31 Mart 2008 Pazartesi

Kâzım Karabekir'in günlüğü, kızlarını ağlattı

Milli Mücadele'nin önemli isimlerinden Kâzım Karabekir Paşa'nın dünyası, 'İnsan ve Asker Kâzım Karabekir' adlı sergiyle Beyoğlu'ndaki Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu'na taşındı. Paşa'nın kızları Hayat ve Timsal hanım, babalarının günlüklerini sergide ilk kez okurken gözyaşlarını tutamadı.

"Hayat, Emel ile birlikte önce Kasımpaşa'da teyzemin çocuğu Hüsnü Tengüz'e. Oradan vapurla Fener'e geçerek yangın yerini dolaşarak Sultan Selim Camii'ne çıktık. (...) 22 Eylül 1941" Bu notlar, Kâzım Karabekir'in yıllarca tozlu sandıklar içinde bekleyen günlüklerinden birkaç satır. Karabekir Paşa'nın kızları Hayat Karabekir Feyzioğlu ve Timsal Karabekir Yıldıran, Osmanlıca okuyamadıkları için uzun yıllar bu günlüklerde neler yazdığını bilmeden yaşadı. Şimdilerde peyderpey günümüz Türkçesine çevrilen günlüklerin birkaç sayfayla bile olsa Yapı Kredi'de açılan 'İnsan ve Asker Kâzım Karabekir' sergisinde yer alması, onlar için çok büyük anlam taşıyordu. Galerinin duvarlarında tadımlık sunulan günlüklerle ilk kez karşılaşma anı, hasret ve heyecanla karışık nemli gözler bırakmıştı geriye. Sonrasında ise derin bir sessizlik... 'Neler anlatıyor? Benden bahsediyor mu?' gibi soruların peş peşe geldiği dakikalar, mutlulukla hüznü de beraber getiriyordu. 28 Mart Cuma günü açılan Kâzım Karabekir sergisinin en güzel, bir o kadar da iç burkan sahneleriydi bunlar...

2007'de Kâzım Karabekir Vakfı tarafından Paşa'nın tüm eserleri Yapı Kredi Yayınları'na (YKY) devredildi. Bu devirden sonra, Karabekir Paşa'nın "İstikal Harbimiz" adlı eseri tam metin olarak yeniden yayımlandı. Ardından da bir sergiyle Paşa'nın pek bilinmeyen dünyasının kapıları aralanmak istendi. Paşa'nın, Kâzım Karabekir Vakfı ve YKY işbirliğiyle açılan sergide yer alan kişisel eşyası, hatıra fotoğrafları, kitapları ve günlükleriyle yakın tarihe ışık tutacak pek çok malzeme, 2005 yılında Erenköy'de kurulan müzeden getirildi. Sergi, pek çok bakımdan önemliydi ve görenlerin öğreneceği çok şey vardı; ama hiç kimse, Karabekir Paşa'nın kızları kadar mutlu ve heyecanlı olamazdı. Heyecanı gözlerinden okunan Timsal Hanım, "Böyle bir serginin açılması bizim için mutluluk verici. Müzemize gelen birçok insan var, lakin Beyoğlu'nda sergiyi açmak daha çok kişiye ulaşmamızı sağlayacak. Sergi, Kâzım Karabekir'i yeniden gündeme taşıması bakımından önemli. Bu milletin bağımsızlığına nasıl erdiği, bu eşyalarda saklı." diyordu.

"Bizim üzerimizde ısrarla dururdu. 'Kimsenin hakkını yemeyin, hakkınızı yedirmeyin.' derdi."
Hayat Hanım böyle anlatıyordu babasını. Baskınlar, yasaklar, sefalet... Çok sıkıntılar yaşamışlardı. Hayat Hanım, babasının şimdilerde daha iyi anlaşıldığını söylüyor. "Bir zamanlar Karabekir Paşa'yı karalamak, bir marifet olarak gösteriliyordu. Şimdi çok şükür, kıymeti daha iyi biliniyor." Herkes, Paşa'nın günlüklerinde neler olduğunu merak ediyor. Zira, günlüklerin 1932-1938 yıllarına rastlayan bölümlerinin nerede olduğu meçhul. Hayat Hanım, çocukluğuna dönüyor, kayıp günlükleri sorduğumuzda: "Bir baskın yapılmıştı, evimizden çimento torbası büyüklüğünde yaklaşık 95 çuval kitap taşındı. Evimizde çok şükür ne bir yangın ne de bir hırsızlık oldu. Eğer YKY'ye verdiğimiz arşivde çıkmazsa, muhtemelen götürülen çuvalların içindedir, o günlükler."

