25 Kasım 2008 Salı

'İslâm sanatları, yatırım aracı olarak görülmemeli'

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 125. yılını çeşitli etkinliklerle kutluyor. Sanayi-i Nefise Mektebi adıyla ressam Osman Hamdi Bey tarafından kurulan akademinin Geleneksel Sanatlar Bölümü, geçtiğimiz haftalarda 'Geçmişten Günümüze Geleneksel Sanatlar' başlığıyla 'kısa' bir sergi düzenledi.

Kamil Akdik'ten Rikkat Kunt'a, Muhsin Demironat'tan Macit Ayral'a, İsmail Hakkı Altunbezer'den Ali Alparslan'a, oradan da günümüze kadar pek çok ustanın ve halen akademide olan hocalarla öğrencilerin eserleri sergide yer aldı. Kısaca yolu bu üniversiteden geçmiş tüm sanatçıların eserleri aynı çatı altında toplanmıştı. Geleneksel sanatlar bölümü ilk kez böyle kapsamlı bir sergi düzenliyordu.

Üniversitenin 125. yılı dolayısıyla kapısını çaldığımız Tezhip Anasanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Taşkale, 'altın çağını yaşıyor' denilen klasik sanatlara dair pek dile getirilmeyen konulardan söz açtı. Taşkale, klasik eserlerin 'en gözde yatırım aracı' olarak görülmesinden tutun da, bunların sürekli aynı isimler etrafında tekelleşmesine kadar pek çok sorunu dile getirdi, biraz da yakındı. Geleneksel sanatların yaygınlaşması adına önemli işlerin yapıldığını söyleyen Taşkale, "Devlet duyarsız değil, İslam eserlerine sıcak bakıyor. Belediyelerin, vakıfların açtıkları kurslar da var; ama yeterince yaygın değiller. Belli bir kitle var. Her şey bunların etrafında dönüyor. Yarışma yapılıyor, jüri üyeleri hep aynı isimler. Bankaların, Kültür Bakanlığı'nın yarışmaları oluyor, yine üyeler karşılıyor sizi. Bu sanatlar belli kişilerin tekelinde yürüyor. Onlar da istedikleri gibi döndürüyor çarkı." diyor.

Klasik sanatlara olan ilgi gitgide artarken müzayedelerde özellikle hat eserleri yüksek fiyatlara alıcı buluyor. Geçtiğimiz aylarda müzayedeye çıkan Şevket Rado Koleksiyonu'ndan sonra önceki gün de Emin Barın Koleksiyonu satışa sunuldu. Taşkale, müzayedeleri ve koleksiyonerlerin klasik sanatlara ilgisini ise şöyle değerlendiriyor: "Bu ilgi, Sevgi Gönül, Sakıp Sabancı ve birkaç koleksiyonerin İslam eserlerine verdiği önemle başladı. Onlar sadece bir koleksiyon veya eser olarak düşünmüyorlardı bunları. Eserleri korumak ve kollamak gibi düşünceleri de yoktu, önemli olan eserin kendisiydi. Bu iki ismin vefatından sonra bir süre müzayedeler sönük geçmeye başladı. Lakin son birkaç yıldır bir canlanma var. Şevket Rado Koleksiyonu'ndan sonra ise büyük bir hareketlilik başladı. Ve pazar günü gerçekleştirilen Emin Barın müzayedesi de bu ilginin ne derece arttığını göstermiş oldu."

Hem Rado'nun hem de Barın'ın eserlerinin devlet veya bir koleksiyoner tarafından topluca satın alınması pek çok kimsenin dileğiydi. Fakat her iki müzayede sonunda eserler dağıldı. Müzelerimizin bu iki önemli koleksiyondaki eserleri toplu halde alıp sergilemede duyarsız kaldıklarını söyleyen Taşkale, "Rado'nun eserleri çok iyi bedellere satıldı. Emin Barın da öyle. Umarım İslam sanatlarına ilgi duyan birilerine ulaşmışlardır. Bunları yatırım aracı olarak değil, defalarca bakıp zevk alınacak sanat eserleri olarak görmeliyiz." diyor.

Son dönemlerde klasik anlayışın ötesinde pek çok eser görücüye çıkmaya başladı. Kimi ustalar bunu pek hoş karşılamazken kimileri yenilikten yana. Faruk Taşkale de bu gelişimi destekleyenlerden. Aynı zamanda tezhip sanatçısı olan Taşkale şöyle diyor: "Klasik bilgileri edindikten sonra kişiyi serbest bırakmak gerekir. Bakalım neler çıkıyor ortaya... Sanatçıların nefes almalarına izin vermek gerek. Sadece 'klasik, klasik' dersek, belli bir dönemi alıp bize ters düşen yerlerini geri bırakırsak, bu tutuculuk olur. Öyle ki klasik sanatlarda eleştiri geleneği yok diyoruz. Aslında var; yıkıcı, bozucu içine kapatıcı, uzaklaştırıcı bir eleştiri..."

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
25/11/2008

6 Kasım 2008 Perşembe

Osmanlı sultanlarını bir de şiirleriyle görün

12:08 Posted by Musa İğrek , No comments
Belki de adlarından başka bir şeyini bilmediğimiz sultanlardı onlar. Kılıçlarının sesi daha yüksek duyulsa da kiminin kalemi kılıcından daha keskindi. Onlar da ete kemiğe bürünmüş, hüzne tutunan, sevince gark olan ve dahi seven insanlardı. Denilir ki "Sultanların sözü, sözlerin sultanıdır". Sözlerin belki de en ihtişamlısı Osmanlı sultanlarının dilinden düşenlerdi. Yüzyıllara hükmeden bu sultanların kimisi dizelerini, beyitlerini, gazellerini ve kasidelerini yazarken Avnî, Muhibbî, Baht'î gibi mahlaslara sığındı. Aslında bu perde, kulak verenler için, sultanların iç âlemine uzanan bir kapının habercisiydi.Osmanlı'nın cümle şair sultanları bugüne seslenmek için Çırağan Sarayı'nda bir araya geldi.

Divan edebiyatını pek çok kitap ve etkinlikle günümüz insanının hayatına yaklaştıran Prof. Dr. İskender Pala'nın hazırladığı 'Şiirin Sultanları' adlı şiirli, portreli sergi önceki akşam Çırağan Sarayı Sanat Galerisi'nde açıldı. Geceye kültür, sanat dünyasından çok sayıda isim katıldı. Serginin açılışında Osmanlı sultanlarının şair olduklarının pek bilinmediğini söyleyen Pala, "Böyle bir serginin zihinlerde ayrı bir pencere açacağı düşüncesiyle bu işe giriştik. Osmanlı padişahları bu zarafeti, bu güzelliği bize sunarken, bir taraftan savaşın, bir taraftan sözün sultanı olarak yaşadılar.'' dedi. Açılışta daha sonra Ruhi Ayangil ve Ayangil Topluluğu, sultanların eserlerinden oluşan müzik dinletisi sundu. Sergiye eşlik eden bu dinleti, şiirlerin gölgesinde çok anlamlı duruyordu. Pala'nın Şiirin Sultanları adlı kitabı 2005'te yayımlanmıştı.

Şiirin sergisi olur mu?

'Neden böyle bir sergi, şiirleri sergilemeye ne hacet vardı, bunun ne cazibesi olabilir ki?..' diyebilirsiniz. İskender Pala da aynı soruları sormuş kendine. Dört gün süren bir 'med-cezir hali'nin ardından, 'sultanların şiir dünyalarını paylaşmak' arzusuyla böyle bir sergiye karar vermiş. Çırağan Sarayı, ilk kez böyle 'şiirli bir sergi'yi misafir ederken Osman Gazi'den II. Bayezid'e, III. Selim'den Sultan Abdülaziz'e Osmanlı sultanları ziyaretçileri kronolojik bir yolculuğa davet ediyor. 26 Osmanlı sultanının portreleriyle birer şiirinin Türkçe, İngilizce ve Arapçasının yer aldığı sergi, cihana hükmetmiş bir imparatorluğun saklı yüzünü yeniden açığa çıkarıyor.

Çırağan Sarayı'nın gözü ve gönlü okşayan güzelliğinde yol alırken III. Selim'in "Rûz şeb dîdelerim derdün ile kan ağlar / Vâkıf olan benim esrarıma her an ağlar", III. Mehmet'in ise "Zülfünün zencirine kul eyledün şahum beni/ Kulluğundan kılmasın azad Allah'ım beni" dizesi gibi pek çok dokunaklı şiir sizi dört bir yandan kuşatıyor. Sergi, padişah kelimesinden yalnızca 'savaşan adam'ın anlaşıldığı günümüzde, sultanları daha yakından tanımaya imkân veriyor. Ve biraz dikkat kesilince sultanların sırça saraylarda yaşayan birer mitolojik kahraman olmadığı rahatça okunabiliyor. Osmanlı sultanlarının gökkubbede bıraktıkları 'lirik' sesleri duymak için, 16 Aralık'a kadar vaktiniz var. (0212 259 03 73)

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi

5 Kasım 2008 Çarşamba

Geleneksel sanatlara 2010 nefesi

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı trenine bir yolcu daha eklendi: Geleneksel Sanatlar Yönetmenliği... Birimin başında sanat tarihçisi ve pek çok önemli serginin, kitabın arkasındaki isim Ömer Faruk Şerifoğlu bulunuyor. Son birkaç aydır Şerifoğlu'nun dilinden düşmeyen bir kelam-ı kibar var: 'Kur'an Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı'. Bu söz bile Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan İstanbul'un geleneksel sanatlarla ne denli özdeşleştiğini açık etmeye yetip artıyor.

Geleneksel sanatların İstanbul'un kendi sanat potansiyeli içinde çok ciddi bir kesit olduğunu söyleyen Şerifoğlu, "Avrupa'nın bir parçası olduğumuzu varsayıyorsak geleneksel sanatlar da Avrupa kültürünün bir parçası. İstanbul bu sanatların hakkını hiç şüphesiz vermiştir. 2010 olarak İstanbul'un bu haklı sıfatını göstermek istiyoruz. İstanbullular ve Batı'dan gelecek misafirler bu sanatların İstanbul'da en üst düzeyde icra edildiğini görsünler istiyoruz. Bu sanatlara teşvik edecek projelerin sunulmasını arzuluyoruz." diyor.

Geleneksel Sanatlar Yönetmenliği iki aylık bir süre sonunda ilk meyvesini görücüye çıkardı. 'Geleneksel Kitap Sanatları-Bugünün Ustaları' adıyla Tüyap 27. İstanbul Kitap Fuarı'nda açılan sergide 55 sanatçının 75 eseri yer alıyor. Hat, ebru, tezhip, minyatür ve cilt gibi kitap sanatlarından örneklerin olduğu sergide Alparslan Babaoğlu, Münevver Üçer, Gülbün Mesara, İslam Seçen, Ali Toy, Cahide Keskiner, İ. Hakkı Yiğit ve Davud Bektaş gibi ustaların eserleri sanatseverleri bekliyor. Sergi 9 Kasım'a kadar gezilebilecek. Şerifoğlu, İstanbul 2010 etkinlikleri çerçevesinde düzenledikleri bu serginin 2009'da üretilmiş eserlerle yenileneceğini ve 2010'da ise "Dünün ve Bugünün Ustaları" alt başlığıyla çok daha kapsamlı olarak gerçekleştirileceğini söylüyor.Geleneksel sanatlara taze bir nefes getirecek bu birimin danışmanları arasında yetkin isimler var. Beşir Ayvazoğlu, Prof. Dr. Uğur Derman, Prof. Dr. Çiçek Derman, S. Rahmi Eyüboğlu ve Mehmet Özçay... Ekip, 2010'da klâsik sanatları çok kapsamlı bir yere taşımayı ve çıtayı daha yukarı çıkarabilmeyi hedefliyor.

Ustaların da desteğini aldıklarını belirten Şerifoğlu uyarıyor: "Kişisel projelere sıcak bakmıyoruz. Bir başka disiplinle, bir başka sanatçıyla, bir başka ülkeyle veya konuyla ilişkili olsun, yani içinde bir dinamiği olsun. Böyle projelere her türlü desteği vermeye hazırız."Geleneksel sanatlara Avrupa'nın yabancı olmadığını söyleyen Şerifoğlu, ebrudan yola çıkarak pek çok mesaj veriyor: "17. yy'dan itibaren gelen yabancı sanatçılar aracılığıyla bu sanatlar önemli ölçüde Batı'ya taşınmıştır, taşınamayan belki sadece hat sanatıdır. O da alfabe olarak buraya ait olduğu için. Ama ebru klasik anlamda bugün Avrupa'da çok ciddi bir şekilde sürdürülüyor. Gittiği zamanlar Türk kâğıdı olan ebru (Turkish Paper) şimdilerde Marbling Paper olarak adlandırılıyor. 2010'da ebrunun bir Türk kâğıdı olduğunu yeniden Avrupa'ya hatırlatmamız gerekiyor."

