3 Nisan 2008 Perşembe

Şeker Ahmed Paşa sergisi, tadından gezilmiyor

Türk resim sanatının usta ismi Şeker Ahmed Paşa'nın eserleri, Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi'nde sanatseverleri bekliyor. Ünlü natirmotlarının da yer aldığı sergiyle Paşa'nın tabloları ilk kez derli toplu olarak bir araya geldi.

Cemal Süreya 'Tabanca' isimli şiirinde "Tutalım yanılıp ateş ettiniz / Şeker Ahmed Paşa'nın resimlerini / Eski hececilerin şiirlerini bir de / Ben çok seviyorum siz de seviniz" derken haksız değilmiş. Neden mi? Önceki gün Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi'nde açılan Şeker Ahmed Paşa (1841-1907) sergisini izlemeye gelenlerin gözlerindeki ışıltı, Paşa'ya olan sevgiyi hemen ele vermişti. Tabloları görmek için sıra sıra dizilenler Cemal Süreya'nın dizelerini düstur edinmişçesine hayran hayran bakıyordu eserlere. Ressam Prof. Adnan Çoker danışmanlığında TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı'nın düzenlediği sergide Türk resim sanatının önemli ismi Ahmed Ali'nin nam-ı diğer Şeker Ahmed Paşa'nın yirmi altı tablosu yer alıyor.

İlk kez derli toplu bir halde sergilenen eserler, çeşitli kurum ve kuruluşlardan ve özel koleksiyonlardan toplanmış. Bu tadından yenmeyen sergiye paralel olarak sunulan bir de kitap yayımlandı. Ömer Faruk Şerifoğlu ve İlona Baytar'ın hazırladığı Şeker Ahmed Paşa kitabı, sergiye gelenlerin sevincine sevinç kattı desek yeridir. Hakkında pek dişe dokunur eser bulunmayan Şeker Ahmed Paşa için ilk kez derli toplu bir kaynak hazırlanmış oldu. "Şeker Ahmed Paşa bu sergiyi görseydi şaşırırdı." diyen Prof. Dr. Adnan Çoker, serginin anlamını şu cümlelerle dile getirdi: "1944 yılında akademiye ilk girdiğimden beri bu tabloları bilirim. Bu sergiyi düzenlememe rağmen ilk defa tüm eserleri bir arada görüyorum. Böyle bir sergi Türkiye'de azdır. Belki tarihî bir gün yaşıyoruz bu konuda. Sıradan bir sergi gibi olmasını istemedik. Müze gibi yapmaktı amacımız, böylece çalışmalara başladık ve çok hoş bir sergi çıktı. Yan yana gelince tüm eserler başka şekilde konuşmaya, olduklarından daha iyi gözükmeye başladılar."

Halim selim bir ressam

1841'de Üsküdar'da doğan Şeker Ahmed Paşa, resme olan ilgisi nedeniyle kendini geliştirmek için gecesini gündüzüne katar. Harbiye Mektebi'ne girer. Sanat sevdası burada daha da alevlenir. Resimdeki başarısı Sultan Abdülaziz'in kulağına gider. Sultan da onu resim eğitimi alması için Paris'teki Mekteb-i Osmanî'ye gönderir. Şeker Ahmed Paşa burada derslere devam ederken, Leon Gerome ve Louis Boulanger'ın atölyelerine de katılır. Sanat anlayışını geliştirir, pek çok sanatçıyla tanışır. 1871'de Paris'teki diğer Türk sanatçılarla birlikte İstanbul'a döner. Uzun hazırlıklardan sonra Türk ve yabancı ressamların eserlerinden oluşan bir resim sergisi açar. (Bu sergi, Türkiye'de açılan ilk resim sergisi özelliğini taşıyor.) Paris'e giden Türk sanatçılar arasında Osman Hamdi Bey ve Süleyman Seyid de vardır. Zira, ne Şeker Ahmed Paşa ne de Süleyman Seyid, Osman Hamdi kadar bilinmez. Şeker Ahmed Paşa'nın hoşgörülü, sevimli ve alçakgönüllü mizacından dolayı aldığı 'Şeker' lakabı bu bilinmezliğin nedenini biraz açık ediyor aslında.

