Hattat Fuat Başar ile Derviş Zaim, 'Nokta'da buluştu

Bir yanımızda hattat usta Fuat Başar, diğer yanımızda da yönetmen Derviş Zaim. İki sanatçıyı önce Nokta filmi buluşturdu sonra da biz... Geleneksel sanatın imkânlarından sinemada yararlanma yoluna giden Derviş Zaim, vicdani bir hesaplaşmayı, suç ve ceza ikilemini anlattığı Nokta filminde hat sanatını kullanıyor.

Afişte de yer alan ve filmin kahramanı Ahmet'in peşinden gittiği sülüs yazı 'Afallahü anh'ı Fuat Başar yazmış. Başar'ın Derviş Zaim'le buluşması yine sanat sayesinde olmuş. Önce iş icabı başlayan bu tanışıklık zamanla dostluğa dönüşmüş ve dün gösterime giren Nokta filmiyle de hattın ve sinemanın 'cilveleşme'sini sağlamış.

"Hat, 'nokta' kadar eksiklik kabul etmiyor"

13. yüzyılda bir hattat ve talebesi, Moğol saldırılarını durdurmak için bembeyaz Tuz Gölü'ne koca harflerle 'Af'allahü anh' (Allah onu affetsin) yazar. Mürekkep biter, 'nun'un noktası eksik kalır. Hikâye uzundur. Lakin dilden dile dolaşır ve modern zamanlara kadar uzanır. Oradan gelir, işlediği bir suç yüzünden azap çeken ve bundan kurtulmaya çalışan bir gencin öyküsüyle birleşir. Geleneksel sanatların imkânlarından yararlanarak kendi sinema dilini oluşturan Derviş Zaim minyatürü anlattığı Cenneti Beklerken adlı filminden sonra şimdi de Nokta'yla hattın derinliğine daldı. Bu kurgusal hikâyeden yola çıkan usta yönetmen, izleyicileri vicdan azabı, suç, ceza, kötülük ve yüzleşme gibi konular etrafında sürüklüyor. Pek çok okumaya açık olan film kesintisiz, baştan sona tek planda sürüyor. Zaim bunu yaparken hat sanatında tek seferde yazma tekniği 'ihcam'dan ilham almış. Filmin geçtiği Tuz Gölü adeta hattatın yazı kâğıdı, insanlar da mürekkep lekeleri gibi bir kompozisyon oluşturmuş. İbn-i Arabi, 'Harfler, ümmet, cemaat gibidir' der. Filmde de insanların nokta gibi birleşmeleri ve parçalanmaları gözden kaçmıyor. Nokta'da sülüs tarzda yazılmış 'Af allahü anh' yazısının sahibi ise ebrucu, hattat Fuat Başar. Biz de iki ustayı bir araya getirip hat sanatı ve sinemanın buluşmasını konuştuk, 'nokta'nın peşine düştük.

Filmde anlatılan hikâyenin aslı var mı, yoksa esinlenme mi?

DERVİŞ ZAİM: Hikâyenin esin kaynakları var. Senaryo yazımı esnasında kütüphanelerden epey yararlandım. Endülüslü bir hattat, bir levha yazıyor. Bir noktayı unutuyor. Sonra o levha başka yerlere gidiyor. Noktayı unuttuğu için hattatın gözüne uyku girmiyor. Levhanın peşine düşüyor ve buluyor. O dönemin şartlarında çok çetin bir yolculuk yapıyor; ama levhayı buluyor, noktayı koyuyor ve geri dönüyor. Hattatın eksik noktayı tamamlamak için gayret etmesinin aristokrat bir tavır olduğunu düşündüm. Vicdanla ilgili bir film yapmak niyetim olunca da bu hikâye çıkış noktalarımdan biri oldu. Ama film, buralardan kopup kendi iç dinamikleriyle çok farklı bir yere gelmiş durumda.

Bu esinlenmeden yola çıkarsak bir hattatın noktayı unutması nasıl bir şeydir? Sizin başınıza da geldi mi?

FUAT BAŞAR: Ayasofya Camii'nin kubbesindeki yazıları Kazasker Mustafa İzzet Efendi yazmıştır. Bir gün Nur Sûresi'nin 35. ayetinin yer aldığı o yazının fotoğrafına bakarken dikkatimi çekti, hattat bir elif'i unutmuş. Ne kıraat farklılığı ne yazının cilvesi icabı terk etmek değil bu, resmen unutulmuş! Profesör bir hattat arkadaşıma gösterince inanamadı; "Azizim, fotoğrafta çıkmamıştır." dedi. Ayasofya'ya gitti, orada baktı. Sonra geldi, yanıma; gerçekten de yok dedi. Biz de biraz gülüştük. Asırlar önce yaşamış olmasına rağmen bir meslektaşın üstüne gülmenin bedeli biraz ağır oldu. Şöyle ki İranlı birisi yazma Kur'an-ı Kerim'lerden birinin noksan sayfalarını tamamlamam için getirmişti. Ben güya tamamladım, verdim. Kazasker Mustafa'ya gülen benim başıma gelene bakın; İranlı, karıştırıp kontrol ettikten sonra bana döndü: "Eye, bu Kur'an'ın iki yarpağı hardadır?" İki yaprak unutmuşum! Bir harf de değil, iki yaprak! Burnum sürtüldü tabii. Yazı işinde, kendini beğenmek, başkasının noksanına gülmek affedilmez. Hat sanatı nokta kadar eksiklik kabul etmiyor, tamamlanmak istiyor.

Filmde kullanılan 'Afallahu anh' yazısını birçok çeşit varken neden sülüs tarzda yazdınız?