99 Kur'an sergisinden, el sanatları festivaline

Geleneksel Sanatlar Yönetmenliği 2010'a pek çok proje ile girmeye hazırlanıyor. Neler mi var? Kur'an-ı Kerim odaklı bir proje somutlaşmış. Bu projeyle ekip, İstanbul'da yazılmış yazı türüyle, ebadıyla, hikâyesiyle dikkat çeken 99 Kur'an-ı Kerim'i bir araya getirmeye hazırlanıyor. Bunun dışındaki asıl büyük projeleri ise 'İstanbulin-2010 İstanbul El Sanatları Festivali'. Otuz veya daha fazla geleneksel sanatın ustalarının yer alacağı festivalde sadece stant açılmayacak, atölye çalışmaları, workshoplar ve sergileme mekânları olacak.

Bir başka proje ise 30 çağdaş tasarımcıyı 30 geleneksel sanatın ustasıyla buluşturmak. Sanatçılar seçimlerinde özgür bırakılarak geleneksel yöntemler göz ardı edilmeden eserler üretilecek. Çalışma kapsamında tasarımcılar ve usta sanatçılar birbirlerinden istifade ederek 30 yeni tasarım objesini İstanbul'a armağan edecek. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Geleneksel Sanatlar Yönetmenliği geleneksel sanatlara dair farklı bir kapı aralama heyecanında. Yola umutlu çıkan ekip, bakalım ardında nasıl bir iz bırakacak?

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi

3 Kasım 2008 Pazartesi

Kriz, kitapseverlere pek uğramamış

12:18 Posted by Musa İğrek No comments

27. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı önceki gün kapılarını açtı. '1968: 40 Yıl Önce, 40 Yıl Sonra' temasıyla düzenlenen fuarda hafta sonu ellerinde poşetlerle dört bir yana dağılmış yüzlerce kitapsever, birbirlerini kaybetmemek için gruplar halinde dolaşan ilköğretim öğrencileri, kaybolanlar, yayınevi ve kitap arayanlar ile pek çok renkli manzara vardı. Önceki yıllara oranla fuara olan ilgi bu sene çok daha fazla gözüküyor. Havanın güneşli olmasını fırsat bilen kitapseverler mesafenin uzunluğunu bir tarafa bırakıp fuara doğru yola koyulmuş. Ziyaretçileri bu yıl daha geniş bir alan bekliyor. Fuara eklenen bir salon hem yayıncıları hem de kitap meraklılarını rahatlatmış gibi gözükse de insanların çarpışmaları, pardon sesleri ve özürler de eksik olmuyor. Stantların cazibesi fuara gitgide daha renkli bir hava katıyor. Kalabalığın arasında dolanırken kulaklara 'Yayıncılar ve kitapseverler krizden pek etkilenmemiş.' sözleri gelmiyor değil. Çünkü, bu kum gibi kalabalık, insanları şaşırtıyor.

Fuarda usta şairlere yer yok

27. TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı'nda etkinlik programını ellerine alan ziyaretçiler pek memnun değil. Neden mi? Programda yer alan 248 etkinlikten sadece biri geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz şairlere, İlhan Berk'e ayrılmış. Bu sene Türk şiiri için hüzün yılıydı, İlhan Berk'le birlikte Erdem Bayazıt ve Dağlarca da aramızdan ayrıldı. Ama programda bu iki usta şair için herhangi bir etkinlik yer almıyor. İlhan Berk için yapılacak etkinlik, Türkiye Yayıncılar Birliği'nin düzenlediği, Doğan Hızlan, Oruç Aruoba, Hulki Aktunç, Latife Tekin ve Sina Akyol gibi yazar ve şairlerin katılacağı "İlhan Berk'li Anılar". Hemen hatırlatalım Bayazıt 6 Temmuz'da, İlhan Berk 28 Ağustos'ta, Fazıl Hüsnü Dağlarca ise 15 Ekim'de vefat etmişti. Fuar komitesi 9 Kasım'a kadar sürecek İstanbul Kitap Fuarı'nda usta şairler için çeşitli etkinlikler ekler mi bilinmez; ama Ali Çolak'ın köşe yazısında söylediği "Dağlarca ölmüş kime ne" cümlesine Erdem Bayazıt ve İlhan Berk'i de eklemek mümkün.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi