27 Eylül 2006 Çarşamba

İtalyan mimar Raimondo D'Aronco'nun Karaköy Mescidi yeniden yapılabilir

Osmanlı mimarlığının bir dönemine ve 20. yüzyıl başı İstanbul'una damgasını vuran İtalyan mimar Raimondo D'Aronco, bir asır sonra yeniden İstanbul'da. Ünlü mimarın özgün çizim, karakalem ve suluboya çalışmalarıyla, kitaplığından oluşan 'Osmanlı Mimarı D'Aronco 1893-1909 İstanbul Projeleri' adlı sergi, geçtiğimiz hafta Suna İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde açıldı.

Sergilenen çizimler arasında, D'Aronco'nun en ünlü eserlerinden, 'Kaybolan Cami' olarak bilinen Karaköy Mescidi'nin planı da yer alıyor. Karaköy Meydanı'nı bir biblo gibi süsleyen bu şirin mescit, 1959 yılında meydan düzenlemesi bahane edilerek ve hiç gereği olmadığı halde yıkılmıştı. D'Aronco'nun İstanbul'daki en başarılı eserleri arasında gösterilen mescidin taşları, Kınalıada'ya monte edilmek üzere tek tek numaralanmış, ancak daha sonra kaybolmuştu. Tarih yağmasına örnek olarak gösterilen Karaköy Mescidi'nin D'Aronco'nun imzasını taşıyan çizimlerinin tamamı, İtalya'nın Udine Belediyesi'nde bulunuyor.

Pera Müzesi Kültür Sanat İşleri Müdürü Özalp Birol, istenildiği takdirde bu çizimlerden yararlanılarak Karaköy Mescidi'nin yeniden inşa edilebileceğini söylüyor. Serginin küratörlüğünü üstlenen İtalyan profesör Diana Barillari mescidin yeniden yapılması istendiği takdirde planlarını seve seve vereceklerini belirtiyor. Sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice de bu konuda "Karaköy Mescidi çok enteresan ve önemli bir eser. Eğer tekrar yapılabilecekse çok güzel olur. Menderes zamanında Kınalıada'da cami olmadığı için Karaköy Mescidi, Kınalıada'ya taşındı. Ama mescidi taşıyan geminin battığı ve mescidin bundan dolayı inşa edilemediği söylentileri mevcut." diyor.

İtalyan mimar Raimondo D'Aronco, İtalyan hükümeti tarafından Osmanlı Ulusal Sergisi'nin tasarımını yapmak üzere İstanbul'a gönderilir. Şehri yerle bir eden şiddetli 1894 depremi, serginin sonu ve Osmanlı hükümetinden alacağı sayısız siparişin de başlangıcı olur. D'Aronco, depremden sonra II. Abdülhamit'in verdiği görev üzerine İstanbul'daki birçok önemli eserin onarımında görev alır.

Avrupa'nın uluslararası 'Art Nouveau' hareketine katılan ve İslam-Osmanlı sanatı üzerine düşünceleriyle bu harekete katkıda bulunan D'Aronco'nun Osmanlı eserleri arasında, Ayasofya Camii I. Mahmud şadırvan restorasyonundan, Mimar Sinan'ın eseri Mihrimah Sultan Camii restorasyonuna, Süleymaniye ve Davud Paşa Camii çeşme planlarından, Üsküdar Gülnuş Emetullah Türbesi restrorasyonuna kadar, İstanbul'dan Şam'a oradan Medine'ye uzanan birçok plan ve proje çalışmaları bulunuyor. Hicaz-Mekke telgraf hattı projesini kutlamak için D'Aronco'nun tasarımını yaptığı sütun, halen Şam'da Şehitler Meydanı'nda yer alıyor ve üzerinde Yıldız Hamidiye Camii'nin minyatürü bulunuyor.

İtalyan mimarın İstanbul'daki eserleri ise uzun bir liste oluşturuyor. Şazeli Tarikatı'nın şeyhi, II. Abdülhamit'in manevi rehberi Beşiktaş'taki Şeyh Zafir Külliyesi'nin tasarımı, Kapalıçarşı restorasyonu, Serasker Rıza Paşa Konağı, II. Abdülhamit'in terzisi Hollandalı Botter için yapılan Botter Apartmanı ve sultanın askerî danışmanı Mehmed Şakir için dövme demirden yapılan Fatih Camii haziresindeki mezar da D'Aronco'nun imzasını taşıyor.

Botter Apartmanı, İstanbul'da Art Nouveau etkisi taşıyan ilk eser. Arnavutköy'de Memduh Paşa Yalısı, Şişli Hamidiye Hastanesi saat kulesi, Kireçburnu'nda Cemil Bey evi, Tarabya'da İtalyan Büyükelçiliği binası, Tarabya'daki İtalyan Büyükelçiliği, Nişantaşı'nda karakol binası, Taksim, Pera, Pangaltı ve Galata kadastro röleveleri çalışmaları en çok bilinen eserleri arasında. Son dönemlerinde bademcik iltihabına iyi gelecek bir iklim arayışı içinde Sanremo'ya taşınan ve 1932'de burada ölen D'Aronco'nun eserleri, 15 Kasım'a kadar İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde gezilebilir. (0 212 334 99 00)

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
27/11/2006

21 Eylül 2006 Perşembe

100 fotoğraf sanatçısı Lübnanlı çocuklar yararına sergi açıyor

16:11 Posted by Musa İğrek No comments

Türkiye'nin çeşitli yerlerinde yaşayan 100 fotoğraf sanatçısı, geliri Lübnanlı çocuklara gönderilmek üzere 30 Eylül'de İstanbul Taksim Metro Sergi Salonu'nda bir sergi açıyor. Türkiye'de 21 bin üyesi bulunan 'www.fotokritik.com' web sitesi, fotoğraf sanatçısı 100 üyesinin çektiği en iyi 100 çocuk fotoğrafını, "Bir damla da siz olmak ister misiniz?" adlı sergide bir araya getirerek Lübnanlı çocuklara yardım etmeyi amaçlıyor. 100 YTL'den satılacak fotoğraflardan elde edilecek gelir, Türk Kızılayı aracılığıyla Lübnan'daki çocuklara gönderilecek.

Fotoğraf sanatçısı Ümran Davran, hazırlanan fotoğraf sergisi için "Bizler, fotoğrafa gönül vermiş insanlar olarak çevremizde olup bitenlere duyarsız kalamazdık. Lübnan'da binlerce çocuk savaştan mağdur oldu. Neden savaşıldığından habersiz, patlamamış bombaları oyuncak sanıp oynayacak kadar masum çocuklar, bu savaştan zarar gördü. Bu sergiden çok büyük paralar toplayamayız belki, ama en azından bir yaraya merhem olabileceğimizi düşünüyoruz." dedi.

Sergide yer alacak eserlerin baskı paralarını da sanatçılar karşılıyor. Eserleri satın almak isteyenlerin Kızılay'ın tüm bankalardaki 2868 numaralı hesap numarasına 100 YTL bağış yapmaları gerekiyor. Sergiden sonra fotoğraflar adreslerine ulaştırılacak. İstanbul Taksim Metro Sergi Salonu'nda 30 Eylül'de açılacak sergi, 7 Ekim'e kadar gezilebilecek. Sergi daha sonra Ankara ve İzmir'e taşınacak.

Musa İğrek, İstanbul

Zaman Gazetesi

21.09.2006

18 Eylül 2006 Pazartesi

Hayat tiyatrosunun aktörleri karelerde

İFSAK 1. Uluslararası İstanbul Fotoğraf Bienali kapsamında, Letonyalı fotoğrafçı Inta Ruka'nın 'Karşılaştığım İnsanlar' adlı sergisi geçtiğimiz günlerde İstanbul Fotoğraf Merkezi'nde açıldı.

'Letonya Fotoğraf Sergisi' altbaşlığı ile sunulan sergi, sanatçının portre çalışmalarından oluşuyor. Çalışmalarında 'zorlanmamışlık' kelimesi üzerine yoğunlaşan Ruka, sıradan ve basit yaşamları son derece doğal olarak çekilmiş fotoğraf karelerinde anlatmaya çalışıyor.

Serginin küratörü Irena Buzinska, Inta Ruka'nın fotoğrafları için, "İçerikleri dolu. Karakteristik özellikleri, değişik anlatım tarzları ile bize hayat tiyatrosunun gerçeklerinin farkında olduğumuz gerçekler olmadığını anlatıyor." yorumunu yapıyor. Buzinska, sanatçının objektifinden yansıyan her bir portre için 'hayat tiyatrosunun aktörleri' tanımlamasını kullanıyor.

Inta Ruka ise kendisi ile yapılan bir söyleşide 'bir kişiyi ve onun tarzını anlayabilmek için kendisiyle diyalog kurmanın ve söylemek istediklerini dinlemenin şart olduğunu' belirtiyor. Ruka'nın fotoğraflarına yansıyan portreler, her şeyin günlük görüntülerini ve doğallığını yitirmeden olduğu gibi yansıtıyor. Fotoğraflarda, Ruka'nın karşılaştığı insanların kendilerine duydukları güven ön planda. İnsanların çaresizlikleri, kusurları, yaşadıkları hüzünler, sevinçler, siyah-beyaz karelerde kendi öyküleriyle yer alıyor.

"Karşılaştığım İnsanlar" başlıklı fotoğraf sergisi, 'Vatanımın İnsanları', 'Karşılaştığım İnsanlar' ve 'Amelias Caddesi 5' adlı üç seriden oluşuyor. 'Amelias Caddesi 5', Letonya'da 37 daireli iki katlı ahşap bir evde yaşayan insanların fotoğraflarından oluşuyor. Ruka'nın fotoğraflarında, Puskin'in Tatyana'sını, kırsal alanda büyüyüp, mutluluğu şehirde arayan insanları, yıllarca patates tarlasını süren yaşlıları, şairleri, sanatçıları, müzisyenleri, diplomatları, sinema yönetmenlerini ve sanatçının en iyi arkadaşını görmek mümkün. "Karşılaştığım İnsanlar", 11 Kasım 2006'ya kadar İstanbul Fotoğraf Merkezi sergi salonunda gezilebilir. (Bilgi için: 0 212 238 11 60)

Musa İğrek, İstanbul

Zaman Gazetesi

18.09.2006

11 Eylül 2006 Pazartesi

Ebruda 'modern' tartışması

Renklerin suyla dansı olarak bilinen ebru sanatı, geçtiğimiz gün İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda düzenlenen, 'Ebru Günleri 2006' panelinde tartışıldı. İstanbul Üniversitesi Ebru Kulübü Başkanı Ahmet Akcan'ın organizasyonunu üstlendiği panel, şair-yazar Beşir Ayvazoğlu yönetiminde, ebru sanatçıları Hikmet Barutçugil, Peyami Gürel, Füsun Arıkan ve A.Burhan Ersan'ın katılımıyla gerçekleşti.

'Ebru Günleri', İstanbul Sazendeleri'nin verdiği Türk sanat musikisi konseriyle başladı. Konserin ardından gerçekleşen panel, ebruda modern resim sanatının teknik ve içerik imkânlarını kullanarak modern çizgiyi benimseyenlerin ve dinleyicilerin zaman zaman karşılıklı eleştirmelerine sahne olacak biçimde tartışmalı geçti. Panelde gözler, önceki yıllardaki etkinliklere katılan ebru sanatının kadim isimleri Alparslan Babaoğlu, Fuat Başar ve Sadreddin Özçimi gibi simaları aradı.

En önemli kâğıt süsleme sanatlarından sayılan ebru, hat gibi, musiki gibi bir meşk sanatı. Çırak, ustasından gördüklerini meşk etmek suretiyle, toprak boyalarla birbirinden farklı tonlar üretir, çeşit çeşit desenlerde eserler meydana getirir. Ebru eski dönemlerde, tezhib ve hat ile birlikte kitap sayfalarında, murakka kenarlarında, ciltlerde, yazı boşluklarında yer almış; yazıları, kitapları süslemiş. Şimdilerde ise başlı başına bir sanat eseri olarak, modern ve klasik tarzlarda düşünülmekte ve sergilenmekte.

Hikmet Barutçugil de panelde yaptığı konuşmada, bu sene yapılan ebru sergisinin, yenilik ve arayış çabasında olduğuna değinerek, "Bir kısım sanatçılar taklitçi olarak, bir kısmı da geleneği yenilemekten aciz takipçi olarak kalmaktadır. Yenilenmeyen gelenek ise zamanla ihmal edilmeye, unutulmaya ve yok olmaya mahkûm olur. Ebru, bir resim sanatı olmakla beraber, resim sanatı olmaktan ibaret değildir. Ebru, fikre düştüğü ilk andan gözle buluştuğu son ana kadar kendine has mistisizmini asla yitirmeyen bir ifade şeklidir." dedi.
Ebru sanatının, bir çeşit mistik davranışı ve arayışı ifade ettiğini söyleyen Beşir Ayvazoğlu ise "Ebru soyut bir sanattır." diyerek, ebru ile resim yapmanın sınırları zorlamak olacağını söyledi.

Ressam Peyami Gürel, konuşmasında 'kavram kargaşası' ve 'değer konumlaması' üzerinde durdu. Gürel, 'zaman içerisinde sosyal ve ekonomik gereklerinden ayrı düşen ebru sanatının, varlığını devam ettirebilme kaygısı ve yeni toplumsal koşullara kendini uyarlayabilmesinin sancılı bir süreç olduğunu' ifade ederken, ebruda modern çizgiyi benimseyen Füsun Arıkan, ebruyu; kendine has tekniği ile çiçek motifleri üzerine kurulu bir resim yapma sanatı şeklinde tarif etti.

Ebruyu cam ve tuval üzerine uygulayan A.Burhan Ersan, ebru ve soyut sanat üzerinde durarak, "Bugün klasik Türk ebrusu, figüratif ebrular ve soyut çalışmalar şeklinde açılımlar vererek genişlemeye ve kültürel bir değer dönüşümü olmaya doğru ilerliyor. Soyut bir anlayış üzerinde hareket eden ebru ,soyut sanata yol gösterme potansiyelini de içinde barındırıyor." dedi.

Panelin ardından İstanbul Üniversitesi ve Koç Üniversitesi ebru kulüplerince yapılan "Ebru sanatını Türkiye'ye ve dünyaya en iyi tanıtan kimdir?" anketinin ödül töreni yapıldı. Yapılan ankette birinci olan Hikmet Barutçugil'e oyma ve kakma sanatçısı Hüsamettin Yivlik'in yaptığı, gümüş lale hediye edildi ve katılan ebru sanatçılarına da plaket dağıtıldı. CRR fuayesindeki sergi salonunda, 13 ebru sanatçısının 100 eserinden oluşan klasik ve modern yönelimleri bir arada barındıran karma sergi 14 Eylül'e kadar açık kalacak.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
11/09/2006

9 Eylül 2006 Cumartesi

Ebrular sergilendi, sıra konuşmalarda

16:04 Posted by Musa İğrek , No comments

'Ebru Günleri 2006' kapsamında yedi gün sürecek olan 100 eserlik karma sergi, panel öncesi Cemal Reşit Rey fuayesindeki sergi salonunda önceki akşam yapılan kokteyl ile açıldı.

Klasikten moderne, zanaattan sanata, ebru sanatının bütün yönleriyle ele alınacağı panel öncesi açılan ve ebru sanatından modern ve klasik örneklerin bir arada sunulduğu sergide, Fuat Başar, Hikmet Barutçugil, Yılmaz Eneş, A.Burhan Ersan, Peyami Gürel, A.Mahmut Peşteli, Füsun Arıkan, Beki Almaleh, Feride Dayanç, M.Eray Atay, N.Ayşecik Çevik, Osman Şimşek, Sema Balkaya gibi ebrucuların modern ve klasik yönelimlerini gösteren eserleri yer alıyor.

'Ebru Günleri 2006' bugün saat 10.00'da, Cemal Reşit Rey konferans salonunda yapılacak panel ile devam edecek. Geçtiğimiz yıllarda panelin oturum başkanlığını, divan edebiyatı ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. İskender Pala yapmıştı. Bu yıl Beşir Ayvazoğlu'nun başkanlığında yapılacak panelde Hikmet Barutçugil, A.Burhan Ersan, Peyami Gürel ve Füsun Arıkan ebru sanatında yeni gelişmeler, teknikler, ebru ve resim ilişkisi, ebrunun tasavvufi yönü, ebru sanatında modern ve klasik eğilimler konusunda tebliğlerini sunacak. Panelin ardından dinleyicilerin ebru sanatı konusunda soruları cevaplandırılacak.

'Ebru Günleri 2006' çerçevesinde düzenlenecek 'Atölye Buluşmaları' ise 10 Eylül pazar günü başlayacak. 'Atölye Buluşmaları', Hikmet Barutçugil ve Yılmaz Eneş atölyelerinin ebru faaliyetleri ile dört gün boyunca devam edecek. Çalışmaları 11.00-13.00 saatleri arasında Yılmaz Eneş, 15.00-17.00 saatleri arasında ise Hikmet Barutçugil atölyesi üstlenecek. 'Ebru Günleri 2006' kapsamında modern anlayışın hâkim olduğu ebru sergisi, 14 Eylül'e kadar Cemal Reşit Rey fuayesindeki sergi salonunda gezilebilir. (0 212 232 98 30)

Musa İğrek, İstanbul

Zaman Gazetesi

09/09/2006

7 Eylül 2006 Perşembe

Tuğralar seramik toprağında seyre çıktı

Zehra Çobanlı'nın 'Osmanlı Padişah Tuğraları' konulu seramik sergisi, İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi'nde açıldı. Sanatçının seramik toprağı üzerine resmettiği tuğralar, Osmanlı'nın sancaklarını açmış, kılıçlarını çekmiş sefere giden ordularının resmi geçidi gibi arz-ı endam ediyor İbrahim Paşa Sarayı'nın koridorlarında.

Tuğralar, padişahın isim ve lakabının bulunduğu alâmetler, imzalar. İlk devirlerde padişahların kendi tuğralarını kendileri çektikleri biliniyor. Daha sonraları ise bu vazife nişancılara verildi. Tuğralar, tuğrakeş ve hattatlar eliyle yüzyıllar boyu işlenerek güzelleşti. II. Mahmud'un son yıllarında en mükemmel halini aldı. Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'ye ait tuğraya günümüze kadar hiçbir yerde rastlanmamış. Orhan Gazi tarafından kullanılan ilk tuğra ise 'Orhan bin Osman' ifadesinden ibâret.

Zehra Çobanlı'nın mavi seramikler üzerine işlediği padişah tuğraları, geleneksel ile çağdaşın buluşması olarak öne çıkıyor. Sergide, Fatih Sultan Mehmet'ten Şehzade Cem'e, Kanuni Sultan Süleyman'dan I. Ahmed'e, III. Selim'den Sultan Abdülmecid'e birçok padişahın tuğrasını görmek mümkün. Türkiye dışında da birçok sergiye imza atan ve koleksiyonlarda eserleri bulunan Çobanlı, "Dünyadaki en güzel imza Osmanlı'da. Bu eserleri tüm dünyaya duyurabilmek için, seramikle birleştirdim." diyor.

Geleneksel seramik denince akla gelen 'mavi-beyaz'lar, Çobanlı'nın maviyi tercih etmesinde önemli bir etkiye sahip. Onun için mavi, 'özgürlüğün, gökyüzünün ve okyanusların rengi'. Parlak renkli siyah sır, astarlı mat çamur üzerine işlenmiş tuğralar sanatçının modern yorumuyla derin bir kimlik kazanıyor. Çobanlı, sergide yer alan eserlerin bir bölümünü geleneksel çini tekniklerini kullanarak üretmiş. 125 eserin yer aldığı sergide tuğralar dışında çanaklar ve vazolar da bulunuyor. Sergi, 30 Eylül'e kadar gezilebilir. (0 212 518 18 05)

Musa İğrek, İstanbul

Zaman Gazetesi

07/09/2006