F.B.: Filmin yapısıyla olduğu kadar teknikle de ilgili. Biz onu celi talikle yazmış olsaydık, çok ince yerler var, onlar uzak planda inceliklerini kaybedecekti.

Filmde, geçişlerde kameranın zemine ya da gökyüzüne kayması, hat sanatında harflerin kıvrımına bir gönderme miydi?

D.Z.: O geçişlerle birlikte müziğin de ortaya çıkması, filmin atmosferi de düşünüldüğünde bu tür yorumlara açık tabii ki. Ama film, seyircide artık. Benim daha önce düşünmediğim, aklıma gelmeyen okumaları doğurabilir. Tüm bunlar filmi zenginleştiren unsurlardır.

Filmde, hattatla talebe arasında iki yerde bir konuşma geçiyor ve hat ustası "İnanmayan yazamaz" diyor. Bir hattat için inanç zorunlu mudur?

F.B.: Ebrucu Hikmet Barutçugil, Londra'ya gittiğinde Prens Charles'ın İslâm Sanatları Okulu'na uğramış. Orada Lübnanlı hattatlar, İngilizlere ders veriyor. Yazının kutsal yönünün farkında değil öğrenciler. Beş yıldır uğraşan bazı çocuklar, Hikmet'le konuşurken, yıllardır yazıyoruz, olmuyor diye söylenmişler. Bunu bana anlatınca, gülümsedim. Hz. Ali, "Yazının çok iyi yazılması, üstadın taliminde gizlidir. Onun olgunlaşması çok yazmaktadır. Ama yazının kavranıp da devam ettirilmesi, İslâm dini üzere olmaktadır." diyor. İnanmanız lazım ki, yazabilesiniz.

Bu durumda filmde Ahmet'in o noktayı tamamlayamaması inançla ilgili probleminden mi kaynaklanıyor?

D.Z.: Sadece inançla ilgili değil. İnsani tavrıyla ilgili görmek lazım. Ahmet'in inançla ilgili problemleri var, ama kendi ahlakını oluşturmaya çalışıyor. O anlamda, eksik noktanın konulması onun için çok önemli.

Sözcüklerin, ancak hayatın akışı içinde anlamlı olduğunu söyler Wittgenstein. Ahmet'in arayışı, sözcükleri aşıp harflerin ve noktanın ekseninde kendi arayışı mı?

D.Z.: Tabii ki. Ahmet'in eylem adamı olduğunu söylemek mümkün. Suçuyla beraber sonsuza kadar yaşayabilecekken, Kur'an kendisindedir, onu satabilir. Buna rağmen geri dönüyor ve af diliyor. Kendisiyle ilgili bir şeyleri değiştirmek istiyor. Ahmet, eksik noktayı tamamlamaya çalışan çırağın hikâyesinden haberdar olmakla birlikte, aynı motivasyonu taşımamaktadır. Kendi hikâyesinde eksik kalan bir şeyleri yerine getirmek için uğraşmaktadır. Kendi eksiklerini tamamlamasından bahsedilebilir tabii ki.

Filmde Ahmet git gide gözlerini kaybediyor, bir hattatın en büyük korkusu kör olmak mıdır?

F.B.: Tabiri caizse, ölümden beterdir!

Nokta, biçim olarak hat sanatını yansıtırken içeriğindeki şiddetin dozuyla biraz yabancı duruyor. Sizce de öyle mi?

D.Z.: Şu anda bunu konuşuyoruz ve Türkiye'de bir düğünü basıp 44 insanın öldürülmesinden bahsediyoruz. Film yaparken, dışarıdaki hayattan bağımsız yapamam. Bu ülkeyi, hayatı daha farklı algılayabilmek, gösterebilmek ve temsil edebilmek için film yapıyoruz. Dünyayı da düşünürsek, içinde yaşadığımız çağ şiddetin var olduğu bir çağsa, bunun da bir şekilde filmde olması gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken, şiddeti kutsamamak, bir röntgenci gibi filme aktarmamaktır. Yoksa şiddet hayatımızın bir parçası ve onunla yüzleşmeliyiz. Aksi halde, deve kuşu gibi kafamızı kuma gömmüş oluruz. İnandırıcı olmaz. Bu şiddeti yapmamış olsaydım masal havası olurdu, gerçekçi olmazdı.

Siz hatla şiddeti nasıl değerlendiriyorsunuz?

F.B.: Bağdaşma yok tabii ki. Yan yana olmaması gereken iki kavram. Fakat bunun odak noktasında da insan var. İnsanın zayıflığı bu, şiddetten uzak kalamıyor. İlk insan Hz. Âdem'in oğulları arasında başlamış zaten. Ama sanat, insanı şiddetten uzak tutmaya yarayan en önemli unsurlardan biri.

Nokta filminin hat sanatına nasıl bir katkısı olur sizce?

F.B.: Sinemayla hat sanatının buluşması çok sevindirici. Ayrıca, sohbetin başından beri bahsettiğimiz konular, yeni düşünce hareketlenmelerine yol açabilir. Sanat, yüzeyde gördüğümüz birtakım şekillerden ibaret değildir; arka planıdır önemli olan. Sanatla biraz uğraşmış kişi, kendini içtihat makamında görmemeli. Yenilik yapayım, kendi tarzımı oluşturayım falan. Yüzeydekini değiştirirsiniz ama arka planı değiştirmeye gücünüz yetmez; gülünç duruma düşersiniz. Mantığına, felsefesine bağlı kalmak kaydıyla yeni birtakım ilaveler yapabiliyorsanız, o çok güzel ve zaten sanat bunu sağlar. Duraklayan şey geriler yoksa. Benim kanaatim; bu film hat sanatının atak yapmasına vesile olacaktır.

Musa İğrek, Ali Koca

Zaman Gazetesi

05/09/2009

Yorumlar