Ağaçlar Arasında Karaca, Manolya ve Meyveler, Talim Yapan Erler, Manzara, Tepe Üzerindeki Kale... Şeker Ahmed Paşa'nın sergide yer alan başlıca eserleri bunlar. Fırça darbelerindeki ustalık, renklerindeki canlılık, en önemlisi ışığın ritmi görenleri mest ediyor. Tabloları izlerken yaşanan çarpışmalar, 'izninizle' deyip geçmeler bu hayran bakışların işaretçisiydi. Mistik bir havanın hâkim olduğu orman manzaraları, asırlık ağaçların gölgesinde raks eden ışık huzmeleri tarifi mümkün olmayan bir atmosferin içine çekiyor insanı. 19. yüzyılın son yıllarına denk gelen Tepe Üzerinde Kale ve Talim Yapan Erler resimlerindeki naif üslup ise dikkatlerden kaçmıyor. Bu tabloların önüne geldiğimizde ressam Adnan Çoker hemen fısıldıyor: "Talim Yapan Erler, Türk resminin başyapıtlarından biri. Bunu ne zaman söyleyecekler bilmiyorum, ama benim için öyle". 11 Mayıs'a kadar açık olacak sergiyi gezerken vakur edasıyla otoportresinde elinde tuttuğu paletteki renklere ve tabloların dizilişine dikkat edin. Hem Şeker Ahmed Paşa'nın dünyasını daha yakından tanıyacaksınız hem de Cemal Süreya'ya daha çok hak vereceksiniz.

Musa İğrek, İstanbul

1 Nisan 2008 Salı

Müzelerde 2010 telaşı

Avrupa Birliği tarafından Kasım 2006'da '2010 Avrupa Kültür Başkenti' ilan edilen İstanbul için yapılacak projeler tomurcuklarını göstermeye başladı. 'Tarihî bir fırsat' olarak değerlendirilen 2010'a pek çok kurum hazırlanıyor. Hangi projelerin dal budak salacağı ise merak konusu. Akıllarda 2010'un elle tutulur etkinliklerle mi yoksa bir şenlik olarak mı anılacağı soruları dolanadursun, dünyanın dört bir yanından pek çok ziyaretçi bekleniyor İstanbul'a. 2010'a doğru vakit gitgide daralırken, sanatseverlerin uğrak yeri özel müzelerin yöneticilerine neler planladıklarını sorduk. Kimileri hazırlıklarını çok açmayıp konu komşudan saklasa da, özel müzeler 2010'a farklı projelerle hazırlanıyor.

Dr. Nazan Ölçer (Sakıp Sabancı Müzesi): İstanbul'un iki farklı dönemini sergileyeceğiz

"2010 yılının ilk yarısında 'İstanbul' sergisi olacak. Serginin 1. bölümü 'Doğu Roma'dan Bizans'a' adını taşıyacak. Sergi, Bizans sanatına beşiklik etmiş olan İstanbul'un bu dönemini, yurtiçi ve yurtdışı koleksiyonlardan eserlerle, bütün etkileşim ağı çerçevesinde sunmayı hedefliyor. Serginin 2. bölümü ise; 'Bizans'tan Osmanlı'ya'. İstanbul'un tarihiyle ilgili 2. büyük sergi ise fetihten sonraki İstanbul'u ele almayı hedefliyor. Müzemizin 2010 yılının ikinci yarısında düzenleyeceği bir başka sergi ise 'Venedik ve İslam' başlığını taşıyor. Venedik Cumhuriyeti, 15-16 ve 17. yüzyıllar boyunca Akdeniz'deki en önemli güçlerden biri ve özellikle Doğu Akdeniz limanlarıyla en yakın ilişkide olan devletti. Tarihte oynadığı en önemli rol ise İslam sanatı ve kültürünü Batı'ya ve Hıristiyan dünyasına taşıyan en önemli aracı kurum olmasından kaynaklanır. Barış yıllarında çok daha büyük önem kazanan bu ilişkiyi savaş yılları da engellememiş, pek çok sanat eseri ve taşıdıkları mesaj Batı dünyasına onların aracılığıyla ulaşarak, yeni etkileşimlere zemin hazırlamıştır. Bu kompleks ilişki ağını sunacak olan sergide, yurtdışındaki koleksiyonlardan getirilecek çok sayıda eser de yer alacak."

Levent Çalıkoğlu (İstanbul Modern): Çağdaş sanatçıları ağırlamayı düşünüyoruz

"2010 için birinci projemiz, New Media'yı (Yeni Teknoloji) kullanan yerli ve yabancı çağdaş sanatçıları bir araya getiren büyük bir sergi gerçekleştirmek ve bunu İstanbul'daki bağımsız sivil inisiyatiflerle ilişkilendirerek paylaşmak. İkinci projemiz, uluslararası çağdaş sanat trafiği içerisinde yer alan bir müzeyiz, dolayısıyla 20. yüzyılın çağdaş sanatına damgasını vurmuş çok önemli bir sanatçının büyük bir sergisini yapmayı planlıyoruz. Üçüncü olarak da bu coğrafyadaki modernlik ve gelenek ile çağdaş sanatı buluşturan bir sergi tasarlıyoruz."

Ahu Has (Rezan Has Müzesi): Dünya kültürleri İstanbul'da buluşacak

"Rezan Has Müzesi olarak 2010 yılında yurtdışıyla yapmış olduğumuz bir protokol söz konusu. 2010 İstanbul Kültür Başkenti kapsamında British Museum'ın 'Treasures of the Worlds Cultures/Dünya Kültürlerinin Hazineleri' isimli sergisini düzenleyeceğiz. Sergide British Museum'un çeşitli seksiyonlarında yer alan dünya kültürlerinden seçme eserler yer alacak. Geçtiğimiz sene Hong Kong'da düzenlenen bu sergi, 2010 yılında Rezan Has Müzesi'nde açılacak. Bunun dışında Haliç konulu özel bir serginin de çalışmaları hâlâ devam ediyor."

M. Özalp Birol (Pera Müzesi): Planımızda III. Selim ve Osman Hamdi var

"Suna ve İnan Kıraç Vakfı olarak, 2010 yılına yönelik projelerimizi, bağlı kuruluşlarımız İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ve Pera Müzesi eşgüdümüyle ve işbirliğiyle gerçekleştiriyoruz. Halen üstünde çalışmakta olduğumuz 3 proje var. Birincisi Hipodrom (At Meydanı). İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, bu projeyi hayata geçirmek için Hipodrom'u, uluslararası bilim insanları ve kuruluşlarının katılımıyla, disiplinler arası bir yaklaşımla araştırmakta. Pera Müzesi'nde hayata geçirilecek proje, sergi, sözlü etkinlikler ve yayıncılık ürünlerini içeriyor.
İkinci projemiz, 'III. Selim ve Aydınlanma Çağı-Ateş Denizinde Yolculuk'. Bu proje, Doğu-Batı ilişkilerini, iki farklı dünyanın birbirini anlama ve kavrama konusunda yoğun çaba gösterdikleri 18. yüzyıl Türkiye-Avrupa coğrafyasına odaklanarak yansıtmayı amaçlıyor. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nden Ekrem Işın tarafından oluşturulan projeyle ilgili olarak enstitü, ulusal ve uluslararası bilim ve sanat kuruluşlarıyla işbirliği yapıyor. Üçüncü projemiz ise 'Osman Hamdi Bey'. Osman Hamdi Bey'in ressam, arkeolog, müzeci ve kültür-sanat girişimcisi yönlerine odaklanan, şu ana kadar sergilenmemiş bazı yapıtlarıyla birlikte, arşivini de sanatseverlerle buluşturmayı hedefleyen bir proje. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ve Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü işbirliğiyle yurtiçinden, yurtdışından seçkin bilim insanlarının katkılarıyla gerçekleştirilecek olan sergiyle eşzamanlı olarak kapsamlı bir sempozyum da planlıyoruz."