları, nakkaşları, sedefkârları, çinicileri, ustalar ve atölyeleri anlatıyor. Sultan Selim Türbesi'nden başlayarak Şehzade Mahmud Türbesi'ne uzanan eserde, her yapının mimari ve tezyini özellikleri belli bir sıra içinde müstakil olarak ele alınmış ve sonunda küçük bir değerlendirme yapılmış.

Dört bölüm ve bir katalogdan meydana gelen eser, desen çizimlerine, planlara da yer veriyor. Kitap, sahanın uzmanlarını olduğu kadar meraklılarını da Osmanlı sanatının inceliklerine davet ediyor. Kitabın sonunda bir sözlük yer alıyor. Sayfaları çevirdikçe insanı her an kendine çağıran bir ses sizi sarmalıyor. Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı adlı romanında "Nakış aklın sessizliği, gözün musikisidir." sözü bir yerlerden kopup gelirken, ölümü bile bu kadar güzelleştiren bir medeniyetin gittikçe aramızdan çekilen inceliğine hayıflanıyorsunuz. İslam sanatı üzerine böyle dönemsel çalışmaların azlığı düşünülünce Doğanay'ın nasıl bir zorluğun altına girdiğini anlamak kolaylaşıyor.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
23/11/2009

21 Kasım 2009 Cumartesi

Dersimiz, Türk resminin ustaları

Nihayet sular duruldu. Sanat dünyası günlerdir bir hafiye edasıyla sanatçı Burhan Doğançay'ın 2,2 milyona satılan Mavi Senfoni'sini kimin aldığını aradı durdu. Eseri alanın üzerindeki tüm sisler dağıldı ve sahibi açıklandı. Mavi Senfoni'yle birlikte Türk resminde büyük bir fiyat eşiği aşılmış olsa da bu ilginin ne kadar süreceğini ve ardından nelerin kalacağını zaman gösterecek. Ama şunu rahatlıkla diyebiliriz: Türk sanatına artık daha büyük gözlerle bakılıyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar, 1946 tarihli bir yazısında "Hakikat şudur: Genç Türk resmi gittikçe kuvvetleniyor. Onu sevmek ve tanımak için yabancıların işaretini beklemeyelim, mahcup oluruz". Tanpınar'a, genç Türk resmi büyüdü serpildi diye seslenmek isterdik. Zira Türk sanatçılara dünyanın dört bir yanından ilgi var ve gittikçe artan koleksiyonerler, bir aralık bulup özel müze açmayı bekleyen pek çok isim söz konusu. Bunlardan biri de büyük bir koleksiyona sahip Ahu-Can Has. "Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü II / Türk Resminde Yüzyılın Tablosu" adlı bir sergiyle Has, kapalı kapılar ardındaki eserlerini sanatseverlerle paylaşıyor.

Rezan Has Müzesi'nde açılan sergide yaklaşık 100 eser yer alıyor. Ahu-Can Has'ın yaklaşık 30 yıldır topladığı koleksiyonda Fausto Zonaro, Alberto Pasini, Fabiust Brest, Osman Hamdi, Şeker Ahmet, Halil Paşa, Mahmut Cûda, Hoca Ali Rıza, Cemal Tollu, İbrahim Çallı, Fahrelnissa Zeid, Feyhaman Duran gibi klasik isimlerin yanı sıra Erol Akyavaş, Burhan Doğançay, Kemal Önsoy, Mehmet Güleryüz, Ömer Uluç, Adnan Çoker gibi çağdaş sanatçılar var. "Türk resim sanatına farklı örnekler eşliğinde yeni bir bakış açısı sunmayı" hedefleyen sergi iki bölüm halinde sunuluyor. Türk resim sanatı adına bir tarih okuması olan sergide natürmortlar, portreler, Anadolu motifleri, manzaralar, gündelik hayattan yansımalar kronolojik bir sırayla düzenlenmiş.

Oryantalistlerden ilk Türk empresyonistlerine, d grubu ressamlardan, günümüze; Türk resim sanatının önemli eserleri mavi, bordo, vişne çürüğü renkli duvarlarla ayrılmış. HSBC Bank AŞ'nin desteğiyle açılan sergi, 30 Nisan 2010'a kadar görülebilir. (0212 533 65 32)

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
21/11/2009

19 Kasım 2009 Perşembe

İstanbul ile Venedik'in 'aşk' buluşması

Şehirler de birbirini kıskanır. İki kent de bir rüyanın içine düşmüşçesine bir güzellikteyse; kaprisleri, kıskançlıkları, aşkları mazur görülür. İstanbul ve Venedik, bu tanımların tam tepesinde aynı gökyüzüne bakan iki şehir. İki kentin dostluğu, düşmanlığı 15. yüzyıla kadar uzanır. Sakıp Sabancı Müzesi'nde iki kentin birbirine ne çok benzediğini, aralarındaki bağın kuvvetini gösterecek bir sergi açıldı: Osmanlı Döneminde Venedik ve İstanbul; Nam-ı Diğer Aşk. Sergide, Venedik şehir müzelerinin yanı sıra; Topkapı Sarayı Müzesi, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Pera Müzesi ve Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi'nden seçilen el yazmaları, tablolar, kaftanlar, halılar, paralar, müzik aletleri, haritalar, camlar ve seramikler gibi eserler yer alıyor. Venedik'ten gelen 180 esere, İstanbul'dan ve özel koleksiyonlardan yaklaşık 60 kadar eser eşlik ediyor. Serginin küratörlüğünü, Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer, Musei Civici Veneziani Direktörü Prof. Giandomenico Romanelli, Ca'Foscari Üniversitesi'nden Prof. Giampiero Bellingeri ve Museo Correr'den Dr. Camillo Tonini üstleniyor.

28 Şubat 2010'a kadar sürecek sergiyle, "15. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan dönemde, iki kent arasındaki etkileşimin ve tarihsel birlikteliğin anlatılması" amaçlanıyor. Serginin adında yer alan 'Nam-ı Diğer Aşk' neyi anlatıyor? Serginin küratörleri "iki kent arasında yüzyıllardır süregelen ilişkinin, bir yönüyle aşkı anımsattığını" söylüyor. Sergi, Venedik Şehir Müzeleri Vakfı'nın işbirliğiyle, İstanbul 2010 Kültür Başkenti'nin ilk etkinliği olarak düzenleniyor.

Baştan söyleyelim, Marco Polo'nun 'Bütün şehirler, Venedik'tir.' sözünü sergiyi gördükten sonra 'Bütün şehirler İstanbul ve Venedik'tir' diye değiştirebilirsiniz. Neden mi? Birbiriyle kültürel ve sanatsal alanda bu kadar içli dışlı olmuş bir şehir var karşınızda. Dr. Nazan Ölçer dün düzenlenen basın toplantısında, "Osmanlı ve Venedik eserleri birbirine çok benziyor, hatta ayırt etme imkânı vermeyen eserler de var. İki şehir arasındaki ilişkinin kültür ve sanata yansımaları her iki taraf için büyük önem taşıyor." dedi.

Müzenin iki katına kurulan sergi, iki şehir arasındaki diplomatik, askerî, ticari ve sanatsal ilişkileri, karşılıklı etkileşim ve iç içe geçmişliği anlatıyor. Geniş bir eser yelpazesinin aldığı sergiyi minik adımlarla gezmenizi öneririz, zira göz hapsine alıp dakikalarca seyredeceğiniz pek çok eser var. Serginin küratörlerinden Türkolog Prof. Giampiero Bellingeri serginin bir 'Mesuliyet Müzesi' olduğunu, sanatseverleri geçmişle hesaplaşmaya götürdüğünü ve bir mesuliyet duygusu oluşturduğunu söylüyor.

Musa İğrek, İstanbul

Zaman Gazetesi

19/11/2009

16 Kasım 2009 Pazartesi

Mavi Senfoni'ye 2 milyon 200 bin TL

16:11 Posted by Musa İğrek , , No comments

Sanatçı Burhan Doğançay'ın Sultanahmet Camii'ni anlattığı eseri 'Mavi Senfoni', Antik AŞ'nin düzenlediği müzayedede dün 2 milyon 200 bin TL'ye satıldı. Alıcının ismi ise açıklanmadı. Mavi Senfoni bu fiyatıyla Osman Hamdi Bey'in İstanbul Hanımefendisi (8 milyon TL) ve Kaplumbağa Terbiyecisi'nden (5 milyon TL) sonra Türk müzayedelerinde satılan en pahallı üçüncü eser tahtına oturdu. Türk çağdaş sanatında da yeni bir rekor fiyat ortaya çıktı.

Doğançay, resminin 1 milyon TL'ye satılmaması durumunda Türkiye'de bir 'felaket' yaşanacağını söylemişti. Ama böyle bir 'felaket' olmadı. Yoğun bir katılımın olduğu müzayedede Türk sanatı adına önemli bir fiyat eşiği aşıldı. Tuval üzerine karışık teknikle yapılan Mavi Senfoni (162x285cm), çağdaş Türk sanatının en önemli örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Tuval üzerine karışık teknikle yapılan eser, 1987'de gerçekleştirilen I. İstanbul Bienali'nde sergilenmişti. 1995 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nün sahibi olan Doğançay'ın eserleri dünyanın pek çok önemli müzesinde yer alıyor.

İstanbul Swiss Otel'de gerçekleşen müzayedede Fahr el Nisa Zeid'in 'Londra' adlı tablosu 1 milyon 50 bin TL'ye, Ömer Uluç'un 'Odalık' adlı eseri ise 425 bin TL'ye alıcı buldu. Bu yüksek fiyatların gölgesinde Türkiye'de ilk defa bir müzayedede 'Video Art' satışa sunuldu. Canan Şenol'a ait 'İbret-i Numa' isimli 27 dakikalık video 24 bin liraya satılarak bir ilk gerçekleştirildi. Mübin Orhon, Erol Akyavaş, Mehmet Güleryüz, Nuri İyem, Eren Eyüboğlu, Nejad Melih Devrim ve Kutluğ Ataman, en çok ilgi gören sanatçılar arasındaydı. Türk çağdaş sanatı için büyük önem taşıyan müzayede, hem Doğançay tablosu ile hem de Canan Tolon'un video art çalışmasını açık artırmaya çıkarması ile Türk sanatı tarihine geçmiş oldu.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
16/11/2009

14 Kasım 2009 Cumartesi

İstanbul'dan Berlin'e sanat köprüsü

Müzelerin kulağı en delik olanları salonlardaki görevlilerdir. Sergiye ilgi nasıl, kalabalık mı, kimler geldi vs? Onlar sessiz duruşlarıyla bu dedikoduların hepsine vâkıftırlar. Usta öykücü Bilge Karasu 'bilenler, susar' derken çok haklı. Neden mi? Biraz vakit ayırın. Hikâyemiz inceden inceye başlıyor.

1989'un soğuk bir Kasım günü Doğu ve Batı Berlin arasındaki utanç duvarı yıkıldı. Soğuk Savaş'ın sembolü ortadan kalktı. Duvarın yıkılışının 20. yıldönümünü yıllar evvel kardeş şehir ilan edilen Berlin ve İstanbul, Türkiye'den bir sergi ile kutlamak istediler. Teklif Berlin'den gelmişti. Yaklaşık 2,5 milyon Türk'ün yaşadığı Almanya, kültür ve sanat alanında da Türklere ulaşmak için çeşitli faaliyetler yapma gayesindeydi.

Çetin Güzelhan'ın şef küratörlüğünde iki yıl kadar süren çalışmalar sonunda 'Next Wave' başlığı altında üç sergi doğdu. Berlin'in önemli kültür sanat mekânlarından üçünde geçtiğimiz çarşamba akşamı şu sergiler açıldı: Martin Gropius-Bau'da Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde 'İstanbul Modern Berlin', Akademie der Künste Pariser Platz'ta Beral Madra küratörlüğünde 'Ayaklarımın Altında Cenneti Değil, Dünyayı İstiyorum', Akademie der Künste Hanseatenweg'de Johannes Odenthal'in küratörlüğünde 'Eleştirel Sanattan Kesitler'. Bu üç sergide, toplam 82 sanatçının eseri yer alıyor. Tertip heyeti uzun süren sunumlarında İstanbul'dan gelen misafirleri unutmuş olmalı ki tüm konuşmaların çoğunluğu Almanca yapıldı ve pek çok katılımcı, olan bitene 'Fransız' kaldı.

Sözün başına dönelim; müzedeki görevlilere... Martin Gropius-Bau'nun hafif şişman, yüz çizgileri keskin görevlisine yaklaşıp, bu tarihî mekânda açılan sergiyi nasıl bulduğunu öğrenmeye çalıştık. Önce yüzünü buruşturdu, ardından halden hale büründü, en nihayetinde kırık bir İngilizce ile "Bu mekân çok ilgi gören bir yer. Türk sergisinin açılışı da kalabalık oldu. Ama gelenlerin çoğunluğu Alman." diyebildi. Bu bilgeleri yanımıza alıp bir hayli kalabalık olan sergi mekânında serginin küratörlerinden Helga Prignitz Poda'yı bulduk. Ara ara Türkiye'ye gelerek çalışmalar yapan Poda gayet umutlu, "Almanya'da yaşayan Türkler sanata çok ilgisiz. Belki İstanbul'dan bir serginin gelmesi onları buraya çeker. Açılış güzeldi, etkisini ise önümüzdeki günlerde göreceğiz." dedi. Berlin-İstanbul hattında kurulan bu sanat faaliyetinin özeti müzedeki görevlinin ve küratörün dediklerinde saklı biraz da.

İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı açılıştaki konuşmasında "Yurtdışında açtığımız değişik sergilerle görsel sanatlar alanındaki zenginliğimizi uluslararası sanat ortamıyla paylaşıyoruz." derken haklıydı. Çünkü, sergilerin açılışında bakışlarını tüm eserlere kondurmaya çalışan meraklı bir kitle vardı. Türk sanatçılar ilk kez böyle derli toplu bir halde Berlin'e çıkarma yapıyordu. Türkçe konuşmalarından kendilerini belli eden ziyaretçilerin kimi gazetelerden, kimi elçilikten kimi de eşten dosttan duymuştu sergileri. Türk sanatına meraklı olan Denis Wanke adlı Alman mühendis ise gazeteden okuduğu haberle serginin yolunu tutmuş.

Berlin'in en önemli sanat mekânlarından Martin Gropius-Bau'da İstanbul Modern'in kalıcı koleksiyonundan yapılan seçkide İbrahim Çallı'dan Sarkis'e, Zeki Kocamemi'den Hale Tenger'e, Nejat Melih Devrim'den Gülsün Karamustafa'ya kadar uzun bir sanatçı listesi var. Kutu kutu yüksek tavanlı odalarda sanatçıların işleri kronolojik olarak, gruplar, dönemler, üsluplar her iki ülkenin kültürel miraslarına göndermeler, Anadolu'dan imgeler eşliğinde ilerliyor.

Yeşim Ağaoğlu, Gülçin Akasoy, Nezaket Ekici, Gül Ilgaz gibi 17 kadın sanatçının yer aldığı Akademie der Künste'deki sergi de sanatseverlerin epey vakit geçirdiği yerlerdendi. 'Eleştirel Sanattan Kesitler' adlı sergide ise Halil Altındere, İrfan Önürmen, Balkan Naci İslimyeli'nin de aralarında olduğu altı sanatçının işleri var. Ocak 2010'a kadar sürecek sergilere ilgiden herkes memnundu, Almanya'daki Türklerin ilgisini ise zaman gösterecek. Yolunuz Berlin'e düşerse Martin Gropius-Bau'nun iri gözlü görevlisine yaklaşıp son durumu öğrenebilirsiniz.

Musa İğrek, Berlin
Zaman Gazetesi

9 Kasım 2009 Pazartesi

'Türkiye'de yayıncılar güçlerinin farkında değil'

Az sonra okuyacağınız satırlar size tanıdık gelebilir: "Türkiye'nin onur konuğu olduğu 60. Frankfurt Kitap Fuarı sona erdi. 'Bütün Renkleriyle Türkiye' başlığıyla gerçekleştirilen fuar, tarihî bir fırsat olarak değerlendiriliyordu.

Eleştirilerin, tartışmaların, umutların gölgesinde fuardan geriye neler kalacağını zaman gösterecek." Yaklaşık bir yıl önce 27.si gerçekleşen TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı'nın açılış haberinden bu cümleler. Aradan bir hayli zaman geçti. Bu yılki İstanbul Kitap Fuarı'nda Frankfurt Fuarı'nın yöneticilerinden Hanife İçten ile karşılaştık ve 'zamanın' bu konuda iyi-kötü neler bıraktığını konuştuk.

İstanbul Kitap Fuarı'nda bu yıl ilk kez açılan 'Uluslararası Fuar' yurtdışından pek çok yayıncı ve editörü konuk etti. Hollanda, İtalya, Almanya, ABD, Romanya ve Fransa gibi ülkelerden gelen katılımcılar, dört gün boyunca kendilerine ayrılan salonda, yayıncılar ve yazarlarla görüştüler. Yabancı katılımcılar Türkiye'den umutlu. Kabuğunu kıran Türk edebiyatının ve yayıncılık sektörünün hızla geliştiğini onların ağzından söylemek mümkün. Frankfurt Kitap Fuarı Güney Avrupa ve Latin Amerika sorumlusu Hanife İçten, bu sözleri kuvvetlendirecek bir örnek veriyor hemen: "2008 yılına kadar Türk yayıncılar Almanya'da çok az tanınıyordu. Yaşar Kemal'in, Orhan Pamuk'un eserleri yayımlandı, ama Alman yayıncılar Türkiye'de beş tane önemli yayıncının ismini söyleyemezdi. Şimdi herkes, YKY'yi, Timaş'ı, Kaynak'ı, Doğan'ı, Metis'i, Alfa'yı ve Hayat'ı tanır oldu. Bunda yayıncıların düşünce tarzının gelişmesi etkili. Maalesef Türkiye'de yayıncılar güçlerinin farkında değil."

Uluslararası Salon'un geç kalınmış bir karar olduğunu söyleyen İçten, "Uluslararası fuarda kendini iyi tanıtan bir ülkenin geleceği kuvvetlidir. Önümüzdeki yıllarda TÜYAP'ta katılımcılarda artış olacak." diyor. Fuardaki panellerde yabancı konuklar elektronik yayıncılık üzerine konuştu. İçten, Türkiye ve Yunanistan'ın bu konuda beklemede olduğunu söylüyor.

Onur konuğu olduğumuz Frankfurt Kitap Fuarı'nın başarılı geçtiğinin alameti neydi peki? İçten, hemen cevap veriyor: "Ne kadar çok kitap çevrildiyse o kadar başarılı olunmuştur. TEDA'nın da katkılarıyla Türkiye'den Almancaya çevrilen kitapların listesi günden güne artıyor. Fuarla birlikte Latin Amerika'ya, Çin'e, Japonya'ya, Avusturya'ya pek çok kitabın telif hakkı satıldı. Orhan Pamuk'un Nobel'i almasıyla Türk edebiyatının treni hızlandı. Yaşar Kemal, Aslı Erdoğan, Şebnem İşigüzel, Ahmet Ümit, Barış Bıçakçı, Elif Şafak gibi yazarlar gittikçe okur ağını genişletiyor."

Bu başarıdaki editör ve yazar ilişkisine de değinen İçten, "Editörün tecrübesi çok önemli. Editör yayınevinden ayrılırsa yazar da yolunu değiştirir. Türkiye'de de bunun değişeceğini düşünüyorum." diyor.

'Fuarları panayır yeri zannediyorlar'

"Türk yayıncıların çocuklara daha farklı bir şekilde ulaşmaları, onları keşfetmeleri lazım. Bu fuara çok öğrenci geliyor. Ama öğretmenler, bir fuara neden gidiliyor onu maalesef bilmiyorlar. Burası bir panayır değil. Öğretmenlerimizin bazıları girişteki salon planlarına bakmadan çocukları salıyorlar. Hadi koşun gezin... Burada koşulmaz, kitaplara saygı gösterilir."

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
9/11/2009

3 Kasım 2009 Salı

Art in İstanbul preparing for 2010

- There’s an art fair in the next hall. Shall we take a look?
- OK, but let’s make it quick.
- Alright, plus, maybe we can relax a little…

This conversation between a pair of fairgoers, both of them carrying bags that were so full they must have purchased a book from each pavilion at the İstanbul Book Fair, was an almost perfect embodiment of a remark by artist Bedri Rahmi Eyüboğlu: “Art should be functional.”

Similar conversation could be heard all around the TÜYAP Fair and Congress Center in Beylikdüzü over the weekend between art-loving fairgoers who wanted to escape the exhausting hubbub of the book fair, meaning Artist 2009, the 19th İstanbul Art Fair, proved to be functional for many of them.

Artist 2009, held in conjunction with the ongoing 28th İstanbul Book Fair, draws a small but enthusiastic crowd to its exhibitions, despite being somewhat overshadowed by the book fair. Held under the main theme “Towards the Capital of Culture” and spanning four exhibit halls, No. 7-10, at the TÜYAP fairground, Artist 2009 features pieces from the collections of 100 art galleries and art institutions from around the world.

The fair is also functional in providing a general view of the current art market: while some gallery owners complain that business is bad, some say there has been a bit of progress. But the overall view is that rather than classics, contemporary works of art are more in demand.

Hall 7, which houses the work of such artists as Muhsin Kut, who is celebrating the 50th year of his career with an exhibition at the fair, and Lale and Cengiz Akıncı, who are displaying their sculptures, paintings and ceramics in a mixed collection, is one of the most crowded halls at Artist 2009.

One art gallery that has drawn considerable interest at the fair is Artium, which is displaying 110 canvases by well-known Turkish artist Bedri Rahmi Eyüboğlu. Titled “Towards 100 Years” and aimed at introducing Bedri Rahmi to a young generation of art lovers, the show was compiled from the private collection of the artist’s son, Mehmet Eyüboğlu.

Another interesting exhibition at the fair is titled “Traditional Turkish Book Arts -- Present-day Masters.” Put together by the İstanbul 2010 European Capital of Culture Agency’s Directorate of Traditional Arts and on view in Hall 6, the exhibition is on display for the second year in a row as part of the İstanbul Art Fair. The exhibition offers samples of traditional Turkish and Ottoman book decoration arts and crafts such as calligraphy, gilding, ebru (paper marbling), bookbinding and the paper-cutting craft known as kat-i. The works on view were prepared specifically for the exhibition, aimed at “contributing to the sustainability of these arts and crafts through the work of present-day artists,” say the exhibit’s organizers. It includes 72 pieces by 50 artists.

The “216” artists initiative, named after the telephone code of İstanbul’s Asian side, where its members are based, takes part in Artist 2009 with a group exhibition called “Sistem Arızası” (System Failure), which aims to mix art into daily life.

The Koridor Contemporary Art Program, a London-based nonprofit initiative aimed at contributing in the contemporary art scene in Turkey and establishing dialogue between artists of the East and the West, is bringing together the works of 60 artists from 15 countries in its pavilion at Artist 2009. Titled “Yüz Yüze Diyaloglar” (Face-to-Face Dialogues) and curated by Denizhan Özer, the show features 100 paintings, sculptures, photographs, installations and videos.

Another group exhibit called “My Name is Casper,” billed as Turkey’s most comprehensive art exhibition, is the fruit of several sessions by 18 artist groups and 97 independent artists and is a must-see at Artist 2009. Artist 2009 runs until Nov. 8 at the TÜYAP Fair and Convention Center. The entrance fee is TL 5.

Musa İğrek, İstanbul

Today's Zaman

03/11/2009

2 Kasım 2009 Pazartesi

Doğan Hızlan Kitaplığı açıldı

15:16 Posted by Musa İğrek No comments

TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi'nde oluşturulan 'Doğan Hızlan Kitaplığı' dün düzenlenen törenle açıldı. Kültür sanat dünyasından pek çok isim, Doğan Hızlan'ı bu mutlu gününde yalnız bırakmadı. Törende konuşan Deniz Kavukçuoğlu, böyle bir kitaplığın yıllardır fuarın eksik bir unsuru olduğunu söyledi.

Kitaplığın kurulmasına bir dost meclisinde karar verdiklerini belirten Doğan Hızlan, böyle bir kitaplığın oluşturulmasından çok mutlu olduğunu belirtti. Kalem tutkunu Hızlan'a tören sonunda tarihî bir kalemtıraş hediye edildi. Yaklaşık 110 bin kitaba sahip olan Hızlan'ın Fatih'teki ve Hürriyet gazetesindeki kitapları ise yerinde duruyor. 14 bin kitaptan oluşan koleksiyonun 12 bini Doğan Hızlan'ın bağışı olarak, diğer kısmı ise TÜYAP Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Ünal ve Çetinkaya Apatay'ın bağışı ve satın alma şeklinde oluşturulmuş.

Kitaplık iki ayrı bölümden oluşuyor. Doğan Hızlan Kitaplığı Okuma Salonu ve Doğan Hızlan Kitaplığı Heybeliada Salonu. Bu iki bölümde sanattan mimariye, Atatürk ve Cumhuriyet'ten doğa bilimlerine, edebiyattan sosyal bilimlere pek çok eser yer alıyor. Akademisyenlere, araştırmacılara açık olacak kitaplıktan öğrenciler de randevu alarak faydalanabilecek.

Musa İğrek, İstanbul

Zaman Gazetesi

02/11/2009

Sanatın 2010'a hazırlık çalışması

- Yan salonda sanat fuarı var.
- Gördüm.- Gezelim mi biraz?
- Olur, çok kalmayalım ama...
- Pekala, biraz dinlenmiş oluruz.

Ellerinde tüm stantları kucaklamışçasına kitap dolu poşetlerle sanat fuarının yolunu tutan bu diyaloğun sahibi çifte, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun 'Sanat faydalı olmalıdır.' sözünü hatırlatmak isterdik. 28. İstanbul Kitap Fuarı'na gelenler için sanat hakikaten faydalıydı. Biraz kulak kabartınca kitap fuarının kargaşasından, yorgunluğundan sıyrılmak isteyen pek çok sanatseverin dilinden aynı cümleleri duyabilirdiniz. Kitapların dünyasından çıkıp biraz sanatla hallenmek pek çok kitapseveri mutlu etmiş, rahatlatmış denilebilir.

28. İstanbul Kitap Fuarı'yla eşzamanlı açılan 19. İstanbul Sanat Fuarı Artist, 2009 kitap fuarının gölgesinde kalsa da yine 'vefakâr' sanatseverlerin uğrak yerlerinden biri. Bu kitleye 'sanat fuarına geçip biraz dinlenelim' diyenleri de ekleyebilirsiniz. Fuara, yurtiçi ve yurtdışından 100 sanat galerisi ve sanat kurumu katılıyor. 7-8-9-10 No'lu salonlara kurulan fuarda kimi galericiler 'işler kesat' derken kimileri ise 'hafif kıpırdama var' diyor. Biraz nabız yoklayınca klasiklerden öte çağdaş eserlerin daha çok alıcı bulduğunu söylemek mümkün.

Bedri Rahmi ile 100. yıla doğru

19. İstanbul Sanat Fuarı Sanatçı Onur Ödülü sahibi ressam Muhsin Kut ile başlayan yedinci salon, sanat fuarının en kalabalık yerlerinden biri. Kut, 50. yılını bir sergi ile kutluyor. Kut'a Sanat Fuarı Koleksiyoner Onur Ödülü sahibi Lale ve Cengiz Akıncı'ya ait resim, heykel ve seramik yapıtlarından oluşan bir koleksiyon sergisi komşuluk ediyor.

Fuarın en dikkat çeken sergisi ise Artrium Sanatevi'nin Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun 110 tablosunun yer aldığı 'Bedri Rahmi 100. Yıla Doğru'. Fuara konuk olan tablolar, oğlu Mehmet Eyüboğlu'nun koleksiyonundan derlenmiş. 'Gençlere Bedri Rahmi'yi tanıtmak' amacıyla hazırlanan sergide ressamın büyük aşkı kara dutu, çatal karası, çingenesi heykeltıraş Mari Gerekmezyan'ın yaptığı Bedri Rahmi büstü de sergileniyor.

Fuarın bir başka yoğun sergilerinden biri ise 6. salona kurulan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Geleneksel Sanatlar Yönetmenliği tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen 'Geleneksel Türk Kitap Sanatları - Bugünün Ustaları' adlı sergi. Fuarda sergi için özel olarak hazırlanan Türk kitap sanatlarından hat, tezhip, ebru, minyatür, cilt ve kat'ı alanlarında işler yer alıyor. Bugünün ustalarının eserlerini sergileyerek, bu sanatların sürekliliğine nitelikli bir katkıda bulunmayı amaçlayan serginin danışmanlığını Beşir Ayvazoğlu, Prof. M. Uğur Derman ve Prof. Dr. Çiçek Derman yapıyor. 50 sanatçının 72 eserinden oluşan sergi, yeni ve farklı işlerin olmasından dolayı vakit ayrılması gereken bölümlerden.

Adını çoğunlukla Anadolu yakasında yaşayıp üreten, telefon alan kodunu yakada üretmenin ve düşünmenin kodu olarak seçen 216 adlı sanatçı inisiyatifi, sanatın gündelik hayata karışması gerektiği düşüncesiyle fuara 'Sistem Arızası' adlı sergi ile katılıyor.

Türkiye çağdaş sanat ortamına katkıda bulunmak ve Doğu-Batı diyaloğunu Türkiye üzerinden sağlamak amacıyla Londra'da kurulan Koridor Çağdaş Sanat Programları, fuara 15 ülkeden 60 sanatçı ile katılıyor. Denizhan Özer küratörlüğünde 'Yüz Yüze Diyaloglar' başlığı altında gerçekleşen sergide resim, heykel, fotoğraf, enstalasyon, video gibi farklı disiplinlerden 100 eser sergileniyor. 97 bağımsız sanatçı, 18 sanatçı grubu; 265 katılımcının bir masa etrafında oturup tartıştığı, konuştuğu zamanların ürünü olan Türkiye'nin en geniş katılımlı sergisi My Name is Casper da fuarın ziyaret edilmesi gereken sergilerden.

Üniversite öğrencilerinin bir sanat fuarında görünür olmasına imkan veren İstanbul Sanat Fuarı, bu sene de öğrencilerin çalışmalarını sergileyecekleri, sanat piyasasıyla tanışabilecekleri bir ortam sunuyor. 8 Kasım'a kadar gezilebilecek öğrenci, öğretmen ve emeklilere girişin ücretsiz olduğu fuarın giriş bedeli ise 5 TL.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
02/11/2009

TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı kabuğunu kırıyor

Biraz resmi bir girişle başlayalım. Hikâye tanıdıktır. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Eylül ayında yapılan 5. Ulusal Yayın Kongresi basın toplantısında şöyle der: “TÜYAP Kitap Fuarı, ne ölçüde uluslararası? Bence olmalı.

İstanbul, doğu ile batı arasındaki bu önemli coğrafyada dünya çapında prestijli bir uluslararası yayın, kitap fuarına ev sahipliği de yapmalıdır. Bu çerçevede üzerimize ne düşüyorsa beraberce yapmalıyız. Türkiye'yi bu noktaya taşımalıyız.'' Günay sözlerinde haklıdır. Zira 28. yılına giren TÜYAP Kitap Fuarı'nın evvelini düşününce ortaya çok iç açıcı bir manzara çıkmıyor maalesef. 31 Ekim'de kapılarını açan kitap fuarında ise gözle görülür yenilikler var.

Bakışımızı biraz ötelere çevirip dünya genelindeki diğer kitap fuarlarına baktığımızda bize en tanıdık gelen, geçtiğimiz yıl Türkiye'nin onur konuğu olduğu Frankfurt Kitap Fuarı. Bu yıl 61.’si gerçekleştirilen fuar, yayıncılık sektörünün en büyük uluslararası buluşma noktası. Bu yıl Çin'i konuk eden fuara Türkiye'den 40 yayıncı katıldı. Türkiye 2010 yılında ise yüzünü 13-18 Mart 2010 tarihleri arasında açılacak Paris Kitap Fuarı'na çevirecek. Kitap fuarlarının yayın dünyasına ve okurlara katkısı kuşkusuz çok açık. Doğan Hızlan bir yazısında bu katkı konusunda şöyle diyor: “Uluslararası kitap fuarlarını görmeyenler sanırım önemi konusunda kuşkuya düşebilirler. Oysa bu fuarlar sadece birer kitap alışveriş yeri değildir, ülkelerin kültürlerinin birbiriyle ilişkisini sağlayan, tanıtan buluşma alanlarıdır. Dünyaya neyi anlatmak istiyorsak, bunun aracısı sanat ve kitaplardır.”

Fuardaki yenilikler

Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Beylikdüzü'nde 31 Ekim - 8 Kasım tarihleri arasında düzenlenen 28. İstanbul Kitap Fuarı kabuğunu kırmak için bir çaba içerisinde. Fuarın bu yılki onur yazarı şair, çevirmen, yazar Cevat Çapan; ana teması ise “Kültürlerarası Diyalogda Çeviri”. Yurt içinden ve yurt dışından 550 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenen kitap fuarında uluslararası etkinliklerin yanı sıra söyleşi, panel, şiir dinletisi, atölye ve çocuk aktiviteleriyle birlikte 297 etkinlik gerçekleştirilecek. Fuarda bu sene okurları karşılayacak bir yenilik var: Uluslararası Salon.

Fuarın Uluslararası Salon'unda İspanya, Hollanda, Romanya, İsveç, İsviçre, İtalya, Yunanistan, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Küba, Venezüella, Bolivar Cumhuriyeti, Romanya ve Fransa'dan yayıncılar ve editörler yer alacak. Bağımsız bir edebiyat topluluğu olan Literature Across Frontiers ise Bask, Çek Cumhuriyeti, Galler, Estonya, Macaristan, Katalonya, Litvanya, Letonya, İskoçya, İrlanda, Polonya, Portekiz ve Slovenya'yı temsilen fuara katılıyor.

Uluslararası Salon içindeki Forum Alanı'nda ise dört gün boyunca çok sayıda yazar ağırlanacak ve etkinlikler düzenlenecek. Salonda çeşitli çeviri etkinliklerinin yapılacağı ‘Çeviri Merkezi’ de bulunacak. Uluslararası salon, fuarın ilk dört günü 31 Ekim-3 Kasım tarihlerinde, 11.00–18.00 saatleri arasında açık kalacak.

Ahmet Hamdi Tanpınar'a bir söyleşisinde, "Edebiyatımızın milletlerarası bir değer kazanması için sizce ne lazımdır?" diye sorulur. Tanpınar şöyle cevap verir: "Muharrirlerimizin, şairlerimizin hayatla ve dünya ile daha çok geniş kaynaşması, sonra zaman, belki her şeyden evvel zaman...” Tanpınar'ın tutunduğu `zaman`, onu yarı yolda bırakmadı (kendi döneminde ilgi görmediğinden yakınan yazarın kitapları, bir bir çeşitli dünya dillerine çevriliyor). Zaman, TÜYAP Kitap Fuarı'na da güzel günler gösterir mi bilinmez, ama Uluslararası Salon ‘iyi niyetli' bir başlangıç olabilir. Kitap Fuarı'nın bu yıl bir başka yeniliği ise okuma grupları olacak. Fuar bünyesinde farklı yazarları takip eden okuma grupları, TÜYAP’ta kurulan Doğan Hızlan Kitaplığı'nda fuar süresince kitap okuyup tartışabilecekler.

Fransa'dan Polonya'ya kırk yedi yazar

28. İstanbul Kitap Fuarı yurt dışından da çok sayıda yazar, şair, eleştirmen ve çevirmeni ağırlayacak. Fuara yurt dışından söyleşi ve imza günlerine katılmak üzere 47 yazar gelecek. Fuarın bu seneki yabancı yazarlarının çoğu, yine dünya edebiyatının pek bilinen isimleri değil maalesef. Popüler bir iki isim dışında Türkçede kitabı olmayanların sayısı fazla. Türkiye'de uzun zaman ‘çok satanlar' listesinde yer alan kitapların yazarı Adam Fawer 31 Ekim'de bir söyleşi ve imza gerçekleştirecek. Amerikalı yazar Anne Chamberlin ve yazar-senarist Richard Price 7 Kasım'da bir panele katılacaklar. Mısır'da kadın hareketiyle ilgili önemli çalışmalar yapan ve muhalif kişiliğiyle tanınan Naw-al El Saadawi de 1 Kasım'da fuarda olacak.

Fuara Fransa'dan katılan yazarlar arasında, Türkiye üzerine yaptığı araştırmalar ve haberleriyle tanınan gazeteci-yazar Marc Semo, yazar Olivier Rolin ile şair Michel Cassir ve Gérard Augustin var. Türkiye'den şairlerle bir araya gelecek olan Fransız şairler, kendi şiirlerini okuyacakları bir dinletiye katılacak. Uzun yıllar bulunduğu Küba ve Latin Amerika'da araştırmalar yapan Richard Gott ise 1 Kasım'da fuarda okurlarıyla buluşacak. Türkçede Avrupa tarihi üzerine yazdığı araştırmalarıyla dikkati çeken Hollandalı yazar Geert Mark ve Kübalı yazar-şair- kadın aktivist Nancy Morejon fuarın konukları arasında. Romanya'dan gelen Gabriella Chifu ve Dan Cristea ise Modern Romanya edebiyatı üzerine konuşacak.

Kültürlerarası diyalog ve çeviri

Bu sene ana teması “Kültürlerarası Diyalogda Çeviri” olarak belirlenen kitap fuarına çok sayıda çevirmen de katılıyor. Bunlar arasında Avrupa Çevirmenler Birlikleri Federasyonu Başkanı Martin de Haan, Maureen Freely, Hanneke van der Heijden, Ingrid Iren ve Rafael Carpintero yer alıyor. Ayrıca İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali kapsamında Türkiye'de olan Carme Riera ve Bernardo Atxaga (İspanya), Valter Hugo Mae, Ingo Schulze (Almanya), Olga Tokarczuk, Frank Westerman, Norman Manea ve Dan Lungu (Romanya) fuarın diğer konukları arasında.

Fuarın İtalya'dan gelen konuğu ise Atatürk üzerine yazığı kitabıyla tanınan Fabio Grassi. Fuara Rusya'dan katılacak Dina Rubina, açılış günü Çeviri Merkezi'nde düzenlenecek etkinlikte konuşmacı olarak yer alacak. TÜYAP Kitap Fuarı'nın 31 Ekim'de yapılacak açılış törenine Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) Başkanı Herman P. Sprujit de katılıyor. Sprujit törenin ardından uluslararası kitap fuarları ve yayıncılık sektörü üzerine bir panelde konuşacak.

Word Express Edebiyat Okuması Yolculuğu'nun son ayağı da İstanbul'da yapılıyor. Genç 20 yazar ve şairden oluşan proje kapsamında Adisa Basic (Bosna-Hersek), Netalie Braun (İsrail), Christos Chryssopoulos (Yunanistan), Aleksandra Dimitrova (Makedonya), Milan Dobricic (Sırbistan), Adela Greceanu (Romanya), Anahit Hayrapetyan (Ermenistan), Uri Hollander (İsrail), Ivan Hriston (Bulgaristan), Katerina Illiopoulov (Yunanistan), Igor Isakovkski (Makedonya), Cladiu Komartin (Romanya), Mirt Komel (Slovenya), Owen Mortell (Galler), Roman Mundair (İskoçya), Makro Pogacar (Hırvatistan), Mina Simic (Hırvatistan) ve Ognjen Spahic (Sırbistan) 3 Kasım 2009 Salı günü fuarda bir okuma etkinliğine katılacaklar.

Öğrenci, öğretmen ve emeklilere girişin ücretsiz olduğu fuarın giriş ücreti 5 TL. 28. İstanbul Kitap Fuarı, ARTİST 2009 – 19. İstanbul Sanat Fuarı ile eş zamanlı gerçekleştiriliyor.

***

Zaman yazarları TÜYAP'ta

Zaman bünyesindeki Zaman Kitap bu yıl ilk defa 42 metrekarelik geniş standıyla fuarda olacak. Stant kitapseverleri ağırlarken, bir yandan da Zaman'ın ve Zaman Kitap'ın yazarlarını okurlarıyla buluşturacak. Özel olarak tasarlanan stantta okurlar yazarlara sadece kitap imzalatmakla kalmayıp onlarla sohbet edebilecek. Ayrıca standın ziyaretçileri kültür-sanat sayfasının nasıl hazırlandığına ve Türkiye'nin önemli çizerlerinin, karikatürlerini nasıl ortaya çıkardıklarına yakından tanıklık edecek, hatta katkıda bulanabilecekler.

Zaman yazarları Hilmi Yavuz, Ekrem Dumanlı, Selim İleri, Beşir Ayvazoğlu, Ali Çolak, Nazan Bekiroğlu, A. Turan Alkan, Bejan Matur, Şahin Alpay, Günseli Ö. Ocakoğlu, Mehmet Kamış, İhsan Dağı, Mümtaz'er Türköne, Ali Bulaç, Kerim Balcı ve Mehmet Yılmaz Kitap Fuarı'nda Zaman Standında kitapseverlerle buluşacak. Zaman okur editörü Hasan Sutay da her gün Zaman okurlarının görüşlerini doğrudan alarak gazeteye iletecek, fuar sayesinde gazete-okur arasında interaktif bir iletişim sağlanacak. Zaman Kitap, ayrıca fuarda Türkiye'nin önemli çizerleri Cem Kızıltuğ, Dağıstan Çetinkaya, Osman Turhan ve Ferit Avcı'nın bir araya geleceği bir söyleşi de düzenleyecek. Zaman fotoğraf editörü Selahattin Sevi ise Balkanlar'ı Dia gösterisi eşliğinde anlatacak. Gazetenin okurları ve meraklıları için stantta yayın mutfağı kurulacak ve bir gazetenin hazırlanma aşamaları gösterilecek.

İmza ve söyleşi günleri

Ali Çolak 31 Ekim Cumartesi 12.00-14.00

Hilmi Yavuz 31 Ekim Cumartesi 14.00-16.00

Selahattin Sevi 31 Ekim Cumartesi 17.00-18.00

Dağıstan Çetinkaya 1 Kasım Pazar 12.00-13.00

Ekrem Dumanlı 1 Kasım Pazar 14.00-16.00

Mümtaz'er Türköne 2 Kasım Pazartesi 14.00-16.00

Günseli Ö. Ocakoğlu 2 Kasım Pazartesi 12.00-15.00

Osman Turan 3 Kasım Salı 13.00-14.00

Ahmet T. Alkan 3 Kasım Salı 14.00-16.00

Yusuf Çağlar 4 Kasım Çarşamba 13.00-14.00

Şahin Alpay 4 Kasım Çarşamba 14.00-16.00

Muhsin Öztürk 5 Kasım Perşembe 13.00-14.00

Ali Bulaç 5 Kasım Perşembe 14.00-16.00

Cem Kızıltuğ 6 Kasım Cuma 13.00-14.00

Bejan Matur 6 Kasım Cuma 14.00-16.00

Selim İleri 7 Kasım Cumartesi 12.00-14.00

Beşir Ayvazoğlu 7 Kasım Cumartesi 14.00-16.00

Cemal Kalyoncu 8 Kasım Pazar 13.00-14.00

Nazan Bekiroğlu 8 Kasım Pazar 14.00-15.00

***

Kültürlerarası diyalogda çevirinin yeri

Çevirinin yeri evrenseldir

Metin Fındıkçı: Kültürlerarası çevirinin yeri evrenseldir. Resim, müzik ve karikatür gibi görsel ve işitsel sanatlar ne kadar evrenselse, şiir ve çevirisi de o denli evrenseldir. Her ne kadar şiir çevrilmiyor dense de ve gerçekten de dört dörtlük çevrilmiyor olsa da, ben çeviri yine de evrenseldir diyorum.

Bugün dünya şiirini takip etme şansını buluyorsak, bu, çeviri sayesindedir. Yoksa İspanyolca'dan Lorca'yı, Neruda'yı; Fransızca'dan Eluard'ı, Aragon'u; Almanca'dan Brecht'i; Arapça'dan Mahmud Derviş'i, Adonis'i okuma ve tanıma şansımız olamazdı. Gerek şairlerin birbirinden etkilenmeleri, gerekse yeni akımların yaygınlaşmasında ve bir ülkenin şiir geleneğini zenginleşmesi babında en büyük pay çeviriye düşüyor.

1940'larda Hasan Ali Yücel tarafından kurulan tercüme bürosunun ve ona bağlı Tercüme Dergisi'nin çeviri sanatında çığır açtığını biliyoruz. Türkiye'ye çeviri konusunda büyük altyapı hazırlayıp ve kazanımlar sağladı. Dünyanın, özellikle Avrupa'nın bir çok şairini edebiyatçısını Türkçeye kazandırdı, kültürümüze büyük katkı sağladı, geniş ufuklar açtı. Günümüzde ise çeviri dernekleri teknoloji sayesinde, hem dünyanın küçülmesi hem de dillerin gelişen eğitimi sayesinde birbirlerine daha yakınlaştı. Artık neredeyse, Fransa'da yayımlanan bir roman, bir ay sonra Türkçeye çevrilebiliyor. Bu da çevirinin kültürlerarası aktif rolüyle meydana geliyor. Nasıl bir ülkenin kültürüne, şiir, müzik, tiyatro ve sinema kimlik kazandırıyorsa; aynı şekilde çevirinin de bir ülkenin kültürünü başka ülkelere tanıtma ve kimlik kazandırma gibi önemli bir görevi bulunmaktadır. Çeviri olmazsa bir ülkenin kültürü, şiiri, romanı ve hikayesi kısacası edebiyat adına üretilen her şey eksik kalır diye düşünüyorum.

Şiir çerçevesinden baktığımızda: Bugün Türkiye dışına çıktığımda birçok Arap ülkesinde, “Türkiye'den kimi tanıyorsunuz?” sorusuna karşılık ilk söyledikleri isim Nâzım oluyor. Bunun sebebi Nâzım'ın büyük şairliğinin yanında yazdığı şiirin birçok dile çevrilmesidir. Geçen ay Suriye'nin Ceble – Lazkiye 5. şiir festivalinin davetlisiydim. Türk-Arap şiiri ve çeviri konulu bir programa çağrıldım. Yarım saat süren programda gerek Arapların, gerekse Türklerin yetiştirmiş olduğu birçok büyük şairi tanıtma görevinin çevirmenlere düştüğünü dile getirdim. Program sonunda TV müdürünün beni kucaklayıp kutlama şeklini hiç unutmuyorum. Bu, çevirinin kültürler arasında ne denli etkin ve gerekli olduğunu anlatan bir durumdur.

Diyalog merkezle

Necmiye Alpay: Geçen gün başka bir soruşturmaya yanıt hazırlarken oturup yalnızca Türkçe okuyabildiğim öğrencilik yıllarımı belirleyen çeviri kitapların listesini çıkardım (1955-1969 dönemi). Belleğim bana 68 kitaplık bir liste sundu. Gerçekte 68'i aşıyor, çünkü Michel Zevaco ve Giovanni Guareschi'nin bir tür dizi oluşturan kitaplarını listeye tek kitap olarak aldım.

Bu 68 kitaptan, 1'i dizi (Michel Zevaco) olmak üzere 21'i Fransızcadan, 17'si Rusçadan, 13'ü İngilizceden (Britanya ve ABD), 11'i Almancadan, 1'i İspanyolcadan, 1'i İsveççeden ve 1'i de yine dizi (Giovanni Guareschi) olmak üzere İtalyancadan çevrilmişti. (İspanyolca, İsveççe ve İtalyanca yapıtlar ikinci bir dilden çevrilmişti belki de, şimdi bilemiyorum.) Sanıyorum o yıllar Türkiye'sinde çeviri kitap okuyan diğer okuryazarların listesi benimkinden çok farklı değildir. Şimdi bu tabloyu dünya haritasına yerleştirip bir yorum yapmaya çalışırsak ne diyebiliriz?

Dil sıralaması önemli bir gösterge: Sayısal açıdan o zamanların şampiyonu, İngilizce değil, Fransızca. Ve merkez-çeper ilişkisi o yıllar için de geçerli: Fransızca, Rusça, İngilizce ve Almanca açıkça merkez oluşturuyor, İspanyolca, İsveççe ve İtalyanca ise çeper. Diğer diller ise zaten ortalıkta yok.

Listedeki dillere o yıllarda Türkçeden kaç çeviri yapılmış durumdaydı acaba? Bu konuda elimin altında sayısal veri yok. Kendi deneyimime bakarak, Fransa'da 1970'li yıllarda az çok okunan yalnızca dört Türk yazarının olduğunu söyleyebilirim: Yaşar Kemal, Nâzım Hikmet, Orhan Kemal ve Aziz Nesin. Bu verinin diğer dillerle olan orantı konusunda da ölçü olabileceğini tahmin etmek zor değil. Aynı çıkarsama, sinema ve sözel boyutu olan diğer alanlar için de yapılabilir.

Dünya sisteminin merkezleri kendi kendine âşık. Biz çeperler ise diyalogcuyuz ama birbirimizden çok merkeze meraklıyız...

Çeviri, diyalogun “olmazsa olmaz”ı

Sevin Okyay: Çeviri, kültürlerarası diyalogun “olmazsa olmaz”ı elbette. Farklı kültür, çoğunlukla farklı dil anlamına da geldiği için, görsel sanatlar ve müzik dışında, lisan/dil, bir başka kültürü, bir başka sanatçıyı tanımamızın en önemli unsuru olup çıkıyor. Söz konusu olan sadece bilgi almak, kaynaklardan yararlanmak da değil. Edebiyat, sinema, tiyatro (sinemanın altyazıları yerine üst-yazılar), hatta müzikte librettolar, şarkı sözleri de çeviriye ihtiyaç duyabilir. Sinema öncelikle görsel bir sanattır ama altyazıları katledilmiş bir filmin anlamı kaçar, görsellik de durumu kurtaramayabilir. İyi bir senaryo çevirisi, sinemacının alabileceği katkıya destek olur.

Edebiyatın çeviriye ne kadar bağlı olduğunu vurgulamaya bile gerek yok. Roman, hikâye, deneme, eleştiri, şiir (ah ne zordur) ya da herhangi bir kaynağı çeviren kişi, çok sorumluluk gerektiren bir işi üstlenmiş demektir. Hem bir sanat eserini, özgün dili dışındaki bir dile layıkıyla aktaracak, hem de farklı bir kültürün özelliklerinin hakkını verecektir. Yani esas amaç budur ama hedefe ulaşılıp ulaşılmadığı ayrı bir mesele. Farklı kültürlerden kişilerin birbirini anlayabilmesinde, insanların temelde birbirinden çok da farklı olmadığını kavrayabilmesinde çevirinin büyük rolü vardır. Bu yüzden de, dileriz ki, çevirmenler işlerini daima titizlikle, özenle yapsın ve böylece de, diyalog kurma işinde üstlerine düşen görevi sorumlulukla yerine getirsinler.

Fatih Özgüven: Kültürlerarası diyalogda sizce çevirinin yeri nedir? Diyaloga niyet yoksa, hiç. Diyaloga niyet varsa, hal yoluyla da anlaşılır.

Musa İğrek

Kitap Zamanı

Sayı: 46

02/11/2009


1 Kasım 2009 Pazar

Okura yağmur çamur vız geldi

18:29 Posted by Musa İğrek No comments

"Yağmura rağmen bu kalabalık çok etkileyici. Başka bir fuarda bunu görmedim." Yolunuz dün 28. İstanbul Kitap Fuarı'na düştüyse siz de Frankfurt Kitap Fuarı Başkanı Juergen Boos'un bu sözüne hayretle katılmışsınızdır. Zira hâlâ kapağı açılmamış, kokusu alınmamış taptaze, sıcacık kitaplar yağmura rağmen has okurunu yine buldu. Fuar alanında yine ellerinde poşetlerle dört bir yana dağılmış yüzlerce kitapsever, birbirlerini kaybetmemek için gruplar halinde dolaşanlar, kaybolanlar, yayınevi ve kitap arayanlar... Bu tanıdık manzaraya bu yıl birkaç değişiklik daha eklenmiş. En önemlisi ise beşinci salona kurulan Uluslararası bölüm. Burada İspanya, Hollanda, İsveç, İtalya, Almanya, ABD, Küba, Romanya ve Fransa gibi ülkelerden yayıncılar ve editörler yer alıyor.

Uluslararası salonda görüştüğümüz yayıncılar ve editörlerin çoğu Türkiye'den umutlu. Pek çoğu ilk kez İstanbul'a geliyor. Kendilerine ayrılan salonda, yayıncılar ve yazarlarla görüşüyorlar. İlk gün birkaç yazar ve yayınevi ile irtibat kurulmuş. Frankfurt Kitap Fuarı Başkanı Juergen Boos, "Bu kadar insanın kitap fuarının açılışında olması ve kitap satın alması beni şaşırttı. Kitap fuarlarının insanlar ve yayıncılar arasındaki diyaloğa büyük katkısı var. İnternet kitapçılığı büyük bir sorun olabilir tüm dünya yayıncılığı için, bizi nelerin beklediğini bilmiyoruz." diyor.

Gençlerin fuara olan ilgisinin takdir edilmesi gerektiğini belirten Paris Kitap Fuarı Başkanı Bertrand Morisset ise, "Parisli yayıncılar ile Türk yayıncılar arasında irtibatı kurmaya çalışıyoruz. Çok kalabalık bir fuarınız var, bu çok güzel." dedi. Fransız Uluslararası Yayın Bürosu'ndan Sophie Bertrand ise fuarın şehrin çok dışında olduğundan yakındı. Almanya Bağımsız Yayıncılar Birliği'nden Manfred Metzner, "Gayet büyük ve kapsamlı bir fuar çok etkilendim. Dünyadaki tüm yayıncıların sorunları hemen hemen aynı, buradaki yayıncılarla irtibat kurmaya çalışıyoruz." dedi.

'Korsan kitap almayın'

Tüm Fuarcılık Yapım AŞ ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Beylikdüzü'ndeki fuar merkezinde düzenlenen ve 8 Kasım'a kadar sürecek fuarın bu yılki 'Onur Yazarı' şair ve çevirmen Cevat Çapan, konusu ise Kültürlerarası Diyalogda Çeviri. Çapan açılış konuşmasında yıllardır takipçisi olduğu fuarın onur yazarı olmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi. Yayıncılar Birliği Başkanı Çetin Tüzüner ise korsan yayıncılığın bir türlü önlenemediğine değinerek 'Korsan kitap almayın.' uyarısında bulundu. Yurtiçi ve yurtdışından 550 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla gerçekleşen fuarda uluslararası programların yanı sıra söyleşi, panel, şiir dinletisi, atölye ve çocuk aktiviteleriyle birlikte 297 etkinlik var.

Uluslararası salon içindeki Forum Alanı'nda ise dört gün boyunca çok sayıda yazar ağırlanacak ve etkinlikler düzenlenecek. Uluslararası salon, 3 Kasım'a kadar 11.00-18.00 saatleri arasında açık kalacak. 1-2-3-4 nolu salonlarda yerli yayıncılar var. Gösterişli stantlar, gittikçe yetkinleşen bir anlayışı hemen hissedebiliyorsunuz. 6. salon ise bu yıl Eğitim ve Kaynak Kitaplarla Sınava Hazırlık Yayınları'na ayrılmış.

Adam Fawer kuyruğu

Kitap fuarında Mardin'den, Hakkari'den, Ankara'dan, İzmir'den, Eskişehir'den gelenlerin yanında bu yıl pek çok yabancı kitapseverle de karşılaşmak mümkün. Olasılıksız'ın yazarı Amerikalı Adam Fawer'a kitap imzalatmak için oluşan uzun kuyruk görülmeye değerdi. Fawer bir makineyi andıran hızıyla bitmeyen kuyruğa göz ucuyla bakıp duruyordu. Kitapların pek çoğu indirimde. Kriz dedikoduları bir yana pek çok kitapseverin eli kitap doluydu. Öğrenci, öğretmen ve emeklilere girişin ücretsiz olduğu fuara giriş ücreti 5 TL.

Kitap Fuarı'nda bugün

Zaman ve Zaman Kitap, bu yıl kitap fuarına uzay üssünü andıran büyük bir stantla katıldı. Zaman standında yazar ve editörler, fuar boyunca okurlarla buluşup söyleşecek. Dün Ali Çolak ve Bülent Korucu okurlarla sohbet edip soruları cevapladı. Fotoğraf editörümüz Selahattin Sevi de kitabını imzaladı. Okur temsilcisi Hasan Sutay da gün boyu okurları dinledi ve gazete ile ilgili görüşlerini aldı. Şu anda okuduğunuz sayfa da dün kitap fuarında hazırlandı. Musa İğrek haberini okurlar arasında yazdı, Yasemin Alay, bir yandan okurların sorularına cevap verdi, bir yandan sayfayı çizmeye çalıştı. Bir anlamda fuardan canlı yayın yapıldı. Ziyaretçiler, sayfanın yapılış aşamalarını standın duvarındaki büyük ekran televizyondan izledi. Okurların Kültür-Sanat sayfasının yapılışını izledi. Zaman yazarları Hilmi Yavuz, Ekrem Dumanlı, Selim İleri, Beşir Ayvazoğlu, Nazan Bekiroğlu, A. Turan Alkan, Bejan Matur, Şahin Alpay, Günseli Ö. Ocakoğlu, Mehmet Kamış, İhsan Dağı, Mümtaz'er Türköne, Ali Bulaç, Kerim Balcı ve Mehmet Yılmaz fuar süresince Zaman standında okurlarla buluşacak. Fuar özel sayısı olarak hazırlanan Kitap Zamanı da dün fuarda okurlara sunuldu.

Musa İğrek, İstanbul

Zaman Gazetesi

01/11/2009