Sergideki eserlere bakıldığında, Kâzım Karabekir Paşa'nın sağlığında adeta kendi müzesini kendisi oluştururcasına malzeme biriktirdiği anlaşılıyor. Şarapnel parçaları, kar ayakkabıları, cüz keseleri, kılıçlar... Kızı Timsal Hanım, "Kendi müzesini kendi hazırlamıştı, gelecek nesillere aktarmak istiyordu yaşananları. Bu vatanın nasıl kurtulduğunu bilmeyenlere, bilmek istemeyenlere bu serginin pek çok mesajı var." diyor. Sergi, 20 Nisan'a kadar açık kalacak. (0212 252 47 00)

25 Mart 2008 Salı

Çılgın ressam Salvador Dali, sonbaharda İstanbul'da

23:55 Posted by Musa İğrek , No comments
İspanyol ressam Salvador Dalí, sonbaharın gelişiyle İstanbul'a konuk olacak. Sabancı Müzesi'nde 19 Eylül'de açılacak sergide, bu çılgın dâhinin yağlıboya tabloları, çizimleri ve grafiklerinden oluşan yaklaşık 270 eseri sanatseverlere sunulacak.

Picasso, Rodin derken, şimdi de sürrealizmin (gerçeküstücülük) usta ismi Salvador Dalí (1904-1989) İstanbul'a konuk olacak. Eylül 2008'de İspanya'dan yollara düşecek Dalí'nin geleceği haberi dün, Sakıp Sabancı Müzesi'nde (SSM) gerçekleştirilen basın toplantısı ile duyuruldu. Akbank'ın sponsorluğunda ve Gala-Salvador Dalí Vakfı'nın işbirliğiyle hazırlanan "İstanbul'da Bir Sürrealist: Salvador Dalí" adlı sergi, sonbaharda Sabancı Müzesi'nde sanatseverlere sunulacak. Salvador Dalí'nin kapsamlı bir retrospektifi niteliğini taşıyacak sergide; rüya gibi bir dünyanın sahibi çılgın dâhinin yağlıboya tabloları, çizimleri ve grafiklerinden oluşan 270 eserin yanı sıra elyazmaları, fotoğrafları ve çeşitli dokümanları yer alacak. Gala-Salvador Dalí Vakfı koleksiyonuna ait eserlerle vakıf dışında gerçekleştirilen en büyük 'geçici sergi' olma özelliğini taşıyacak sergi, 19 Eylül 2008-19 Haziran 2009 tarihleri arasında açık kalacak.

Müzede düzenlenen toplantıya SSM Müdürü Dr. Nazan Ölçer, Akbank Genel Müdürü Zafer Kurtul, Gala-Salvador Dalí Vakfı Başkanı Ramon Boixadós Malé ve Dalí Etüdleri Merkezi Başkanı Montse Aguer Teixidor katıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Nazan Ölçer, "Picasso ve Rodin'in ardından, Batı sanatının bir diğer büyük ismi Salvador Dalí'yi ağırlayacağımız sergiyi, müzemiz için önemli dönüm noktalarından biri olarak görüyoruz. Sergi kapsamında düzenlenmesi planlanan çeşitli etkinlikler aracılığıyla Salvador Dalí'yi Türk halkına tüm yönleriyle tanıtmayı amaçlıyoruz." dedi. Gala-Salvador Dalí Vakfı Başkanı Ramon Boixadós Malé ise Salvador Dalí'nin eserlerini, insanlık tarihinin ve en önemli kültürlerin buluşma noktası olan İstanbul'a getirmekten heyecan duyduklarını söyledi.

Dalí'nin içinde yaşadığı ortamı bilmeden onun anlaşılmasının mümkün olmadığını belirten serginin küratörü Montse Aguer Teixidor, "Sergi, eşsiz, yenilikçi, yetenekli ve farklı bir sanatçı olan Salvador Dalí'yi, ilk kez İstanbullularla buluşturacak. Bu evrensel ve provokatif sanatçının düşüncelerini, saplantılarını, ikonografisini ve olağanüstü sürreel dünyasını herkesin anlayabilmesini, daha yakından tanımasını sağlamayı amaçlıyoruz. Sergiyi antolojik olarak sunmayı hedefledik, bu onun kolay anlaşılmasını sağlayacak. Onu tanıdıkça 20. yy. sanatını daha iyi anlayabiliriz." dedi.

Salvador Dalí'nin, alamet-i farikası olan garip bıyıklarının altındaki muzip gülümseyiş, Sabancı Müzesi'nde tadımlık sunulan sinevizyondan an be an kendini hissettirdi. Girift bir ruhun sahibi Dalí'nin eserlerini görecek olanlar, algı sınırlarını biraz zorlayacak anlaşılan. Şimdiden söyleyelim; sergiyi gezmeyi düşünüyorsanız, Dalí'nin şaşırtıcı ve gizemli dünyasını az biraz okuyarak yola koyulun. Nasıl olsa, serginin açılış tarihi olan 19 Eylül'e kadar vaktiniz var.

Musa İğrek, İstanbul

12 Mart 2008 Çarşamba

'Sessizlerin dünyasını kimse merak etmiyor'

21:18 Posted by Musa İğrek No comments
Tiyatrocu, sinemacı, oyuncu, ressam ve şair... Fakat doğduğundan beri ne konuşabiliyor, ne de duyabiliyor. Bu bir engel değil onun için. Dünyasını bedeniyle anlatıyor, 'işaret dilinin zarif hattatı' olarak biliniyor. Önce ressam olmayı düşlese de pandomimle, tasarımla sürmüş sessiz serüveni. Bir bir açılan kapılar, yolunu 1981'de Fransa'ya çıkarmış. İşitme engelliler için ne yapıldığını, neler yapılabileceğini araştırmış. Bedenini çok iyi kullanmayı öğrenmiş. Şiirler yazıp, bunları canlandırmış. Sanat hayatını halen Fransa'da sürdüren, oyunculuk yapan, filmler yöneten, saygın ödüller alan Levent Beşkardeş, sağır ve dilsizlerin kültürü ile işitme engellilerin sorunları hakkında konferans vermek üzere İstanbul'a geldi. Bu vesile ile sanatçıya ulaşmak istedik. Neler konuşacak, nasıl anlaşacağız derken, inceden inceye telaş başladı. Gelen bir telefonla rahatladık; Beşkardeş ile tercüman vasıtasıyla konuşacaktık. Ve dün Türkiye İşitme Engelliler Derneği'nde sanatçıyla sessizce 'konuştuk'. Beşkardeş, küçük bir odada gözleriyle işitmeye, elleriyle anlatmaya başladı. Anlattıkça fark ettik ki, biz normal insanlara biraz kızgın. İşitme engellilerden uzak bir dünyamız olduğunu söylüyor. Onları anlamaya çalıştığımız vakit aradaki duvarların ortadan kalkacağını ve pek çok kimsenin mutlu olacağını belirten Beşkardeş, "Biz bir fidan gibiyiz, ne kadar iyi bakar ve destek olursanız o kadar iyi çıkar ve yeşeririz. Normal insanlardan istediğimiz, bize destek olmaları; ama ne yazık ki buna kimse yanaşmıyor." diyor.

Onun yaşadığı, kırık bir mutluluk...

1949 yılında Eskişehir'de yeni bir eve taşınma arifesi... Atlı arabalara eşyalar yerleştiriliyor. Atlar huysuz, kadınlar eşyaları yükleme telaşında. Atlar aniden koşmaya başlıyor. Arabada ise hamile bir kadın var. Yaşanan kargaşa bir süre sonra etraftakilerin yardımıyla diniyor. Levent Beşkardeş, işte bu vakayı yaşayan kadının çocuğu. Annesi ona hamileyken bu kaza yaşanmış. Uzun müddet işitmediği anlaşılmamış. Yeteneği fark edildikten sonra karikatürist Oğuz Aral ile resim çalışmaları, Vakko'da vitrin tasarımları, çeşitli işler ve en nihayetinde Fransa yolculuğu... Beşkardeş, kendini şanslı olarak görüyor; çünkü Aral kendisine destek olmuş o dönemde. En büyük sıkıntısı ise işitme engelli diğer çocuklara sahip çıkılmaması. Bu konuda sürekli projeler hazırlıyor. Çoğu zaman bu işi bırakmayı düşünse de her işitme engellinin yolunun kendisininki gibi açık olmayabileceğini düşünerek tekrar elini taşın altına koyuyor. Kendi deyimiyle 'kırık bir mutluluğun sahibi' o. 'Neden?' diye sorduğumuzda, "İşitme engelli olarak dünyada mutluyum, öğrendiklerimle doluyum; ama bunları gençlere anlatamamak beni kırıyor. Mutsuzluğum sebebi de bu. Çocukları görüyorum. Doktorlar, eğitimciler tarafından cahil yerine konuluyor." diyor.

'Beni merak ettiğinizde dönerim'

Fransa'da pek çok tiyatrocu, sinemacı işitme engellilerden vücut dilini öğrenmek istiyor; çünkü onların daha başarılı olduklarını düşünüyor. Türkiye'de ise kimsenin kendilerini aramadığını söylüyor Beşkardeş: "Bırakın sormayı, işaret dilini yasaklıyorlar. Ve çoğu işitme engelli, bu yüzden beden dilini kullanamıyor." Sanatçı, aslında Türkiye'yi özlüyor. Fransa'da evi olsa da kendi toprağının orası olmadığının farkında. Fransa'da kalmasının en büyük sebebi, düşüncelerinin orada hayata geçmesi. "İşiten insanlar ne zaman merak ederlerse ben o zaman Türkiye'ye geri döneceğim." diyor. Bütün dünyadaki kulak burun boğaz doktorlarına kinli olduğunu söylemeden de geçemiyor Beşkardeş. Ona göre dünyadaki pek çok doktor, 'İşitme engelli çocuklara nasıl yardımcı olabilirim?' diye düşünmüyor. Normal insanlardan bir tek şey bekliyor Beşkardeş; işaret dilini öğrenmelerini...

Levent Beşkardeş, 11 Ocak Cuma günü saat 18.00'de Taksim'deki Piramid Sanat'ta olacak. Kısa flimleri ve şiirleriyle... Sanatçı burada bir de konferans verecek. Beşkardeş'i can kulağı ile dinlemek gerek, belki o zaman kendi içimizdeki engeller de kalkmış olur. (0212 297 31 20)

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi