22 Ağustos 2006 Salı

Galata Mevlevihanesi'nde üç yüzyıl aradan sonra 'Miraciye' okundu

Nâyî Osman Dede tarafından bestelenen ve dinî musikimizin en sanatlı eseri olan mîrâciye, Dede'nin şeyhlik yaptığı Galata Mevlevihanesi'nde 300 yıl sonra önceki akşam ilk kez okundu.
"Evvel Allah adını yâd ederiz/Dil dil olmuş kalbi dilşâd ederiz" diye başlayan eser okundukça dinleyenler her mısraın sonunda, hep bir ağızdan ve âhenkle "sallû aleyh" diyerek Süleyman Erguner Miraciye Topluluğu'na iştirak etti. Miraciye'den sonra, Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inin mirac ve münacaat bahirleri okundu. Semazenler gösteri yaptı. Kutbü'n Nâyî Osman Dede'nin mezarının da yer aldığı Galata Mevlevihanesi, yaklaşık üç saat boyunca 'Miraciye'nin o derin nağmeleri ile yankılandı. İcranın ardından geleneğe uyuldu ve Hazreti Peygamber'in (sas) Mirac Gecesi süt içmesini hatırlatmak için kandil simidi ile süt ikram edildi.

Hazreti Peygamber'in Mirac Gecesi yaşadıklarını konu alan miraciyelerin en ünlüsü Osman Dede'ye (vefatı 1729) ait olanı. Ömrünün sonlarına doğru bir gece Üsküdar'daki Nasuhi Dergâhı'nda misafir olarak kalan Osman Dede, Miraciye'yi Nasuhi Hazretleri'nin ricası üzerine yazıp bestelemiş. Dede'nin Miraciye'sini mirac kandillerinde okumak zaman içinde gelenek haline gelmiş. Öyle ki bu maksatla camilerde ve tekkelerde vakıflar bile kurulmuş. Unutulmaya yüz tutmuş bu geleneği ihya etmek için çaba sarf eden Neyzen Süleyman Erguner ile 'Mîrâciye'yi ve kültürümüzdeki yerini konuştuk.

Kutbü'n Nâyî Osman Dede Mîrâciye'yi nasıl bestelemiş? Bu konuda bir rivayet var mı?

Galata Mevlevihanesi'nde 1689-1730 tarihlerinde şeyhlik yapmış olan Osman Dede, bir regaip kandili gecesi yakın dostu devrin büyük mutasavvıflarından Mehmet Nasûhi Efendi'nin Üsküdar Doğancılar'daki Nasûhi Dergâhı'na gelir. Nasûhi Efendi, Dede'den mîrâciye bestelemesini rica eder, aynı gece Miraciye'nin güfteleri, Nasûhi Efendi tarafından Osman Dede'ye ilham olur. Bunun üzerine Osman Dede, mirac kandiline kadar kısa zaman içinde '400' mısradan oluşan, mesnevi tarzındaki Mîrâciye'yi besteler ve ilk kez Nasûhi Dergâhı'nda okunur. Mîrâciye'nin bundan sonraki yıllarda özellikle mirac kandillerinde okunması âdet olmuştur.

Mîrâciye, Osmanlı döneminde nasıl kıraat edilirdi?

Mîrâciye, her yıl miraca tesadüf eden sabah, birçok dergâhlarda, Şehzade Camii'nde, Hazreti Sünbül Dergâhı'nda, Yenikapı Mevlevihanesi'nde, ayrıca Merkez Efendi'de, Hüdâyi ve Nasûhi dergâhlarında, Kadirîhane ile diğer tekkelerde okunmakta idi. Miraciye, her biri ayrı makamda bestelenmiş 'Bahir' adı verilen altı bölümden oluşuyor. Bahirler arasında eseri süsleyen, güfteleri Arapça ve Hz. Nasûhi Efendi'ye ait olan 'tevşihler' bulunuyor. Eseri, bitişik iki kürsüde yer almalarına itina edilen ve aynı üstaddan meşk etmiş iki kişi birlikte okur, kürsülerin altında oturan zâkirler de her bahirden önce Mîrâciye'ye mahsus ve usulle bestelenmiş tevşih ilahilerini söylerlerdi. Her mısranın sonunda "sallû aleyh" denir ve 6. bahir esnasında Münacat'a kadar her mısranın sonunda "minne's-salât" (bizden salât ü selam olsun) diye terennüm edilirdi. Münacaat esnasında her mısranın sonunda zakirler tarafından "İkbel yâ Mücib" (Dualarımızı kabul et ey Dualara İcabet Eden) denilirdi. Böylece Mîrâciye son bulurdu.

Osman Dede'nin mezarı başında üç yüz yıl sonra Mîrâciye'yi yeniden okumak nasıl bir duygu?

Zaman ve mekân üstü bir hadise olan Mirac, bizim için de heyecan verici bir olay. Osman Dede, Hz. Peygamberimiz'in aşkıyla, bu mübarek hadiseyi, Allah katına yükselişi nağmelendirdi. Bizler de, onun ölümünden yaklaşık üç yüz yıl sonra, bu ilahi nağmeleri yine onun kabrinin yanı başında Galata Mevlevihanesi'nde dile getirmeye çalışıyoruz. Miraciye'nin 4. bahri olan nevâ kayıptır; ancak 'Mîrâciye'nin Galata Mevlevihanesi'nde üç yüz yıl aradan sonra ilk defa seslendirilmiş olması kültürümüz adına önemli bir faaliyettir.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi

Hasretin başlayıp bittiği yer tarihe karışmasın diye...

01:04 Posted by Musa İğrek , No comments
Yıllardır Anadolu'dan bin bir umutla İstanbul'a gelen milyonlarca insanın İstanbul'da ayak bastığı ilk yer, ayrılıkların ve kavuşmaların mekânıdır Haydarpaşa Garı. Geçtiğimiz yıllarda TBMM'de kabul edilen iki 'torba yasa' ile tarihî binanın çevresini içine alan bir proje kapsamında Haydarpaşa Garı'nın otele dönüştürülmesi gündemdeydi. Bu girişime bir tepki olarak, Karşı Sanat Çalışmaları, 'Haydarpaşa 0 Noktası' etkinliğini sanatseverlerin beğenisine sundu. Etkinlikte Haydarpaşa ile ilgili bir sergi, resimler, karikatürler ve film gösterimi yer alıyor. Haydarpaşa'yı İstanbul'a geri kazandırma çalışmalarına katkıyı amaçlayan etkinlik 2 Eylül'e kadar Beyoğlu Karşı Sanat Çalışmaları'nda izlenebilir. (0212 245 15 08)

Musa İğrek, İstanbul

15 Ağustos 2006 Salı

Prof.Dr. Muhittin Serin: Hat üstatlarını Batılı ressamlar kadar tanıyamadık

Modern resmin öncülerinden Picasso'nun 'Benim resimde varmak istediğim son noktayı İslam yazısı çoktan bulmuş.' dediği rivayet edilir. Prof. Dr. Muhittin Serin, Picasso'nun yıllar önce güzelliğinden etkilendiği, hüsnü hat ile ilgili çalışmalarıyla tanınıyor. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde Türk-İslam sanatları tarihi profesörü ve aynı zamanda hattat olan Serin, 'Bizim de Picasso'larımız, Rodin'lerimiz var.' diyerek, Şeyh Hamdullah, Hafız Osman, Şevki Efendi ve Mustafa Rakım gibi önemli hattatları gösteriyor. Serin, çağımızın büyük ustalarından Kemal Batanay'dan tâlik usulde icazetli ve 30 yıldır hat sanatıyla meşgul. Geçtiğimiz günlerde Batanay'ın çok yönlü hayatını ve hat sanatındaki serüvenini anlatan "Kemal Batanay, Bestekâr, Tambûrî, Hattat, Hafız" adlı kitabı yayımlanan Muhittin Serin ile 'Türk Hat Üstadları' serisini ve hat sanatını konuştuk.

Kalın
'Türk Hat Üstadları' adlı eserleri yazmaya nasıl başladınız?

Geçtiğimiz yarım asır süresince hat sanatının fiziki ve iç güzelliklerinden bir hayli uzaklaştık, hatta yabancılaştık da diyebiliriz. Günümüz aydınları ve gençlerimiz, Batı'nın modern ressamlarını dahi etkileyen hat sanatının üstadlarını ve onların bugün muhtaç olduğumuz huzurlu dünyalarını, Batı kültürünün sanatkârlarını tanıdıkları kadar tanıyamadan yetiştiler. Bu eksikliği gören Kubbealtı Kültür Sanat Vakfı ve Ekrem Hakkı Ayverdi'nin teşvik ve gayretleriyle 1980'den başlamak üzere 'Hat Sanatımız', 'Hattat Aziz Efendi', 'Hattat Şeyh Hamdullah', 'Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar' ve 2006'da İTO'nun desteği ile 'Kemal Batanay' adlı eserimiz yayınlandı. Kültür ve sanat çevrelerinde ilgi gördü.

Kitap, Kemal Batanay'ı yeniden gündeme getirdi...

Uzun süren bir hatıra, belge, arşiv ve fotoğraf çalışması sonucu hazırlandı Batanay kitabı. Kemal Batanay'ın ailesi, çocukluğu, musiki ve hat eğitimiyle ilgili bilgiler yer alıyor. Hat sanatına on beş yaşlarında başlayan Batanay, tâlik tarzının en kadim isimlerinin başında geliyor. Muhyiddin Efendi, Hasan Hüsnü Efendi, Hulusi Efendi, Mehmed Efendi ve Ferid Bey'den hat; Emin Dede, Rauf Yekta, Ahmet Irsoy, Ahmet Avni Konuk, Ömer Bey, Kadı Fuad Efendi ve Refik Fersan'dan tambur ve müzik dersleri alan Batanay, aynı zamanda bestekâr, tambûri, hafız ve şairdi.

Kemal Batanay kitabının sizin için daha özel bir yeri var sanırım...

Evet, Kemal Batanay ile yazı meşk ettiğim 1967 senesi bir perşembe günü, Süheyl Ünver beni karşısına alıp, 'Oğlum geçmişte üstatlara en büyük ihaneti kim yapmıştır biliyor musun? Ders ve feyiz aldıkları hocalarının hayatları, sanatları, iç dünyaları ve çalışma tarzları hakkında hiçbir bilgi nakletmeyen talebeleri... Sen hocasına ihanet edenlerden olma.' diyerek beni uyardı ve o günden itibaren Kemal Batanay ile ilgili gözlemlerimi yazmaya başladım.

Kitapta, hocanız ile yakınlığınız dikkat çekiyor. Geleneksel sanatlarda hoca-talebe ilişkisi nasıldır?

Klasik sanatlarımızda hoca ile talebe arasında zamanla samimi bir alaka doğar. Talebenin üstadından yeteri kadar yararlanabilmesi için onun dünyasında erimesi gerekir. Talebe üstadından sanat eğitimi ile beraber manevi bir terbiye de alır, hocanın bütün iç güzellikleri farkında olmadan şahsiyetini etkiler. Bütün tekkelerde sanat, insan terbiyesinde bir vasıta olarak kullanılmıştır. İnsanın kendine ve çevresine zararlı düşüncelerden temizlenmesi için sanattan daha güçlü bir terbiyeci yoktur.

Kemal Batanay kitabından sonra sırada ne var?

Yaklaşık on yıldır Kanuni devrinin hat güneşi olarak kabul edilen Ahmet Şemseddin Karahisari ile ilgili bir kitap üzerinde çalışıyorum. Rabb'im ömür verirse bu araştırmamı da eser haline getirmek arzusundayım.

'Geleneksel sanatlar usta-çırak ilişkisiyle öğrenilir'

İnsanlar sadece dini bir simge, İslami bir sembol olması sebebiyle hat sanatına karşı bir ilgi duyuyorlar; ama çizgi ahenginin arkasındaki manayı, İslam'ın dünya görüşünü kavramak için önce okuyabilmeli, hatta manasını da anlamalıdır. Yoksa sadece şekilden ibaret kalır. Günümüzde 4-5 aylık kurslarla bu sanatları öğrenmeye ve öğretmeye çalışıyorlar. Halbuki geleneksel sanatlar usta-çırak ilişkisi içinde, aşkla ve uzun bir emek sonunda ancak elde edilebilir.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi

9 Ağustos 2006 Çarşamba

Yazarlar `şiddete karşı` bir araya geldi

01:06 Posted by Musa İğrek , No comments
Çocuk kitabı yazarları ve çocuk edebiyatı dostlarının internette oluşturduğu Çocuk Yazını Grubu, çocuklar arasında giderek artan şiddet olaylarına karşı, yazar ve çizerlerin eserlerinden oluşan bir derleme kitap hazırlıyor. 'Hani Her Şey Oyundu' çalışmasının ekibi yazar, ressam, çizer, yayınevi sahibi, kütüphaneci, öğretmen, pedagog gibi pek çok alanda çocuk ve çocuk edebiyatı ile ilgilenenlerden oluşuyor.

Ekip, şiddetin sıradan bir olay olarak değerlendirilmesine ve uygulanmasına karşı olarak çalışmalara başlamış. Amaçlarının, 'çocuklara şiddetin çözüm olmadığını hissettirmek ve içinde şiddeti barındırmayan bir yaşam tarzını benimsetmek' olduğunu ifade eden yazı grubu, çocuklara şiddet içermeyen bir yaşam anlayışını, metinler ve görsel eserlerle sunmaya çalışacak. 100 çocuk kitabı yazarının desteklediği antoloji çalışması, şiirler, masallar, öyküler, illüstrasyonlar ve yazarların 'Şiddeti bizler de yaşadık' başlığı altında, şiddete olan tavırlarının bugünkü yaşamı nasıl etkilediğinin anlatıldığı bölümlerden oluşuyor. Çocuk edebiyatı yazarı Aytül Akal, genelde okuldaki şiddete karşı ya bildiri dağıtıldığını ya da bir basın açıklaması yapıldığını, yazın ekibinin kendi yetenekleri doğrultusunda bir şeyler yapmayı uygun gördüğünü dile getirdi.

Antolojinin, tüm Türkiye'de çocuklara ücretsiz dağıtılması amaçlanıyor. Çalışma öncesinde 8-12 yaş grubu çocukların şiddete karşı bakış açılarını anlayabilmek için bir anket çalışması yapılacak. Antoloji çalışmasının okullarda dağıtılması sonra yeniden yapılacak bir anket çalışması ile çocukta şiddet olgusunun ne derece değiştiği saptanacak. Antoloji için aralarında Gülten Dayıoğlu, Muzaffer İzgü, İpek Olgun ve Ayla Kutlu gibi yazarların yer aldığı 150 kadar eser bir araya geldi. Ayla Çınaroğlu, Ayşen Özenç, Aytül Akal, Bekir Yurdakul, Çiğdem Güneş, Ercüment Özçakır, Mavisel Yener, Mehmet Atilla ve Nur İçözü 'nden oluşan ekip gelen eserleri değerlendirmeye devam ediyor. Yeni eğitim ve öğretim yılına antolojiyi yetiştirmeyi hedefleyen ekip, çeşitli meslek gruplarından destek görüyor.

Sakarya Valiliği, antolojinin basımını ve dağıtımını üstlenerek yazı ekibiyle bir protokol imzaladı. Kitap, Sakarya'da tüm ilköğretim okullarında, öğrencilere ücretsiz dağıtılacak. Şiddet karşıtı olan antolojinin, çocuklara öğretmenleri nezaretinde ulaşması halinde önemli işlevleri olacağını söyleyen ekip, projeyi Sakarya'dan başlatıp tüm Türkiye'ye yaymayı, 'her öğrenciye olmasa bile, her sınıfa bir derleme kitabı ulaştırmayı' amaçlıyor.

Musa İğrek, İstanbul
Zaman Gazetesi
09/08/2006